Erdoğan bir kez daha Kürtleri çatıştırma niyetinde

Devletin algı yönetimi konusundaki yetenekleri AKP iktidarı ile birlikte daha da görünür oldu. Bu sözcüğü yeteneksizdirler anlamında kurmuyorum. Nihayetinde mahiyetlerindeki birçok kurum-kuruluş, maddi güç ve en önemlisi kendini üç paraya satmış ‘toplum mühendisleri’ marifetiyle bu konudaki yeteneklerini her geçen gün geliştiriyorlar.

Elbet bu yeteneklerinin ne kadar işe yaradığı tartışılır.

Özellikle algılarının çöktüğü yani sarpa sardıkları anlarda, güçlerinin, paralarının, ‘toplum mühendisleri’ üzerinden kazandıkları yeteneklerinin bir işe yaramadığı daha iyi anlaşılıyor.

Hatırlarsanız AKP iktidara geldiğinde öyle bir algı oluştu ki neredeyse herkes bu algının etkisinde kaldı. AKP ve lideri demokrasi kahramanı ilan edildi. Milli Görüş kimliğini soymuşlardı. Bir diğer deyimle Hıristiyan demokratların Müslüman versiyonuydular. Avrupa Birliği’ne girmek için her türlü adımı atmaya hazırdılar. Kürt sorununun demokratik çözümü için çabalıyor, CHP’ye ve Kemalizm’e vurma amaçlı da olsa nihayetinde Dersim için özür dileyebiliyorlardı. Arada “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereken yapılır” diyerek faşist naralar atan bir Erdoğan’ın yönetiminde olsalar bile argümanları ile umut vericiydiler.

Ancak onları zorlayan etkenler de vardı. Çözüm bekleyen Kürt sorunu gibi devasa bir sorun, toplumu istedikleri gibi yönetmelerine engeldi. Daha ötesi bu sorunun muhatapları ülkede giderek güçleniyor ve tüm engellemelere rağmen iç siyasette belirleyici olabiliyorlardı.

Bir diğer etken ise 2011’den itibaren başgösteren Suriye kriziydi. Bir kez daha yayılmacılık hastalığına kapılan, işgalci damarı kabaran AKP ve lideri Erdoğan, iktidarını kalıcılaştırmak, Neo-Osmanlı’yı yaşama geçirmek için öncelikle Kürt siyasetine yaslanmak istedi. 2013 çözüm süreci bu yaklaşımın akabinde ortaya çıktı.

Sürecin Kürt tarafı deneyimliydi. Muhatabını tanıyordu. Bu nedenle ‘yoğurdu üfleyerek yemekten’ vazgeçmedi. AKP iktidarı ise çözüm sürecini kullanarak Suriye ve Rojava’da kontrolü Kürtler üzerinden sağlamak istiyordu. Bu teorisi tutmayınca, bir çırpıda masayı devirebildi. Haliyle ortakları da değişti. Gülen Cemaati gitti, yerine MHP ve Ergenekon geldi.

Ortakların değişmesiyle bırakın Kürt sorununun demokratik çözümüne, neredeyse PKK’ye desteğin yüzde 70’lere yükseldiği ortam, yerini bir anda savaş ve şiddete desteğin yüzde 70’lerin üstüne çıktığı yeni bir ortama bıraktı. Öyle ki masa devrilmeden önce Karadeniz’de “PKK’ye ve liderine güveniyoruz, siz de güvenin” diyenler, çakılan ilk işaretle birlikte “En iyi Kürt ölü Kürt’tür” demeye başladı.

İktidarın bugünlerde yeni hesaplar peşinde oldukları gözleniyor. Örneğin bir kez daha Kürtlerin, özellikle PKK’nin kapısını çalabilirler. Ancak bunu yapmadan önce zorladıklarına ve zayıf düşürdüklerine inandıkları Kürt hareketini, daha açık söylemle PKK’yi parçalamak, kendilerince kategorize ettikleri kesimleri içerde karşı karşıya getirmek arzusundalar…

İmamoğlu’nun ikinci kez seçildiği İstanbul yerel seçimlerinde, yüzlerine gözlerine bulaştırarak da olsa bunu denediler. Şimdi aynı taktiği bir kez daha deneyecekler kanısındayım. PKK’nin başmüzakereci ilan ettiği ve çözümün olmazsa olmazı olarak gördüğü PKK Önderi Abdullah Öcalan’ın, tüm örgütü, avukatları, vasisi ve ailesi ile bağı kesikken, tecrit altındayken onunla görüşen akademisyen Ali Kemal Özcan’ın Sayın Öcalan’ı referans göstererek yaptığı açıklamalar bunu akla getiriyor. AKP kendince Kürt hareketini Kandil, Avrupa, ülke (Demirtaş, HDP ve diğer bileşenler, yapılanmalar) ve İmralı olarak temel kategorilere ayırmış. Asıl derdi ise kategorize ettiği bu kesimleri çatıştırmak.

Elbet devletin bu niyeti hep vardı. Hatta farklı alternatifler üzerinden suni muhataplar oluşturma niyeti olduğunu da hiç gizlemedi. Ancak şimdiye kadar başaramadığını bu kez daha etkili bir biçimde ve kabul etmek gerekir ki daha ustaca yeniden yaşama geçirmek istiyor.

Algıları çökmüş, Rojava’dan Güney’e siyaseti darbelenmiş, iç krizin zorladığı “Erdoğan Türkiye’si” de kendini denedi ve tüm baskılara, zorbalıklara rağmen Kürt hareketini darbelese bile yok edemedi. Daha ötesi; barbarlığın ortaya çıkardığı sonuçlar nedeniyle Kuzey Kürdistan’da kan kaybı yaşansa bile Rojava’da sağlanan ilerleme, Kürt hareketine olan güveni de tazelemiş durumda.

Durum tam da bu iken hergün daha fazla kan kaybeden, iç ittifakları ile karşı karşıya geleceği görünen devletin başındaki zat, yeniden ihtiyaç duyacağını hissettiği Kürtleri bir kez daha iç darbeyle zayıflatarak kendine mecbur etmek istiyor. Tek derdi ise kendini kurtarmak. Anlaşılan o bunun için düğmeye de basmış…

Yazarın diğer yazıları