Erdoğan’a cevap faşizme ve savaşa karşı mücadeledir

Erdoğan’ın 28-29 Eylül Almanya gezisine karşı mücadele geçen haftadan başladı.

Yazı önceden yazıldığı için, Cuma günü için  planlanan eylemlerin gücü hakkında yorum imkanı yok. Fakat Türkiyeli, Kürdistanlı göçmen halkımız başta gelmek üzere eylemlere en geniş katılım sağlamak Erdoğan faşizmine karşı mücadeleyi güçlendirmede çok önemli rol oynayacak.

Herşeyden önce ülkede faşizmin ağır baskıları altında mücadele edenlere iyi bir moral kaynağı olacak.

Erdoğan faşizminin kadrosal ve destek güçlerinin “ne yapsak başarıyoruz” kibirli moralinin bozulmasına katkı sağlayacak.   

Bu nedenle, Cumartesi yapılacak protesto eylemlerine katılımın güçlü olması ve coşkulu  geçmesi her zamankinden daha önemlidir. Rutin eylemlerden biri olarak bakılmamalı. Bu noktada biri kararsızlık yaratan diğeri doğrudan engel olan iki anlayışa değinmekte yarar var.

Bu eylemlerin başlıca temel bileşenlerinden olan Almanya (ve diğer Avrupa ülkeleri) antiemperyalist ve antifaşist güçleri arasında varolan tereddüt, yanlış bir düşünceden kaynaklanıyor. “Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri halkları arasında şovenizmi kışkırtabilir” fikri bu tereddütü ifade ediyor ve yanlıştır.

Bugün artık Türkiye ve benzeri ülkeler burjuvazisi, geçmişin sömürge ülkeleri yönetici sınıfları gibi zayıf bir sınıf değildir.

Yeni sömürgecilik mali-ekonomik sömürgecilik yönünde ilerlerken bile, bu burjuvazi, değişik ülkelerdeki somut durumuna göre dünya tekellerinin dünya pazarına yönelik artı değer oluşturmasına ucuz işçilik imkanı sağlayarak, dünya tekellerinin eklentisi olarak sermaye birikimini hızlandırmış, irice burjuvazi haline gelmiştir.

Sermaye birikimini hızlandırmanın kazandırdığı gözü dönüklükle, kanlı ve vahşi birikim yöntemlerinde iştahlı ve saldırgan davranmakta. Yetinmeyerek, elinde tuttuğu devasa askeri sivil bürokrasi, şirket yöneticileri, parti liderleri ve satın aldığı akademi görevlileri ile yönetmenin her biçimini hızla öğrenip gerçekleştirmekte. Sınıfdaşlarının tarihsel yönetme deneylerini, en önemlisi olan faşizmi ve kitleleri aldatma yöntemlerini de iştahla öğrenip uygulamakta.

Artık emperyalizm ve ezilen halklar arasındaki çelişkinin temel çelişki olması yerini emek sermaye çelişkisine bıraktı. Ve emperyalizm ile mali-ekonomik sömürge burjuvazileri bir yanda, dünya işçi sınıfı ve ezilen sınıf ve kesimleri diğer yanda olan iki dünya cephesi arasındaki mücadele, emekçi insanlığın kaderini tayin ediyor.

Dünden farklı olarak, emperyalist küreselleşme döneminde bu gerçek kendisini daha çok açığa vuruyor. Bu nedenle emperyalist ülkelerdeki emekçi sol güçlerin, oryantalizme düşeriz tereddütünü bir yana bırakıp iki antagonist dünyanın mücadelesinde kararlıca eylem geliştirmeleri gerekir. Erdoğan faşizmine karşı Cumartesi eylemlerinde düzeyi yükseltmeleri yalnızca enternasyonalist görevleri değil, iki dünyanın mücadelesinin yüklediği doğrudan devrimci görevleridir.

