Erdoğan seçimle gitmeyecek mi?

7 Haziran 2015 seçimlerinde Erdoğan kaybetti ama gitmedi. Seçim sonuçlarını geçersiz hale getirmek için memleketi içte ve dışta bir savaş ortamına soktu. Bu ortamda yapılan 1 Kasım seçimlerini kazandığını iddia ve ilan etti.

HDP’ye savaş açarak vekilleri, parti yöneticilerini, belediye eşbaşkanlarını zindanlara doldurdu. Şehirleri yerle bir ederek boşaltıp HDP’ye oy veren seçmenleri de sürdü. Seçim döneminde büyük sayıda asker polis yığınağı yaparak onların oylarıyla sonuç almaya çalıştı.

 O dönemden beri kaç seçim, kaç referandum ve cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ama hepsini AKP kazanmış olsa da hiç birisinde seçimler üzerindeki şaibe kalkmadı. Ne var ki YSK bu seçimlerde muhalefetin yaptığı hiçbir itirazı ciddiye almadı. Hemen hemen hepsini de incelemeye gerek görmeden reddetti. Erdoğan’ın kadrolarına mazbatalarını hemen verdi. Erdoğan sokağa dökülecek muhalefet yanlılarına karşı katliam hazırlıkları yaptı ve bunu da ilan etti.

31 Mart 2019 yerel seçimlerine giderken Erdoğan-Bahçeli çetesi işi sağlam tutmaya çalıştı. Memleketi yeni bir savaş havasını sokup muhalefete savaş açarak bu gerilim ortamında istediğini elde etmeye çalıştı. Şimdi hemen unutulmuş gibi ama beka, iç düşman, dış düşman, hainler, ezan-bayrak-türban bağırtıları sokaklarda çınlıyordu.

Erdoğan süresi dolmuş YSK üyelerini değiştirmemek için özel yasa çıkartıp YSK’nın görev süresini bir yıl uzattı. Erdoğan önceki seçimlerde olduğu gibi AA-YSK işbirliği ve de sokak çetelerinin tehditleriyle bu seçimde de halkın iradesini gasp edebileceğini ve dört buçuk beş sene seçimsiz bir diktatörlük yapabileceğini düşünüyordu. Zaten YSK seçim sonuçlarını ilan etmeden AA’nın ilan ettiği sonuçlara göre Binali Yıldırım 3(üç) bin oy farkla İstanbul’u kazanmış ve zafer açıklamasını yapmış, İstanbul’u zafer pankartlarıyla donatmıştı. Hiç kimse milyonlarca seçmeni olan bir ilde 3 (yazıyla üç) bin oy farkla seçim kazanılır mı demedi.

AKP-MHP diktası için seçimleri kendilerinin kazanması hak ama başkalarının kazanması suçtur. Şimdi bu nedenle isyana başladılar. YSK’yı göreve getiren kendileri. Bütün yasaları, usulleri belirleyen kendileri, seçimler süresince hiçbir itirazları olmayan, bütün tutanakları imzalayan kendileri ama kaybedince en önde itiraz eden de kendileri…

Yani “Seçimler ve sandık biz kazanırsak geçerlidir yoksa değildir” diyorlar. Bu kör inat sadece iktidar tutkularından değil de miktarı bile tam bilinemeyen yolsuzluklarını, hırsızlıklarını gizlemek için mi acaba? Çünkü seçilen bazı belediye başkanlarının açıkladığı borç ve harcama miktarları bile dudakları uçuklatıyor.

Onlar bu soygunlarını gizlemek ve hesap vermekten kurtulmak için her şeyi söyleyebilir ama bağımsız ve tarafsız olduğu iddia edilen YSK ne diyor? Şimdi gözler YSK’ya çevrilmiş durumda. Baştan hiç ihtimal verilmezken şimdi YSK’nın seçimleri iptal edebileceği ihtimali konuşuluyor. Erdoğan bir yandan savcılıkları harekete geçirip sandık kurullarını soruştururken bir yanda da YSK üyelerini tayin-azil cenderesine alıp yönlendirmeye çalışıyor. YSK bu seçimleri yenilerse 1 Kasım 2015 tarihinden beri yapılan tüm seçimleri de, referandumları da yenilemelidir. Ancak o zaman adalet yerini bulabilir.

Hukuk ve meşruiyet sınırlarını çoktan çiğneyip bu sınırların dışına düşmüş olan Erdoğan-Bahçeli diktası için deniz çoktan bitmiştir. Her yöntemle dikta rejimlerini sürdürmeye çalışıyorlar. Halkın en masum direnişlerini bile copla-topla bastırmaya çalışan, ağzını açanı komalık edip atan Erdoğan-Bahçeli diktasının zorba fedaileri kol geziyor.

Erdoğan-Bahçeli diktasının halkın iradesine karşı sürdürdüğü inat gösteriyor ki seçimle gitmeye hiç niyetleri yok. O zaman halka da iradesini bütün gücüyle ve bütün meşru yollarla ortaya koyma görevi düşüyor.

Leyla Güven’in başlattığı ve 178. güne giren, zindanlardan tüm dünyaya yayılan açlık grevi-ölüm orucu eylemlerine, onlarla dayanışma eylemlerine giren ailelerin, demokrasi güçlerinin direnişleriyle yaygınlaşan eylemlere bir de bu gözle bakmak gerekiyor.

Halkın yaşama hakkı da dahil olmak üzere tüm hak ve özgürlüklerini gasp eden Bahçeli-Erdoğan diktasına karşı mücadele herkesin hakkı ve görevidir.

Yazarın diğer yazıları