Erdoğan’ın lig atlama masalı kirizde

Erdoğan, siyasal diktatörlüğünü, Türk burjuvazisinin hızlı ve kanlı sermaye birikiminin hem aracı yapıyor. Hem de Türk sermayesine kapitalizmin dünya hiyerarşisinde lig atlatırsa, örneğin emperyalist küçük devletler ligine sokmayı başarırsa, diktatörlüğünü kalıcı kılmanın aracı yapmak istiyor.

Erdoğan’ın baş tetikçilerinden Cemil Ertem, ‘krizi fırsata dönüştürebiliriz’ derken, önceden olduğu gibi lig atlayan iki ülkeyi örnek veriyor: Çin ve Güney Kore! Çin’in emperyalist devletler ligine geçtiği doğru. Güney Kore’ye gelince. Orta düzey ülkeler arasında kapitalist gelişmişliği ön sıralarda.

Ertem, ABD-AB ekseninin dünya kapitalizminin ağırlığını yitirmeye doğru gidişinden yararlanan Çin’den sonra BRIC ülkeleri sermayelerinin faydalanacağı imkanını ileri sürüyor. Ve BRIC ülkeleriyle bağ içinde Türk sermayesinin faydalanacağı masalını halka yutturmaya çalışıyor:

 BRIC ülkeleri “ekonomiler(i), Türkiye ile birlikte, ortak hareket ederlerse, şimdiki dönüşümün, gelişmiş ülkeler için yeni bir kalkınma yolu olacağını göreceğiz.”(Milliyet, 25.07.18)

Mevcut krizi fırsata dönüştürerek ama elbette iktisadi eşitsizliğin yön değiştirmesi nedeniyle, Türk burjuvazisinin, BRIC’le işbirliği içinde kalkınabileceğini ileri sürüyor. Nasıl? Yerel para birimleriyle uluslararası ticarette, BRIC ülkelerinin yaklaşık 4.5 trilyon dolar birikmiş fazlasını ortak finans kaynağı olarak kullanmada ve diğer bazı alanlarda işbirliği yoluyla!

Fakat gerek Erdoğan ve tetikçileri gerekse burjuva kalkınmacı modernistler, Türk sermayesine basamak atlatma amaçlarını, “milli kalkınma” amacı ilan edegeldiler. Şimdi, Yeni Osmanlıcı bölgesel egemenlik çizgisinden beri bu iddialarını daha yoğun ve agresifçe sürüdürüyorlar. Ortak amaçları, burjuvazinin sermaye birikimini hızlandırmada emekçileri işbirliğine çekerek ideolojik olarak burjuvaziye bağlamak. İşçilere ve diğer emekçilere, ağır sömürü koşullarını “ortak milli amaç” için kabullendirmek. Dahası baştan çıkarıcı “milli kalkınma amacı” iksirini içirerek, krizin tüm ağır şartlarına teslim olmalarını, hayali “milli kalkınma”dan sonra durumlarının düzeleceği beklentisiyle avunmalarını sağlamaya çalışıyorlar. Bu “milli amaç” uğruna Efrîn-Cerablus işgalleri ve Kürdistan’da kirli savaşta “şehitlik mertebesine” ulaşmalarını empoze ediyorlar. Kürt özgürlük savaşçılarını ve iç sınıf mücadelesi militanlarını, Türk burjuvazisinin sermaye birikimini hızlandırmaya karşı engel ve “hain” göstererek Türk emeçilerini ve ezilenlerini zehirliyorlar.

Şimdi Erdoğan liderliğinde ve özellikle etrafında toplanan politik İslamcılardan çıkarcı yalakalara ve burjuva kalkınmacı Kemalistlere, sağcısından burjuva solcusuna Erdoğan’ın tetikçileri, bu agresifçe ideolojik saldırganlığı, sınıf işbirlikçi milli amacın yanı sıra antiemperyalist de göstererek, emperyalizme karşı tepkiyi de diktatörün ve burjuvazinin barajında toplamak istiyorlar.

Diktatör Erdoğan, Türk burjuvazisini yükseltmenin hızlı ve kanlı yoluna, önce bölgesel lider iddiası ve pratiğiyle başladı. Bu daha çok siyasal alanda bir denemeydi. Yeni Osmanlıcılık adıyla pazarlanan bu çizgi, 2010’dan sonra bir süre elverişli koşulların yakalanabileceği sanısı yarattı. Koşulları olmayan beklentiydi iflas etti. Fakat kirli savaş acıları yarattı.

