Erdoğan’ın elindeki ‘oyuncağı’ almak için Kurultay gereklidir

Veysi SARISÖZEN

CHP yine Kurultay derdine düştü. Böylece „demokrasi mi, faşizmi mi?“ sorusu yerine „İnce mi, Kılıçdaroğlu mu?“ sorusu bir güzel gündeme yerleşti.
15 milyonluk seçmen kitlesi işte böyle oyalanıyor.

Erdoğan rejimi ise, Başkanlık kararnameleriyle yapacağını yapıyor.
Türkiye için bir „Kurultay“ ihtiyaç. Ama bu CHP Kurultayı değil. Tüm demokratik muhalefetin „Halk Kurultayı.“

Tekrar yazıyorum: TBMM artık yalnızca faşist rejimin hem içeride „seçimden seçime“ „demokrasi umudu“ yaratmak için, hem de uluslararası camiada, özellikle AB ve NATO ilişkileri içinde kendine „meşruiyet“ sağlamak için şekli bir araçtan ibaret. Erdoğan halkı ve dünyayı bu „oyuncak“ ile oyalıyor. Batının eleştirisine „size ne oluyor, benim parlamentom var parlamentoda da muhaliflerim var“ diyor. Sırıtarak.

Bakanlar Kurulu Saray’da Başkana bağlı. Yürütmenin yanında „yasama“ da Başkanlık kararnameleriyle Sarayın elinde. Yargı Başkanın atamalarıyla tümüyle onun emrinde. Ordu, MİT, polis ve jandarma 15 Temmuz tertipçileri Akar’ın, Fidan’ın, Soylu’nun yönetiminde ve bunlar da doğrudan Başkan’a bağlı. Maliye ve Hazine Damat’a teslim. Malum „Örtülü Ödenek“ deki milyarlık harcamalar Cumhurbaşkanı ile Maliye Bakanı’nın imzasıyla yapılmakta. Harcamaların sırrı artık aile sırrı oldu.

Bütün bu sistem kuruluşu, gerçekte çok büyük bir savaşın hazırlığıdır. İçeride sermayenin yeniden paylaşımı tamamlandığında, sermayenin en emperyalist, en terörist, en parazit kesiminin dinci ve şovenist kesiminin diktatörlüğü olarak faşizm yeniden Ortadoğu pazarlarının paylaşım kavgasına atılacaktır.

Erdoğan şu anda „savaş hali“ ilan etse ve tıpkı Abdülhamit gibi Meclisi kapatsa, devlet yönetiminde en küçük bir „aksama“ olmaz. TBMM yerine yeni bir kuruma ihtiyaç bile duyulmaz.

Bu durumda muhalefetin TBMM’de oturmaya devam etmesi yalnız beyhude bir oturuş değil, aynı zamanda „faşist rejime“ meşruiyet kazandıran bir „parlamenter ihanet“ anlamına gelmekte.

Yine tekrar yazıyorum. HDP’nin kendi başına TBMM’yi terketmesi hem gülünç olur, yani „tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış“ deyişindeki gibi; hem de siyasi bir „intihar“ anlamına gelir. Çünkü faşist rejim HDP’yi kanun dışı ilan etmeye hazırlanıyor, buna henüz gücü yetmiyor, HDP kendi tasfiyesine kendi eliyle elbette karar vermez.

Buna karşılık rejim CHP’nin TBMM’de olmasından stratejik amacı için yararlanıyor. Onu Mecliste tutmak istiyor. CHP’nin TBMM’yi terketmesi faşist rejimin üstünü örten „meşruiyet“i o anda yok eder. Çıplak faşizm hem içeride, hem dışarıda savunmasız kalır. „Parlamento“ oyunu sona erer.

Şimdi bana sorulursa, yapılması gereken, CHP ve HDP’nin seçimler sırasında alanlara çağırdığı 25 milyonluk seçmeni yeniden alanlara çağırmasıdır. Şu ya da bu konuda „protesto“ için değil. Halka şu soruyu sormak için: TBMM’den „çekilelim“ mi, „kalalım“ mı?
Beş altı aylık büyük bir „Halk Kurultayları“ kampanyasının sonunda, durumu daha şimdiden anlamış olan halk her iki partiye de „çekilin“ diyecektir. Bundan adım kadar eminim. Çekilmenin önündeki engel halk değil. Bir „bunaklık hastalığı“ olan parlamentarizmden kimi siyasetçilerin kopamayışıdır. Ve asıl engel CHP’nin „parlamentodan“ değil, fakat, hala „umutvar“ olduğu „devletten“ kopmayışıdır.

Bu durumda HDP’nin CHP içindeki ve tabanındaki demokratlarla, laiklerle, yurtseverlerle TBMM’den çekilme sorununu tartışmaya başlaması ve halk kitleleri içindeki çalışmalarla CHP yönetimini baskı altına alması büyük bir önem taşıyor. Faşizme indirilecek ilk darbe CHP yönetiminin faşist rejime meşruiyet kazandıran tutumunu bertaraf etmektir. Bu doğruysa, Kürt Özgürlük Hareketinin sosyalistlerle kurduğu ittifakın da hayati önemi anlaşılır; Ege ile Fırat-Dicle sularını birleştirecek kanal bilelim ki sosyalistlerdir.

Bu gerçekleştiği ve tabanın baskısıyla CHP TBMM’den çekilme kararı verdiği zaman, Türkiye’de çetin ve zorlu da olsa demokrasi yolunda ilk adım atılmış olacaktır.
Faşist rejim, elindeki baskı cihazıyla „iki cephede“ birden savaşma gücüne sahip değildir. Ege’de kabaracak „Türki“ dalgayla, Kürdistan’da var olan devrimci dalga birleştiği zaman, Erdoğan’ın elinden TBMM oyuncağı alındığı durumda, rejim uluslararası alanda da manevra olanağını kaybedecektir.

Hemen bugün „çekilmekten“ söz etmediğim sanırım anlaşıldı. Milyonları bu konuda harekete geçirecek beş altı aylık bir kampanyadan söz ediyorum. CHP ve HDP’ye oy veren yüzde elliye yakın seçmenin örgütlenmesi ve iradesini alanlarda dile getirmesi bugün demokrasi mücadelesinin biricik görevi olarak karşımızda duruyor.

Halka „çekilmenin“ nedenlerini anlatmak sanılandan kolaydır. Çünkü bizzat Erdoğan her gün, her saat ve saniyede muhalefetin meclisten çekilmesi için yeterinden milyon kere daha fazla gerekçe yaratıyor.

„Sokak önemlidir“ demek yetmez, sokağa neden çıkacağını bilmek gereklidir.

Yazarın diğer yazıları