Erdoğan’ın ölümü üzerine ‘Ölü Ölmüş!’ (Amed Çocukları)

Haberin kaynağı önemli değildi ama haberin kendisi çok önemliydi ki Güney Kürdistan halkı bir müjde gibi haberi önce kadın gerillalara yetiştirmiş, kutlamışlar: “Gözünüz aydın Erdoğan ölmüş, sizin mücadeleniz sayesinde Saddam gibi bir diktatör daha öldü gitti. Hepinizi kutluyoruz!” demişler.

Halkın coşkusunu görüp bu habere inananlar olduğu gibi Erdoğan’ın yeni bir oyunu olarak yorumlayanlar da olmuş.

Erdoğan’ın ölümüne bu kadar çok sevinecek bir halk var. Elbette er-geç o da ölecek.

Arkasından yas tutacak milyonların olduğu da bir gerçek; “faşist sürü kitle” yaratmayı başarmış bir merhum adayı var ortada! Onun için ağlayan olmaz demeyelim. Fakat fiziki olarak öldüğünde bazılarının gösterecekleri duygusal refleks bu şekilde olsa da siyaseten öldüğü için arkasından açığa çıkan gerçekleri gördüklerinde bir damla gözyaşı dökeni bile olmayacaktır.

Bunu gösterebilmek gerekir.

Erdoğan’ın fiziki ölümüne kalmamalı dünyanın güzelliklerini yaşamak. O siyaseten ölmüştür. İktidarda bir siyasi mefta vardır. Bu yüzden çok saldırgandır. Bu yüzden ölümden başka bir getirisi yoktur.

Erdoğan sonrası bir ülkenin nasıl olacağı hayal edildiğinde çocuk masallarındaki mutlu ülke tablosu ortaya çıkıyor.

Yağmur yağmış, güneş çıkmış ve birazdan mantarlar çıkacak, her yer şenlenecek. Yağmurdan sonraki doğanın nazlı haline benziyor. Bu kadar güzel yani. Halklar, inançlar, kültürler, kadınlar, gençler, emekçiler, aydınlar faşizmin demir kafesinden çıkmış olacaklar.

Muazzam bir canlanma, enerji akışı, hareket…

Özgürlük böyle bir şey.

Fakat bunun için ümitlerimizi Erdoğan’ın ölmesine bağlayamayız. Özgür ruh hiçbir kafese sığmaz. Çözümü dışarıdan beklemez. Çözüm özgürlük tutkusundadır. O tutkudur ki Suruç’taki 33 özgür insanı ölümsüz kılmıştır.

O tutkudur ki 33’lerin izinden gidenler İstanbul polisinin kalkanlarına aldırmadan “katil devlet” sloganını haykırıyor. O tutku ki Kürdistan dağlarını faşist işgalcilere mezar ediyor.

Ve o tutku ki 200 gün açlık grevinde kalıyor ve şimdi Gandivari bir harekete öncülük ediyor. İşte bu direniş ruhuna güvenebiliriz.

Siyaseten ölmüş ama kâbus gibi halkın üstüne çökmüş olan faşist iktidardan kurtulmanın ön günlerini yaşıyoruz. Rojava Kürdistan’ına saldırma hazırlıklarını yapmaları bile çok güçlü olduklarından değil yıkılmamak üzere geliştirdikleri bir plandır.

Yıkılmamak için halkların tüm kazanımlarına saldırıyorlar, tüm değerlerini yok etmek istiyorlar. Çocukların geleceğini karartıyorlar. Kadınları sokağa çıkamaz hale getirmeye çalışıyorlar. Yıkılmamak için emekçinin alın teriyle kazandığı her kuruşa el koyuyorlar.

Bu kâbusun son bulması için Erdoğan’ın ölmesini beklemeyeceğiz.

Biri öldüğünde Amed çocukları “ölü ölmüş” derler. Erdoğan gerçekten siyaseten ölmüştür; ölüsü de ölecek yani faşizm kâbusu da son bulacaktır.

Faşizmi yıkacak özgürlük ruhu Gandivari bir halk hareketiyle açığa çıkabilir. Gandi demek halk hareketi demektir; halka öncülük yaparak halkla birlikte yürümek demektir. Halkın gücüne dayanmaktır. Halkın gücünü açığa çıkarmaktır. Devrim denilen olay da tam olarak budur. Başka bir devrim tarifi ve devrimcilik de yoktur. Bunun için her ilde, her kasabada, her köyde amaçlı, hedefli, planlı, somut çalışmaya ve tüm bu enerjiyi birleştirmeye ihtiyaç vardır. Yani küçük nehirler şeklinde dağınık değil deryalar gibi akmalıyız.

Faşizme son verecek ruh vardır, onu daha güçlü örgütlemek ve sonuç almak mümkündür.

Bir kere şunu herkes görmeli; herkesi topal ördek olarak tanımlayan Erdoğan siyaseten bir kötürüm haline gelmiştir, bir siyasi meftadır. Yolu ölümden başka yere çıkmamaktadır. Gandivari halk mücadelesiyle bu gidişi hızlandıralım.

O müjdeli haberi kendi ellerimizle yaratalım!

Yazarın diğer yazıları