Erdoğan’ın hedefi özerk yapıyı dağıtmak

Kuzey Suriye-Türkiye sınır hattında tampon, bölge-güvenli bölge tartışmalarında diplomasi trafiği son hız devam ediyor. Bu trafik sonucunda sorunun daha kaotik bir hale gelme olasılığı kadar, bölgede sorunların çözümü yönünde yeni adımların atılması olasılığı da mevcut.

Diplomasi trafiğine rağmen Türk devlet yetkilileri ve bizzat Erdoğan tarafından yapılan açıklamalara bakarak, bölge barışı açısından son derece zorlu bir viraja girildiğini söylemek mümkün.

5 Ağustos’ta ABD heyeti Türk devletiyle “güvenli bölge” üzerinden masaya otururken, sınır hattında da yoğun askeri hareketlilik yaşanıyordu. Bunu bir yönüyle masada elini güçlü tutma hamlesi olarak değerlendirmek de belki mümkün. Ancak bunun, “hadi bir noktada buluşalım da bu sorunu çözelim” üzerinden gelişmediğini de bilmek gerek. Eğer Türk devletinin amacı orta yolu bulmak olsaydı sınıra binlerce çetesini ve askerini yığmaz, soykırım tehditlerinde bulunmaz, bölgenin kendi muhataplarıyla oturup bir ortak uzlaşma noktası bulurdu. O halde amaç sorunu çözmek değil.

Peki amaç ne? Elbette ki amaç Özerk yapıyı dağıtmak, bölge demografisini değiştirmek ve Lozan sınırlarına varmak. Bunun için kurulan plan ise kapsamlı. ABD ve NATO’ya rağmen bu plan için Rusya ile S-400 anlaşmasına gidildi. Rusya alttan alta Türk devletini bu saldırı planına teşvik etti. Soçi anlaşmasına rağmen İdlib’de sürecin ağırdan alınmasına bu plan hatırına göz yumuldu.

ABD ve Türk devleti arasında “güvenli bölge” üzerinden her görüşme gerçekleştiğinde Suriye-Rusya İdlib’e ilişkin yaptıkları açıklamalarla gözdağı vermeye başladılar. Burada amaç ABD ile masaya otururken Türk devletinin elini güçlü kılmaktı. Çünkü ABD ve batılı güçlerin, Türk devletinin İdlib’deki varlığının sürmesini istediklerini gayet iyi biliyorlardı. 5 Ağustos’ta yapılacak görüşmelerden bir gün önce Suriye rejiminin İdlib’e dönük 24 saat süre vermesi de bu minvalde gelişti.

İşin bir yönü İdlib iken bir diğer yönü olası saldırı durumunda ortaya çıkacak boşluğun İran ve Suriye rejim güçleri tarafından doldurulmasıdır. Son birkaç gündür İran’ın Derazor bölgesine güç yığmaya başladığı haberlerinin ajanslara düşmesi de bu planın gereğidir.

Plana göre Türk devleti Kuzey sınırından saldıracak, QSD bu saldırılara karşı direniş cephesini güçlendirmek için Derazor dahil diğer bölgelerden güç takviyesini yapmak zorunda kalacak. Bunun sonucunda zayıflayacak güney cephesinden İran ve Suriye rejim güçleri saldırıya geçecek ve Derazor’dan başlayarak Haseke-Qamişlo hattına doğru sıkıştırmaya başlayacaklar. Sandviç operasyonu şeklinde gelişecek bu operasyon ortasında kalan QSD güçleri direniş gücünü kaybedecek ve dolayısıyla özerk yönetim böylece tasfiye edilecek.

Özerk yönetim dağıtıldıktan sonra Türk devleti elinde tuttuğu mültecileri Rojava-Kuzey ve Doğu Suriye Bölgesine yerleştirerek bölgeyi Kürtlerden arındırmış olacak.

Kaldı ki daha başından beri bu mültecilerin bu bölgeye yerleştirileceğini Erdoğan ve Binali Yıldırım başta olmak üzere AKP yetkilileri defalarca dile getirdiler. Bu şekilde Erdoğan Efrîn’de yaptığı gibi ENKS eliyle bazı işbirlikçi Kürtleri de işin içine dahil ederek tamamen kendisine bağlı bir yapı oluşturacak. Yapılan askeri yığınağa bakılırsa bu plan için Girê Spî ve Serêkaniyê’nin pilot bölgeler olarak seçilmiş olduklarını söylemek mümkün.

Ancak böyle bir saldırı durumunda, bölge yetkililerinin daha önce açıkladıkları gibi, savaş bu bölgelerle sınırlı kalmayıp tüm sınır hattına yayılırsa o zaman durumun nereye varacağını, evdeki hesabın çarşıya ne düzeyde yansıyacağını kimse kestiremez. Erdoğan ve avanesi dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan da olabilir. Bu olasılık son derece yüksek.

Burada bir hususa daha değinmek önemli. Erdoğan sürekli olarak Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin Kuzey Suriye bölgesine yerleştirilmesini bir tehdit olarak kullanıyor. Oysa iç göç sonucu sayıları yüzbinleri bulan mülteci zaten Kuzey Suriye’de istihdam ediliyor. Özerk Yönetim Türkiye’de bulunan mültecileri de alıp bölgenin değişik kentlerine yerleştirebilir. Zira burası Suriye üniter yapısı içinde özerk bir bölge ve Türkiye’de bulunanlar da Suriye vatandaşları. Bu bölgeye gelip yerleşmek isteyenlere Özerk Yönetimin, hayır, demek gibi bir durumunun olmayacağını bölge yetkilileri açıktan da dile getirdiler.

Özcesi Erdoğan’ın asılsız gerekçelerle bölgeye dönük kurduğu katliam planlarının tümü boşa düşürülebilir. Sınır hattına kurulacak bir uluslararası gözlem gücüyle de kimin kime tehdit oluşturduğu, kimin kime saldırdığı da net olarak tüm dünyaya gösterilebilir. Ancak şimdi oluşturulan sisin de etkisiyle gerçekler saklı tutulabiliyor. Ama sis dağıtılabilirse gerçekleri ifşa etmek daha kolay olur.

Yazarın diğer yazıları