Erdoğan insanlığa karşı suç işlemekten yargılanmalıdır*

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) savaşçılarının onur direnişini sürdürdüğü Serêkaniyê’den gelen görüntüler, kullanılması uluslararası anlaşmalara göre yasak olan fosfor bombasının Türk devleti tarafından kullanıldığını gösteriyor. Özellikle hedef alınan çocukların yayınlanan görüntüleri, ABD’nin Vietnam halklarına karşı kullandığı napalm bombaları sonrasında çekilen görüntülere benzemiyor mu?

Kuzey ve Doğu Suriye topraklarında 9 Ekim’den bu yana insanlığa karşı suç işleniyor. Gazeteci arkadaşlarımızın büyük riskler alarak ulaştırdıkları görüntüler, vahşetin boyutunu gözler önüne seriyor.

Siviller bombaların hedefinde. Hastaneler bombalanıyor. Serêkaniyê’deki Roj hastanesi günlerdir saldırı altında. Yaralıları almak üzere hareket eden ambulanslar ile sivil halk konvoyları hedef alınıyor. Binalar, sokaklar, pazarlar, fırınlar… Halkın yaşadığı her yer işgalcilerin saldırılarının hedefi oluyor. Tüm bunlar, Türk devletinin “harekat” ya da “operasyon” gibi kavramlarla sunduğu saldırganlığın “işgal” olduğunun bir başka kanıtı. Ve bu işgal saldırısı, insanlığa karşı işlenen suçlarla devam ediyor. Uluslararası literatürü kullanırsak; bu bir savaş suçu.

Demokratik Suriye Güçleri (DSG) savaşçılarının onur direnişini sürdürdüğü Serêkaniyê’den gelen görüntüler, kullanılması uluslararası anlaşmalara göre yasak olan fosfor bombasının Türk devleti tarafından kullanıldığını gösteriyor. Özellikle hedef alınan çocukların yayınlanan görüntüleri, ABD’nin Vietnam halklarına karşı kullandığı napalm bombaları sonrasında çekilen görüntülere benzemiyor mu?

Bakmaya utandığımız bu görüntüleri, vahşetin boyutunu göstermek bakımından yayınlamak zorunda kalıyoruz.

Gelen görüntüler, Türk devletinin insanlığa karşı işlediği suçların somut göstergesidir. Saray’ın yeni Goebbels’leri ve tetikçilerinin hiçbir yalanı bu gerçeği değiştiremez.

Önceki Serêkaniyê’deki yaralıları almak üzere Qamişlo’dan yola çıkan konvoy, çetelerin saldırısına uğrayınca geri dönmek zorunda kaldı. Dönüş yolunda uğradıkları Mişrefa köyünde başka bir vahşet ile karşılaştılar. Köyden gelen görüntülere göre, Türk devletinin 9 Ekim günü gerçekleştirdiği hava saldırısında köydeki evlerin büyük bir bölümü yıkıldı. Köylüler enkaz altında kalarak can verdi. Dün itibariyle enkazların altından 16 kişinin cansız bedeni çıkartıldı.

ABD ile Türkiye arasında 17 Ekim gecesi varıldığı açıklanan “ateşkese” rağmen işgalcilerin saldırıları özellikle Serêkaniyê’de devam ediyor. DSG Sözcüsü Mustafa Bali’nin dün twitter hesabından paylaştığı görüntüler, sınır hattında yeni çete gruplarının takviyesinin yapıldığını gösteriyor.  Çok açık ki, Rojava’daki bu işgal son bulmadığı sürece, insanlığa karşı suçlar işlenmeye devam edecek.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana olduğu gibi, AKP iktidarının da bu konudaki karnesi hayli kötü.

Roboski katliamını ve katliamın ardından iktidardan gelen açıklamaları hatırlayalım. 2011 yılının 28 Aralık gecesi Türk savaş uçaklarının bombardımanında 34 insan katledildi. Yarısı çocuktu. O günlerde başbakan olan Erdoğan, katliama tepki gösterenlere “Yatıyorlar, kalkıyorlar, Uludere diyorlar” diye çıkışıyordu.

Cizre bodrumlarını hatırlayın. Cizre Halk Meclisi Başkanı Mehmet Tunç’un katledilmeden birkaç saat önce söylediklerini unutmadınız değil mi?

Hangi mesajı bize emanet etmişti?

“Mücadele eden halka selamımı iletiyorum. Teslim olmayacağız kalan insanların bizimle gurur duymaları lazım. Biz şehit düşeceğiz ama diz çökmeyeceğiz. Bizi unutmayın. Bu halk kazanacak.”

Halk Meclisi Eşbaşkanları Asya Yüksel ve Mehmet Tunç ile birlikte onlarca insan, o vahşet bodrumlarında yakılarak katledildi.

Bu insanlığa karşı bir suçtu.

Taybet ananın cenazesi günlerce yerde kaldı. Cemile’nin cansız bedenini annesi buzdolabında saklamak zorunda kaldı. Hacı Lokman Birlik’in cansız bedeni, zırhlı aracın arkasına bağlanarak sokaklarda sürüklendi.

2006 yılının Mart ayında Amed, Batman’da evlerinin balkonlarında, annelerinin kucaklarında katledilen 3 yaşındaki Fatih Tekin’i, 6 yaşındaki Enes Ata’yı 8 yaşındaki İsmail Erkek’i hatırlayın.

Karakoldan atılan silahla Ceylan’ın parçalanan bedenlerini eteğinde toplayan anne Saliha’yı düşünün.

Tüm bunlar ve elbette çok daha fazlası, Erdoğan iktidarı döneminde yaşandı.

Her bir güne bir insanlık suçu düşüyor neredeyse.

Erdoğan her bir suçun da arkasında durdu. Suçlarını “teröre karşı savaş” diye dünyaya anlattı.

Ama bugün işi çok zor. Rojava’da kullanılan kimyasal silahlar dünya basınının gündeminde. Artık kimseyi “teröre karşı savaş yürüttüğü”ne ikna edemez. Dünya halkları bu gerçeğin farkında. Rojava’da savaşçıların direnişi başta olmak üzere Rojava devrimini savunma talebiyle dünyanın her yerinde yapılan eylemler, hakikatlerin üzerinin örtülmesine engel oluyor.

Bu gerçeği unutmayalım!

Yazarın diğer yazıları