Erdoğan’a verilen ‘ev ödevi’ ucuz vatandaşın seçmenliği

Bir süredir Türk devletinin Ortadoğu’ya sıkıştırılmış “Üçüncü Dünya Savaşında” yenik düştüğünü yazıp duruyorum.

Her yenilen devlet, malumdur, bir “teslim anlaşması” yapar.

Ancak Ortadoğu’daki savaşın öteki iki dünya savaşından farkı var. Kimisinin “vekalet savaşı” dediği durumdan söz ediyorum. İki küresel güç, ABD ve Rusya bu savaşın küresel tarafları. Türkiye ve İran ise bölgesel tarafları oluşturuyor.

Şu anda iki bölgesel devletten Türk devleti bu maceranın sonucunda yenildi. İran konumlarını koruyor.

Küresel iki güçten ise biri diğerine üstün gelememiş durumda.

Bunlardan biri üstün gelseydi, ertesi gün Türk devleti galip gelen devletle “teslim anlaşmasını” yapacaktı.

Böyle olmadığı için şimdi Türk devleti kime teslim olursam en az zararla kurtulurum hesabı içinde. O nedenle bir gün Soçi’ye koşturuyor, ertesi gün Almanya kapılarına. Sonra ABD’ye heyet üstüne heyet gönderiyor. Özetle artık “kazanmak” Ortadoğu’ya hakim olmak için değil, “teslim şartlarını” hafifletmek ve Kürtlere maksimum zarar vermek için Küresel güçler arasındaki dengeden yararlanmaya çalışıyor.

İdlib mutabakatı görünüşte Erdoğan için bir “başarı”. Ne anlamda? İdlib’deki işgalinin bedelini “daha az zararla atlatma” ihtimali anlamında. Erdoğan Tahran’a giderken, Rusya İdlib’i bombaladı. “Mutabakata” imza atmazsan fena yaparım demiş oldu. Ve Soçi’de Erdoğan, “tamam sen bomba atma, ben yediğim naneyi kendim temizlerim” demek zorunda kaldı. Şimdi Rusya, altına kaçıran çocuğun kulağına yapışan öğretmen gibi, Erdoğan’a “fırla, altını temizle” ödevini verdi.

Mutabakata göre Türk devleti 2010 yılından beri DAİŞ’le, El Nusra’yla oynadığı oyunun ortaya saçtığı rezil durumu kendisi temizleyecek. İşgal ettiği bölgelerde çeteleri temizleyecek.

Gerçekten temizleyecek mi?

Hayır. “Temizliyorum” diyerek biraz daha zaman kazanacak. Bu arada DAİŞ’le ya da El Nusra’yla, ya da Heyet bilmem neyle masaya oturacak.

Yanlış duymadınız “masaya oturacak”. Kendi öz yurtlarında özgürce yaşamak isteyenlerle oturulan masayı deviren Erdoğan’dan söz ediyoruz. İşte bu Erdoğan Kelle kesenlerle. Suriye’ye ta Çin’den, Maçin’den, Kafkasya’dan, Afganistan’dan kalkıp gelen Arabın ve Kürdün topraklarını kana bulayanlarla masaya oturacak. Denebilir ki, Türk devleti bunlarla zaten “savaş karargah masalarında” oturuyordu. Ne farkı var?

Var. Teröristi savaşta desteklemek amacıyla masada yarenlik etmek bir şeydir, o teröriste “vaz geç bu sevdadan” demek için masada çekişmek başka bir şeydir. Terörist savaşa sevdalıdır, barışa düşmandır. Gel de işin içinden çık bakalım.

Bu işin en sonunda teröristler de, Türk devleti de pılısını pırtısını toplayıp Suriye topraklarından yüz geri edecek. Bu kesin. Ama her ikisi de çekilirken, bütün işgalcilerin yaptığı gibi, bu toprakları Kürt halkına haram etmek için her türlü mel’aneti yapacak. Yakacak, yıkacak.

Şunu da ekleyeyim: Türkiye’yi teslim almak için yarışan devletler, bu işi silah zoruyla yürütmüyor. Şimdi diplomasi ve ekonomi önde geliyor. Şu hale baksanıza: Diyanet’in casusluk yaptığını ilan eden Merkel, Erdoğan’la birlikte Diyanet’in inşa ettiği Cami’nin açılışını yapacak. ABD İdlib meselesinde çaktırmadan Türk tarafının tezlerine destek verdi. Putin neredeyse her hafta Erdoğan’la muhabbet etmekte.

Bütün bu olup bitenler karşısında yurttaş şaşkın. Ne olduğunu anlayamıyor. Oysa anlaşılmayacak bir yanı yok bütün bunların. Türk devleti yenildi. Ancak Rusya, AB ve ABD “pat” durumunda. Türkiye’yi kim teslim alacak meselesini çözmeye çalışıyorlar. Taraflardan biri Erdoğan’ın sağ koluna giriyor, öteki sol koluna. Çekiştiriyorlar. Sonunda ve büyük ihtimalle Batı’ya rampa edecek. Bir ihtimal daha var: Belki de Türkiye her iki tarafından çekiştirilirken “caaart” diye orta yerinden ikiye ayrılacak. Erdoğan da sizlere ömür.

O nedenle de Erdoğan az zararla teslim olma, Kürde en büyük zararı verme ve iktidarını koruma dışında hiçbir perspektife sahip değil.

Her neyse. Şimdi yeni bir gelişme var. Erdoğan yeni bir kararname yayınladı. “Türk vatandaşlığına” geçiş “ücretini” ucuzlattı. Eskiden en az 1 milyon doları üç yıllığına bankaya yatıran ya da yarım milyon dolarlık üç yıl satılmamak şartıyla gayrı menkul satın alanlar vatandaş olabiliyorken, şimdi fiyatlar yarı yarıya ucuzlatıldı.

Neden acaba?

Elbette kesilen kredi musluklarından birkaç damla akıtmak, döviz kazanmak için. Ama bir de şu ihtimal yok mu? İdlib’den yarın gelecek birkaç milyonla birlikte, Türkiye’deki beş altı milyon mültecinin en az dörtte biri, belki yarısı bu yolla şıpın işi vatandaş, ve…

Seçmen olacak.

Al sana “hilesiz” iki, üç milyon oy daha…

Teslim sürecinde ayakta kalmak için şu Erdoğan’ın yaptığı cinliklere şapka çıkarmamak mümkün mü?

Yazarın diğer yazıları