Türkiye’den milliyetçiliğin etkisi ise  enternasyonalist desteği almada tereddüt yarattığı gibi, özellikle burjuva muhalefetin,  “Avrupa’da Erdoğan’a getirilen sınırlama Türkiye’ye yapılan muameledir, Erdoğan’ın yanında tavır takınırız” argümanıyla Erdoğan faşizmine şovenist desteği, Avrupa’daki göçmenleri de etkiliyor. Özellikle CHP etkisindeki göçmen kitle Erdoğan faşizmine karşı Avrupa’da mücadeleye katılmakta bu şovenist argüman nedeniyle tereddüt ediyor.

Şovenist tereddütün bir yana bırakılması, bıçakla kesilip atılması yanı sıra buna karşı kararlı mücadele de faşizme karşı mücadelenin bir parçasıdır.

“Erdoğan hoş gelmedi, defolsun” eylemleri, aynı zamanda savaşa ve işgallere karşı mücadeledir. Çünkü Libya’dan Suriye’ye emperyalistlerle birlikte ve özellikle Suriye’de emperyalistler ve Suudiler ve bölge gericileriyle birlikte gerici yıkıcı savaşı örgütleyen Erdoğan faşizmidir. Cerablus’tan Efrîn’e kanlı işgal ve savaşı gerçekleştiren, Rojava’nın tümünü işgal edeceğini histerik nutuklarla açıklayan Erdoğan’dır. Şengal ve Kandil’i işgal girişimleri süren Erdoğan’dır.

Erdoğan faşizmine karşı Cumartesi eylemleri bu işgal ve savaşların halklara ve emekçi insanlığa getirdiği acımasız zulme karşı da mücadeledir.

Ayrıca vurgulamak gerekir ki Avrupa sivil insanlarına karşı IŞİD eliyle, Paris’te, Fransa’da, Brüksel’de ve Almanya’da kitlesel katliamlar düzenleyen de Erdoğan’dır. Bu mücadele aynı zamanda Erdoğan’ın kitlesel katliamlarını durdurma mücadelesi olacaktır.

Erdoğan kendisine bağlı gerici örgüt ve partileri, Osmanlı Ocakları, Ülkücüleri örgütleyerek, müslüman göçmen gericiliğini arkalayarak ve destekleyerek, katliam ve şantaj silahını süreklileştirmeyi sürdürüyor. Bunu geriletmenin gerekli onurlu görevlerinden biri olacaktır Cumartesi eylemleri.

Alman emperyalistleri ve siyasi liderleri, Erdoğan’ın dün kendilerine meydan okumasına karşı biraz homurdanmışlardı. Fakat bugün sınıf kardeşliğinin ve çıkarlarının verdiği görevle “deli bizim ne yapsa yeridir” görüşüyle hareket ediyorlar.

Erdoğan ve tetikçileri kriz koşullarında özellikle sermaye akışını sürdürebilmek için Almanya ve diğer Avrupalı emperyalistlerle daha fazla işbirliği yapmak zorunda. Alman emperyalizmi, yüzlerce milyar Euro’ya varan borç olarak Avrupa mali sermayesi tarafından verilen para sermayenin  batmaması ve özellikle dünya çapında yeni güç odağı olarak işbirlikçilere ihtiyacı nedeniyle sınıf kardeşi Erdoğan’ın faşizmine sınıfsal duygu rahatlılığıyla davetkar davranmaya devam edecektir.

Cumartesi eylemleri, emperyalist ve işbirlikçilerinin ittifakına karşı da mücadele olacaktır.

Bütün bu açılardan önemi açık olan Cumartesi eylemlerini yükseltmek bizler açısından devrimci sınavdır. Bu sınavlardaki başarı, ancak bu yol, Erdoğan faşizmini yenilgiye götürecek daha zorlu sınavlara güç, coşku, kararlılık taşıyabilir, taşımalıdır.

Yazarın diğer yazıları