Erdoğan’ın altından muhalefeti çekmek

Türkiye’deki rejim, eğer Bizantik tartışmaları bir yana bırakırsak, “seçimli, yani muhalefetli faşizm”dir.

NATO üyesi, Avrupa Konseyi üyesi ve AB aday üyesi olan bir ülkede bu kurumlara “uyumlu” olma zorunluluğu Türk faşizmini “seçimli, yani muhalefetli faşizm” kılığına sokma mecburiyeti doğurmuştur.

“Seçimsiz ve tek partili faşizm” Türk devletinin organik parçası olduğu küresel kapitalizmin yukarıda sayılan kurumları tarafından, şimdi olduğu gibi desteklenemez. NATO üyeliği fiilen “askıya” alınır, Avrupa Konseyi’nden çıkartılır, AB ile tüm resmi bağları koparılır. Ekonomik ambargo ile çökertilir. Elbette işler bununla kalmaz. Türkiye’nin bu durumda Rusya’ya tümüyle teslim olmasına izin verilmez. Rejimin yıkılması için her türlü yola başvurulur.

Çünkü Türkiye NATO üyesidir. Bu anlaşma, “düşman tarafından saldırıya uğradığında” diğer ülkelere Türkiye’yi savunmak için askeri müdahale “sorumluluğu” vermiştir. Türkiye’yi NATO’dan koparmaya kalkışacak bir iktidar, NATO tarafından bir anda iktidarı “gaspeden düşman güç” olarak tanınacaktır.

Şimdi Türkiye bir yol ağzındadır. NATO, AB ve ABD açısından Türkiye “tehlikeli” bir şekilde Rusya’ya “bağımlı” olma, giderek Rusya ile askeri işbirliği yapma yolunda yürüyor. O nedenle Rusya karşıtı devletler, Türk devletinin Batı’dan kopmaması için faşist rejime göz yumuyor, ilişkilerini sürdürüyor.

Faşist rejim de “tek partili faşizm” yerine “seçimli, muhalefetli faşizm” sayesinde hem Batı’yla, hem de Rusya’yla ilişkilerini sürdürebiliyor. Ve böylece hem faşist rejimi pekiştiriyor, hem de Kürdistan’a karşı savaşı sürdürebiliyor. O nedenle şu anda TBMM’deki muhalefetin varlığı, Türk faşizmine uluslararası alanda ve içeride “meşruiyet”, manevra kabileyeti ve muazzam bir destek sağlayan en büyük faktördür…

Hemen ekleyeyim: Bu muhalefet yani CHP ve HDP, hatta İyi Parti, daha sonra kurulacak olan partilerin sözcüleri, yani “tek başına HDP” değil, tümü, bugün “ülkede diktatörlük rejimi kurulmuştur, TBMM tasfiye edilmiştir, Anayasa yürürlükten kaldırılmıştır” diyerek TBMM’den “sine-i millete çekilsinler”, Erdoğan rejimi beş-altı ay içinde yıkılır. Ya parçalanır ya da “demokratik erken seçime” mecbur kalır. “Demokratik erken seçimde” ise perişan olur. Bu da, yarın sistem içi kavgalar yüzünden NATO’nun müdahalesine karşı da biricik alternatiftir.

Bu açıdan bakıldığında, faşizm koşullarında yapılacak her seçim, faşist rejime meşruiyet kazandırmaktan başka sonuç doğurmaz. Rejim, seçimlerde azınlıkta kalacağını anladığı durumda ya bu seçimleri, daha önce yaptığı gibi hükümsüz ilan eder ya da şimdi olduğu gibi MHP’yle, yarın İyi Parti’yle, ertesi gün de CHP’den kopacak bir partiyle, daha sonraki gün ise Davutoğlu’nun partisiyle koalisyon kurarak işe yaramaz hale getirir.

Muhalif sistem partilerini “erken seçime” zorlamak için, bunların tabanında harcanacak enerjiyi, bu tabanda “TBMM’den çekilme” eğilimini güçlendirmek ve muhalif sistem partilerini, tabanın zorlamasıyla “TBMM’den çekilmeye” ikna etmek için harcamak, “erken seçim” taktiğini radikal kılacak biricik yöntemdir.

Faşizm bugünkü somut koşullarda “seçimle” yıkılmaz. Ama tüm muhalefetin TBMM’den çekilmesi, rejimin dünya çapında izole edilmesi, krizinin derinleştirilmesi ve bu krizden yararlanan kitlelerin direnişi ile, şimdi ekleyebiliriz, bu şartlarda zorlanacak “erken seçim” ile yıkılabilir.

Sistem dışı güçler böyle bir taktik plan yaptıklarında ve sistem içi partilerin tabanında “TBMM’den çekilme” yönünde güçlü bir irade örgütlediklerinde, ortaya şu iki sonuçtan biri çıkacaktır:

Ya sistem içi partiler tabanlarının zorlaması ile TBMM’den çekilirler, bu durumda faşist rejimi erken seçime zorlamak, kabul etmezse kitle direnişiyle yıkmak mümkün olur; ya da tabanlarına rağmen çekilmezler, bu durumda tabanlarının önünde zayıflarlar, sistem dışı demokrasi güçleri ise saflarını genişletir, faşizmi daha radikal yollardan yıkmanın koşulları olgunlaşır.

Ancak:

İster “TBMM’de kalarak erken seçim” densin, ister “TBMM’den çekilme yoluyla erken seçim” densin, bu taktik plan, kitleler arasında ciddi ve nispeten uzun bir çalışmayı zorunlu kılar.

İyi de sistem içi partileri “erken seçime” razı edene ve Erdoğan’ı da erken seçime mecbur edene kadar, tutuklamaları, belediye gasplarını, HDP’nin fiilen kapatılmasını nasıl önleyeceğiz?

Bana kalırsa “erken seçim” üzerine konuşmaktan çok, bu soruya yanıt aramak, “sivil direniş” deyip, susmak yerine, direniş hakkında konuşmak daha iyi olurdu. Biz “erken seçim” filan derken, seçime girecek bir parti ortada kalmayabilir çünkü.

Yazarın diğer yazıları