Erdoğan’ın Kürtsüz bir dünya hayali

Türklerin tartışmasız tek lideri Recep Erdoğan, bilinci ve beyninde bıcıl bıcıl bıcıldayan kin kurtçuklarının ruhuna aşıladığı hırsı taktığı ve ardında Ortadoğu, iç Asya’nın gezgin katilleri, tecavüzcüler, hırısızlarından kurulu Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) takviyeli Türk ordusunu ile, Kürtsüz bir dünya yaratma ufuklarına doğru koşuyor.

Bölge boyunca, soykırıma hazırlanıyor. Siyasi partiler temsil ise eğer, Türk halkının tamamına yakını, kan ve Kürt kırımının yanında. Siyasi partilerin tümü destek veriyor çünkü…

Bugünkülerin ırkçı atası olan İttihat ve Terakki’ye itiraz yok, ganimet beklentisiyle destek vardı. Osmanlı ordusu bu destekle sivil insan kırıyor, Enver Paşa da, peşine taktığı ordularla uçuk bir kanlı hayalin peşinden koşuyordu. Napolyon gibi Asya içlerine dalmak, ama ondan farklı olarak fethedip orada saklı hayali Kızıl Elma’yı ısırmak, sonra bir ölümsüz edasıyla, işgal toprakları üstünde “Turan“ adını verdiği Türk imparatorluğunu kurup başına geçmek istiyordu.

Ama cahildi, Enver. Tarih bilinci yok, Rusya’yı tanımıyordu. Ancak, her cahil gibi onun da palavrası boldu. Trabzon ve Erzincan’dan ötenin yol boylarına yerleştirilmiş okların altına, “Kızıl Elma’ya gider“ tabelaları astırılmıştı.

Oysa, dünya sahipsiz değildi. Babil Kralı Nakubed Nazar, Makedonyalı İskender, Romalı Sezar’dan çok öncesinden beri, ağzı kanlı soykırımcılar, ellerinden kan damlayan fatihlere mezardı, yer yüzü.

Sonradan zuhur edecek bütün benzerleri gibi, Türk olmayan Türk bir ırkçısı olan Enver Paşa, Fransa imparatoru, Korsikalı bücür Napolyon‘u taklit ediyordu. Ancak Napolyon, 1812 baharında 453 bin kişilik ordu ile Rusya’ya girmiş, ama Moskova önlerinde bozguna uğramış, sonra bu bozgunun dip dalgalarıyla tahtını, apoletlerini de kaybederek sürgünü boylamıştı.

Bu haliyle Enver, Napolyon’un kaderinden bihaber bir mukallit olarak sırıtıyordu.

Ancak, dalkavuk Paşalar onu “sen tarihte, ikinci Napolyonsun“ diye alkışladıklarında, yapay bir kızgınlıkla, “hayır“ diye itiraz ediyordu. “Ben asla ikinciliği kabul etmem, birinciyim, daima birinci kalacağım“ diye övünüyordu.

Bunun üzerine paşalar korosu ses veriyordu:

“Napolyon’dan da büyük, daima birinci paşamız çok yaşa!..“

Enver, bu özgülerin sarhoşu olarak, 120 bin kişilik bir ordu ile Asya fatihi olmak üzere harekete geçiyordu. Fakat ordusu, Sarıkamış’ta açlıktan ve bit salgınına uğruyor, soğuktan donup saf dışı kalıyor, bu da Osmanlı’nın kaderi için, sonun başlangıç oluyordu.

Günün büyük Türk büyüğü Erdoğan, yayılmacı hayallerin esiri Enver’in yolundadır. Ama cahilliği ile dünyanın eli, ağzı kanlı soykırımcılar, insanlığı ağlatan işgalcilerin şenlik olmadığından haberli değildir. Kan ve kırımın bir adım ötesinde, bir başka çıkarın durduğundan da habersizdir.

Hitler, bu gerçeğin bilincide olmadan Avrupa’yı işgale kalkıştı. Yahudi soyunu kurutayım derken, sonunda saklandığı yerde, başına kurşun sıkmak zorunda kalıyordu.

 Erdoğan da Kürt düşmanlığı sendromundan malül. Yani hasta. Hastalığın yan etkileri, bu Atatürk ile yarış şeklinde ortaya çıkıyor. Doğrusu, birinlik de Erdoğan’da. Çünkü Atatürk, yalnızca içerde esir alınmış Kürtlerin kırımıyla meşguldü. Erdoğan’ın ise kırım plan ve programında, yer yüzündeki bütün Kürtler, ölüm çemberinde.

Bu amaçla Irak Kürdistanını havada bombalayıp yerde, karınca sürüsü gibi işgal ederek Ürdün sınırına yürüyor. Orada n’olacak bilmiyoruz. Çünkü, sınırda Ürdün’ün çıkarı başlıyor. Orada yaşayan, Kürtler var. Ürdün’ü de işgal edecek, Kürt kiniyle afyonlanmış ırkçı?

Öte yandan, Rusya istihbaratına göre, Suriye Kürtlerinin soykırımı için, yapılan yığınak, Efrîn işgal gücünün, en az iki katı. 40 bin kişilik IŞİD (DAİŞ)’li katiller, tecavüzcü ve hırsızlar ordusu da yanlarında.

Çağın sefaletine bakan. Bir ırkçı, bir halkı kırıp tüketmek için, bölgesel savaş tetikliyor. Bir söylentiye göre, katile onay da verilmiş. Doğruysa vahim, bir durum bu. Haydutların keyiflenmeleri için, onlara kan ile dolu yüzme havuzu sunuluyor…

İyi de ne adına? Suudiler, Suriyeli, Ürdün ve Iraklıları da içine çekecek bir bölgesel yangında kimin çıkarı, güvence altında olabilir ki?

Bir bölge halkının yurdu-yuvası, baştan başa hayatını, ganimetçilere ikram, çok taraflı yeni bir kan davası demektir. Hiç bir çıkar ayakta kalamaz…

Kürtleri kırarak bitirmek, kan davasına dönüşmüş davalarının ateşini söndürmek ise zor değil, bir imkansızdır. Persler Rusları, İngilizleri de yanına alarak bunu denedi. Türkler Avrupa’dan sonra, NATO’nun imkanlarını yedekleyerek kırım ve yıkıma girişti.

Saddam Enfalle, küçük çaplı atom bombası ile yürüdü, Kürtlerin üstüne.

Ayrıca, soykırım ile hiç bir sonuç alınamamıştır, bugüne kadar. Ama İsrail ve Ermenistan soykırımdan sonra devlet oldu. Kızılderililer, Aburjinler ve Güneyli Kürtler ise koruma altına alındılar.

Onun için, “elini çabuk tut barbar; tut ki Kürtlerin de devleti kurulsun“ diye duya ediyor, sıradan Kürtler…

Yazarın diğer yazıları