Erdoğan’ın Diyarbekir kabusu

Selim FERAT

Erdoğan’ın Diyarbekir’de böylesi bir yenilgi beklediğini tahmin etmiyordum.

Diyarbekir‘de “Kürtler’e devlet aramayın” dedi ve konuşmasında belirleyici cümle buydu.

Diyarbekir’de Kandil‘e karşı ikinci bir işgali başlatacağını açıkladı.

Seçim bağlamında yapılan bu konuşmadaki histerik çıkışlarının yüklü olduğu Portre, Demirtaş’tı.

Erdoğan, Diyarbekir’de Kürt sorununu çözmeyi başardıklarını açıkladığı saatlerdeydi: Berlin’de, kentin tümüne yakını harap edilen, nüfusunun tümüne yakını mecburi iskana tabi tutulan, Cizîra Botan’ın eski Başkenti Cizre‘nin Belediye Başkanı Leyla İmret HDP ile dayanışma mitinginde konuşuyordu.

İmret, Cizre halkının yüzde 95’inin kente geri döndüğünü açıkladı.

Erdoğan’ın kapıdışarı edileceği kentlerin başında Cizre gelecek, bundan kuşku duymuyorum.

Erdoğan’ın, Kürtler’in haklarını gasp edeceklerin karşısında onu bulacaklarını söylediği sıralarda, milletvekilliği gaspedilen Kürt Ahmet Yıldırım, Berlin’de yapacağı konuşmasına hazırlanıyordu.

Erdoğan’ın, kimse Kürt olduğu için mağdur edilmiyor, dediği sıralarda, AABK’nin Onursal Başkanı ve İstanbul’da HDP’nin milletvekili adayı Turgut Öker, Maraş, Çorum ve Sivas’ta katledilen, çoğunluğu Alevi olan Kürtleri anlatıyordu.

Erdoğan’ın red politikalarından eser kalmadığını vurguladığı sıralarda, Paris’de MİT tarafından katledilen Sakine Cansız’ın akrabaları, HDP ile dayanışmak için Berlin’de miting alanındaydı.

Tayyip Erdoğan, kimlere hitap ettiğini biliyor muydu?

Kürtçe serbest derken, AKP’de Kürtçe, ikinci emre kadar serbest der gibiydi.

Özgürsünüz, derken, sosyal kurtuluşları için yola çıkanları katl için, JİTEM’e talimat verir gibiydi.

Gerçekten o kadar ucube şey söyledi ki; tüm konuşmasında, doğruyu yansıtan bir cümle bulmak mümkün olmadı.

Bir Kürt büyüğü, “oğlum Tayyip, sen bizi mi, kendini mi kandırıyorsun?” deseydi, yeriydi.

Peki Tayyip’i belki de beşinci kez Diyarbekir’de şuursuz bırakan neydi?

İlk tahminim, ağırlığını taşıyamayacağı politik yoğunluğu onun, sömürgeciliğin çapını aşan Kürdistan’daki politik bileşkenlerin merkezi Diyarbekir’di.

İkinci tahminim, toplumdan izole edilmesine rağmen, söyledikleri bir giz gibi toplumun hafızasına yerleşen, Demirtaş’ın kullandığı sihirli değneğe karşı, çaresiz olması.

Üçüncüsü, Kürdistan’daki sosyal ve ulusal kurtuluş mücadelesinin dünya düzeyinde destek gördüğü bir safhada, kabadayılıklara ve özellikle de Tophane kabadayılığına yer olmadığı.

Dördüncüsü, Kürtler, kendilerin hitap edenlerin, onları aşağılayan sözlerini nasıl tercüme edeceklerin bildikleri.

Beşincisi, Erdoğan’ın Diyarbekir’de badanaja mahkum bir at arabasının sırtında olması.

Ve söylediklerine kendisinin hiç inanmaması.

Diyarbekir’de Kürtler’i aşağılayarak, küçülen adamdı.

Diyarbekir’de bağırmanın, Kürt partileri ve şahsiyetlerine küfretmenin, sadece asker ve polisten örülen bir güvenlik meydanında mümkün olabileceğini kanıtladı.

Diyarbekir’den olmayanları Amed’in halkı gibi gösterdi.

Bir katil devletini temsilen, Demirtaş’ı katil olarak tanımladı.

Bu adam gerçekten başarılıydı(!?)

Başarmadığı, kendisine inanacak bir Kürt bulamaması.

Bir de, Kürtler‘in siyasal şuuru ve hakikata dair cetvelinin ayarlarını tamamen bozması!

Diyarbekir’de öğrendiğini umuyorum: korkunun ve kabadayılığın faydasının olduğu tek saha Tophane; oraya dönmesi temennisiyle…

Yazarın diğer yazıları