Ama Erdoğan büyüyen Türk burjuvazisine bölge petro-dolarlarından ve bakir pazarından pay kapmak için, içte ve dışta kirli ve kanlı savaşlara devam etti.

Kapitalizm hem krizler yaratan maddi temele sahip. Hem de bütünleşmiş dünya kapitalizminde hiyerarşi basamaklarında sıçrama, ülke sermayesinin gücüne göre olur. Özellikle askeri güç de  ekonomik güçten kaynaklanır. Ekonomik-mali temel üzerinde askeri güç ve siyasi nüfuzun etkisi olur ama bu sınırlıdır.

Şimdi, Türk kapitalizmi, krize yakalanmışken kapitalist hiyerarşide lig atlaması bir yana, borç çevrimini sürdürebilmede bile zorlanıyor. Ancak Alman emperyalizminin onayı ve borç krizindeki Türk firmalarını Avrupa mali sermayesinin ucuza kapatması için yapılacak işbirliğinin sonucu olarak kriz süresini görece kısaltabilir şiddet derecesini görece azaltabilir. Fakat artık geçen 2 yıl boyunca yılda yüzde 6-7 oranındaki büyümeyi krizi geçici olarak atlattığında da yakalayamaz. Uzun süreli durgunluk ve kriz sarmalında boğuşur.

Erdoğan’ın önce suç ortağı sonra rakibi Suudi krallığıyla ilişkide, Kaşıkçı cinayetini sermaye yatırımı sızdırma aracı yapmak istemesi, krizin şiddetinden kaynaklanıyor.

Diktatör’ün damat bakan eliyle finansın, hükümetin müdahalesinden bağımsız olacağına dair gerek programda, gerek Avrupa finans çevreleriyle görüşmesinde, kesin olarak söz vermesi de sermaye yatırımın akışını sürdürme zorunluluğunu, krizin yüksek ateşini gösteriyor.

Ertem’in eğerli kurtarıcısı BRIC grubuna gelince… BRIC ülkelerinin cari fazla vermeye devam eden tek ülkesi Çin’dir. Çin, daha elverişli koşullarda sermaye yatırımı ve borçlandırma yapsa da Afrika ve Latin Amerika ülkelerine yoğunlaşıyor. Kuşak Yol projesiyle yapacağı sermaye yatırımının ancak bir bölümü Türk kapitalizmine doğrudan sermaye yatırımı olacak. Bu ise uzun süre sonra ancak gerçekleşecek. Çin dışındakilerin sermaye ihracı kapasiteleri pek yüksek değil.

Fakat olduğu kadarıyla bunların ve bölgenin petro-dolar fazla sermayesi, faiz yükselten kapitalist merkezlere, kâr oranı yüksek veya dünya çapında hakim mali grupların pek rağbet etmediği ülkelere yönelir. Kaldı ki emperyalist ülkeler gibi bu ülkeler sermaye oligarşileri de çıkar çatışması içindedirler. Kendi aralarında işbirliğinden çok, herbiri kendi çıkarı için şu ya da bu emperyalistle işbirliğini önde tutar. Hatta kendi aralarında sermaye yatırımı çekmek için ucuz işgücü sağlama rekabeti yürütürler. Ertem’in bu ülkelerden beklediği “ekmek” de gelmeyecek.

Beklenti yaratarak hayal satmak veya burjuvazisine gerçekleşebilirse lig atlatma rekabetini antiemperyalizm diye satarak kitleleri Erdoğan faşizminin ve burjuvazinin peşine takmak, bu tetikçilerin “kutsal” görevidir.

Sonuçta lig atlatma gerçekleşmeyecek bir burjuva masalı. Gerçekleşse müstakbel emperyalist Türk burjuvazisinin faşist lideri Erdoğan’ın içte dışta kirli ve işgalci savaşçılığını azdırmaya yarar ama işçi ve ezilenler yine sömürülen ve kirli savaşların harcananı olurlar. Bunu antiemperyalizm diye yutturmak Erdoğan ve tetikçilerinin halk düşmanı işi olabilir ancak.

Fakat gerçek şu ki, krizdeki Türk kapitalizminin Saray diktatörlüğü, işgünü daha ucuzlatarak, çalışma koşullarını ağırlaştırarak, faizi yükseltip dış ve iç mali sermayeye kâr transferi sağlayarak, ucuza şirket kapmalarında anlaşarak, uluslararası mali sermaye akışını sürdürmek istiyor. Türk burjuvazisine dünya hiyerarşisinde lig atlatmak,halkı aldatmak için sadece bir masal. Şimdi Erdoğan’ın bu masalı da krizde.

Yazarın diğer yazıları