Erdoğan’ın çıkar dalışı antiemperyalizm mi?

Erdoğan faşizmi, ABD ve AB emperyalistleriyle bazı konularda dalaşınca yönünü bir süre ve kısmen Rusya-İran eksenine dönmüştü.

Bu süre içinde Erdoğan ve yalakaları ile Kürt düşmanı şovenistler, “yerli ve milli” oyununu oynadılar.

Milliyetçi koroya katılan güçler oldukça genişti. Diktatör ve partisinden başka, burjuva muhalefetin tümü, diktatörün yalakaları, ulusalcı faşistler, politik islamcı örgütler ve diğerleri. Bu koro özellikle Trump’ın ekonomik ambargosu sırasında birliğini daha fazla sıkılaştırdı.

Erdoğan, rehin tuttuğu misyoneri bıraktı, ambargo kalktı. Trump-Erdoğan tekrar iyi anlaşmaya başladılar.

Önce vurgulayalım, ekonomik krizin nedeni Trump’ın ambargosu değildi ve ambargonun özellikle döviz krizini şiddetlendirme katkısı ambargo sonrasında ortadan kalkınca ekonomik kriz devam ediyor ve 2019’da şiddetleneceği şimdiden görülüyor.

ABD’nin gerileyen dünya hakimiyetini koruma saldırganlığı, karşısında rakip emperyalist güç odaklarını, Çin-Rusya eksenini, oyuna giren Alman emperyalizmini bulunca, Erdoğan ve benzeri burjuva liderlerin bu çelişkiden yararlanma imkanı arttı.

Erdoğan, bu çelişkileri kullanarak burjuvazinin gerici ve sömürgeci özel çıkarlarının taktiklerini deniyor, oynuyor.

Tuttuğu kadarıyla diktatör ve yalakalarının “güçlü devlet”, “yerli ve milli”lik demagojisinin etkisini artırıyor.

Tutmadığında diktatör Erdoğan kuyruğunu kısarak Trump’la, Merkel’le anlaşıyor. Siyonist İsrail’in Gazze’ye savaşına karşı ses çıkarmıyor. İngiltere’ye finans devlerinin ayağına gidiyor. Dünya tekellerinin temsilcilerini Saray’da ağırlıyor “sorun çıkarsa bir telefonunuz yeter ben buradayım” diyor.

Emperyalist rekabetten yararlanma taktiği, özellikle Efrîn işgalinde Rusya ve ABD’nin Erdoğan’ın savaşına izin vermesinde en açık biçimde kendisini gösterdi. Şimdi de Kürt halkımızın öncülerinin başına ABD’nin ödül koymasında görülüyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin antiemperyalist çizgisine karşı ABD’nin saldırganlığının yanı sıra, Erdoğan’ın rekabetten yararlanarak ABD’yi kendisiyle daha çok işbirliğine yöneltme taktiğinin de ABD’nin kararında rolü var.

Erdoğan, Cerablus-Azez-Bab işgalinde de rakip her iki emperyalistten Rusya ve ABD’den destek almıştı. Efrîn işgalinden sonra İdlib savaş ertelemesinde benzer bir durum doğdu. Diktatör, yalakaları ve Kürt halkının düşmanı şovenistler, Türk burjuvazisinin dayatmasıyla gerçekleşebildiği, ABD ve emperyalizm karşıtı bir çıkış olduğu yalanını işlediler. İşgalci-sömürgeci savaşı “vatan savaşı”, “ABD emperyalizmine karşı” savaş diye satmaya çalıştılar.

Erdoğan ve sömürgeci faşizm, çelişkilerden yararlanarak işgali, Rojava Devrimi’nin topraklarının diğer bölümlerine yayma girişiminde bulunuyor. Kandil’e doğru savaşını yoğunlaştırmak istiyor.

Diktatör sömürgeci savaşında ABD’den de Rusya’dan da onay ve destek alıyor ve bu destekten yararlanıyor.

İkinci ve daha çok yararlandığı olgu, Kürt düşmanlığını antiemperyalizm yalanıyla satarak Türk halkında yarattığı şovenist kitlesellik.

Şovenist koro, ekonomik kriz koşullarında “hepimiz aynı gemideyiz”, “ambargoya karşı birikte”, “borç 81 milyonun borcu” gibi, sınıf işbirlikçi ve faşist korparasyoncu söylemlerle kitle temelini korumaya çalıştı.

Özellikle milliyetçilik ve şovenizm, tarihsel deneylerde görüldüğü gibi halkın diktatörün arkasına daha güçlü bağlanmasına yol açar. Mussolini faşizmi, eski Roma imparatorluğu hayalini satarak, emperyalist savaşı kışkırtarak ve galip İtilaf emperyalistleri arasında yeraldığı halde “hakettiği” emperyalist çıkarı yeterince alamamış ruh halini kullanarak, kitleleri arkasına takabildi. Batı’nın daha güçlü devletlerine karşı İtalya’nın “haklı” emperyalist çıkarlarının savunucusu kesildi. Ve elbette Habeşistan ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinin işgalini destekleyen kitlelerin “emperyalist kârdan bir lokma da bana düşer” beklentisinden yararlandı.

Erdoğan faşizmi de, diktatörlüğünün ve Türk burjuvazisinin özel gerici/yayılmacı anlamıyla emperyalist çıkarlarının milliyetçiliğini antiemperyalizm diye satarak Türk halkını arkasına bağlıyor. O da Osmanlı imparatorluğu hayalini satarak, bölgenin büyük devleti olarak “hakettiği” yayılmacı ve tahakkümcülüğü elde edemediği ruh haline Türk halkını çekmeye, dahası yayılmacılıktan “bir lokma da bana düşer” beklentisini kullanarak şovenizmi pekiştirmeye ve desteğini koruma/güçlendirmeye, çalışıyor.

Faşist sömürgeciliğe karşı halkçı özürlük mücadelesine bağlanmayan, sınıfsallık karşıtı “üçüncü dünya devletçisi” her tavır, Erdoğan faşizminin kitle desteğini artırmaya, onun emperyalist rekabetten yararlanarak emperyalist yayılmacılığını antiemperyalizm diye satmasına yarar.

Erdoğan faşizmi, ekonomik kriz koşullarında kitle desteğinde heyelan doğması ihtimali karşısında, faşizme karşı direnişin yarattığı pervasızlıkta zayıflama kaşısında, Kandil’e savaşa giderken Hakkari’de savaşın ağır sonuçları karşısında bocalıyor. Ya hemen daha savaşçı maceracılıkla doğu Rojava’ya işgale kalkışacak veya “AB’ye katılma temel amacımız sürüyor” sözlerindeki gibi oyalayıcı laflarla zaman ve güç kazanmaya, sonrasında içteki ve Efrîn’deki savaşı Kürt düşmanı yeni işgallerle büyütmeye çalışacaktır.

Emperyalist dünya, politik bakımdan neofaşist hareketlerin yükselişini yedeklemeye, bunlardan yararlanmaya çalışıyor. Erdoğan da neofaşist diktatörlerden biri olarak, emperyalist dünyanın işbirlikçiliğini yapar ve desteğini alırken, rekabetten yararlanarak gerçekleştirebildiği milliyetçi yayılmacılığını antiemperyalizm diye satmaya çalışıyor.

Yalnızca halkçı ve antifaşist çizgide antiemperyalist olunur. Erdoğan faşizmine ve işgalciliğine karşı mücadeleye bağlanmayan sözümona antiemperyalizm yalnızca faşizmin barajına kitle taşıyor, bu yoldan kapitalist emperyalizme yarıyor.

Yazarın diğer yazıları