Erdoğan ‘diktatör’ mü? Yoksa zavallı bir alet mi?

Mehmet Ağar bir TV kanalında ansızın ortaya çıktı ve resmen ve alenen “yeni parti” kuracakları söylenen Gül’ü, Babacan’ı ve Davutoğlu’nu tehdit etti. Ve “yeni bir parti kurmak için hiç bir meşru mazeretiniz yok” dedi. Birisi Cumhurbaşkanlığı, diğeri Başbakanlık, ötekisi Dışişleri Bakanlığı yapmış adamları sinsi bir edayla beş paralık ilan etti; “sizi bu makamlara Tayyip Bey getirdi” derken, Erdoğan’ın şu andaki Bakanlarını da hiçe saydı. Gelmiş geçmiş bütün Başbakanların, Bakanların on paralık değeri olmadığını Ağar’dan daha iyi, daha güzel, daha isabetli ve kesin olarak hiç kimse dile getiremezdi.

Neden?

Çünkü Ağar Türk Kontrgerillasının en önemli şeflerinden birisidir. Türk parlamenter rejiminin de, şimdiki uydurma Başkanlık rejiminin de gerçekte Türk derin devletinin ve onun vurucu gücü kontrgerillanın “vesayeti” altında olduğunu, gelmiş geçmiş bütün sistem içi siyasetçilerin de bu “vesayet” altında sınırlı yetkiye sahip basit aletler olduğunu Ağar çok iyi bilir.

Pek çok kimse Erdoğan’ın dehşetli bir diktatör olduğunu, devleti tümüyle ele geçirdiğini ve herkesi yönettiğini sanmakta.

Bu çok büyük bir yanılgıdır. Erdoğan Türk derin devletinin ve kontrgerillanın “ücretli” bir propagandacısı, ajitatörü ve örgütçüsüdür. Tarihsel sürece bakıldığında, derin devlet diğerlerine olduğu gibi, Erdoğan’a da esas olarak “ekonomi” alanında özerklik tanımıştır. Erdoğan’a verilen “ücret” de zaten budur. Çalıp çırpmasına göz yumulmakta, Erdoğan da bu ücret karşılığında Türk derin devletine hizmet etmektedir. Derin devlet Erdoğan’dan “kitle desteği” elde etmekte, Erdoğan da Saray’daki imtiyazını korumaktadır.

Derin devlet ya da kontrgerilla dendiğinde pek çoğunun aklına “Kemalist bürokrasi” ya da “Kemalist ordu” gelse de günümüzde durum böyle değildir.

Türk devlet bürokrasisi 1950 yılına kadar CHP yanlısı unsurlardan oluşmuştu. CHP’nin içinden çıkan DP’nin kurulması ve iktidara geçmesiyle birlikte CHP’li bürokrasi CHP geleneğine bağlı bürokrasi ile DP geleneğine bağlı bürokrasi olarak ayrıştı. Her iki grup da anti komünistti ve NATO’ya bağlıydı. 12 Mart darbesiyle birlikte, İran’daki Humeyni iktidarına alternatif olarak ABD yanlısı ılımlı İslamcı unsurlar yani Cemaatçiler Bürokrasiye üçüncü eğilim olarak eklendi. Bu üçüncü eğilim ABD ile birlikte Erdoğan’ı kullanarak derin devletin ana gücü olan Kemalist ve sağ muhafazakar kontrgerillayı tasfiye etmeye kalkıştı. Ve başaramadı. Cemaatçi bürokrasiyle birlikte Batı yanlısı bürokrasi tasfiye oldu. Derin devlet “Balyozcu Kemalistlerle”, Ağarcı “muhafazakarlara” kaldı.

Doğal olarak bu başarısızlıktan sonra akla Erdoğan’ın tasfiye edilmesi gerektiği gelir. Ancak derin devletin “siyasi ayağı” topaldı. CHP parçalanmış, güçten düşmüştü. DP’nin devamı olan AP ve ardından genel başkanlığını Mehmet Ağar’ın, sonra da Süleyman Soylu’nun yaptığı DP tasfiye olmuştu. Derin devlet Erdoğan’ı bağışladı. İşlediği suçların affının karşılığında onu kendi hizmetine aldı. Böylece derin devlet ve kontrgerilla çok geniş bir taban kazandı. Bu taban Türk faşizmine “meşruiyet” sağlayan en önemli güçtür.

İşte şimdi derin devletin dayandığı bu tabanda ciddi ayrışmalar ortaya çıkıyor. Bu tabanın MHP kesimi İyi Parti’nin kurulmasıyla parçalandı. Şimdi bu tabanın en büyük kesimi olan AKP tabanında ayrışma eğilimi güçleniyor. Yeni Parti girişimi gerçekleştiğinde derin devletin yekpare tabanı da parçalanmış olacak.

Mehmet Ağar’ın apar topar kendini orta yere atması bu sebepledir.

Faşist rejimle yönetilen Türkiye hem ekonomik, hem de askeri bakımdan hala Batı dünyasının organik bir parçasıdır. Türk derin devleti ABD’yle giriştiği bilek güreşini, Rusya’ya yanaşarak, ama aynı zamanda ülkedeki seçmen çoğunluğuna dayanarak sürdürme imkanını her an kaybedebilir. Kaybettiği zaman, 17-25 Aralık’ta başarısızlığa uğrayan darbe, bu defa başarıya ulaşabilir; elbette ne Türk sermayesi ve ne de Batı ya da ABD Türk derin devletini tasfiye etmez, kendisine “ihanet edenleri” cezalandırır, gerisini dönüştürür. Hizmetine alır. Bu “cezalandırılma” işini en iyi Ağar bilir. Susurluk çetesinin başlarından biri olarak, bir ara bir kaç aylığına hapse atılmıştı. Olağanüstü Hal Valisi, Kontrgerillacı Hayri Kozakçıoğlu da 23 Mayıs 2013’de (intihar dense de gerçekte) öldürülmüştü. Korku o nedenle büyüktür. Derin devlet içinde, aktüel olarak Rusçu ve Amerikancı kavgası sanılandan da keskindir.

Şimdi Türk derin devleti Ağar’ın TV konuşmasıyla AKP’ye karşı sistem içi bir alternatifin çıkmasını önlemek üzere, “ikinci helikopter” operasyonunu başlatmış bulunuyor. Erdoğan da MHP’ye karşı ortaya çıkan sistem içi MHP alternatifini, Akşener’i hapse atarak bastırmak üzere harekete geçiyor.

Ezcümle; Erdoğan bütün bu derindeki çelişkiler ortamında, görünüşteki muazzam karizmasına karşılık, zavallı bir figürden fazlası değildir.

Ağar yeni parti girişiminin sahiplerini “siz hiç bir şey değilsiniz, Tayyip Bey her şeydir” derken, “aslında Erdoğan da hiç bir şeydir, her şey biziz” demek istedi.

Ağar „Manevi oğlu“ Süleyman Soylu’yu AKP’ye sızdırdı; Soylu kontrgerilla adına devletin polis ve jandarma gücüne el koydu. Hakiki oğlunu da son seçimde milletvekili olarak AKP içine gönderdi. AKP böylece parti olmaktan, Erdoğan da “herkesin şefi” olmaktan çıktı; AKP kontrgerillanın “siyasi ayağına”, Erdoğan da kontrgerillanın “ayakçılığına” dönüştü.

Ekonomik kriz ve onun sonunda sosyal patlama Türk derin devletinin altını üstüne getirecek.

“Beka” dedikleri budur.

Yazarın diğer yazıları