Erdoğan’ın yol haritası belli CHP’nin ki değil

Ferda ÇETİN

Birçok siyasetçi ve yazar, Erdoğan’ın yeniden seçilmesi halinde, içeride ve dışarıda savaş politikaları geliştirmek dışında bir seçeneğinin bulunmadığını söylemiş; faşizmle iktidara gelen diktatörlerin seçimle iktidarı kaybetmelerinin mümkün olmadığını belirtmişlerdi.

Tayyip Erdoğan, seçimler sonrasında yaptığı açıklamalarla bu tespitleri doğruladı.

Seçimlerle meşruiyetini ‘yenilemiş’ ve iktidarı ele geçirmenin özgüveni ile hareket eden bir iktidardan daha ziyade, muhalefetin gücünün farkında olan ve bu gücün hareket geçmesine karşı tedbir arayan bir tedirginlik içinde olduğu görülüyor.

Erdoğan, muhalefetin gücünün farkındadır, ancak muhalefetin kendisi değil.

Bireyler ve toplumlar için değişmez yasadır: Örgütlü olduğunuz oranda güç sahibi ve özgür olursunuz!

Örgütlü ve özgür olmak ise toplumu ilgilendiren her konuda söz ve karar sahibi olmak; red, itiraz ve isyan hakkını kullanma bilincine ermek demektir.

Dolayısıyla parlamento, toplumun hak ve özgürlük mücadelesinde önemli bir mevzi ve etkili bir araç olmakla birlikte, bu mücadelenin yegâne aracı değildir. Parlamentoya seçilen ve adına ‘vekil’ denilen 600 kişi, ahlaklı, iyi ve dürüst birer temsilci olabilirler ama vekalet sahibi ‘asil’in yerine geçemezler.

Demokrasi mücadelesinde iyi parti ve doğru önderlik, temsiline çalıştığı ve onayını aldığı toplumsal kesimleri ne kadar söz, karar, inisiyatif ve eylem gücü haline getirip getirmediği ile ilgilidir. Bu tespit, parlamentodaki ve parlamento dışındaki tüm siyasi partiler ve örgütler bakımından geçerlidir.

Türkiye’de, parlamento dışında, demokrasi mücadelesinin etkili bir dinamiği olmaya hazır büyük bir potansiyel mevcuttur. Bu potansiyelin farkında ve bilincinde olan Erdoğan, ‘seçim galibiyeti’ konuşmasın bu potansiyelin dağıtılması ve etkisiz kılınması üzerine kurmuştur.

Dağıtma politikası şöyle gelişmektedir;

Türkiye’de, parlamento içi ve parlamento dışındaki muhalefeti senkronize edebilen tek parti olan HDP’yi, baraj altına itme çabası yenilgiye uğrayınca, bu kez seçimlerdeki sinerjiyi ve başarı rüzgarını arkasına alan HDP, baskı ve sindirme politikasıyla etkisizleştirmek istenmektedir.

AKP/MHP iktidarı, CHP’yi liderlik gündemi ile, K. Kılıçdaroğlu – M.İnce çekişmesi ve olağanüstü kongre ile meşgul ederek, seçimler sürecinde kitlelerde oluşan siyasi heyecanı kırmak ve hükümet karşıtı tepkileri ‘içeriye’ yöneltmek istemektedir. Bu amaçla erken genel seçimler ve yerel seçimler gündemi oluşturulmaktadır. Böylece CHP’ye oy veren milyonlarca insanın iktidar karşıtı tepki eylem ve etkinlik potansiyeli ‘içeriye’ yöneltilerek ve beklemeye alınmaktadır.

Seçimlerden önce parlamentoda kendisi MHP ile ittifak kurduğu halde, muhalefet partilerinin seçim sürecinde kurduğu ‘Millet İttifakı’nı gayri meşru ilan ederek suçlamakta, devlet ve hükümet karşıtı bir ‘dış oyun’ olarak adlandırarak hedef haline getirmektedir. Bu ittifak içinde, farklı meşrep ve ekollerden gelen parti ve siyasetçilerin diyalogunu ve ilişkisini engellemek istemektedir.

Son seçimlerde, farklı çevrelerin oluşturduğu ‘İmece Muhalefet’, tüm yetersizlik ve çekincelere rağmen, Erdoğan faşizminin toplumu zehirlediği tekleştirici, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı politikaları boşa çıkarıcı bir nitelik taşımaktadır. Erdoğan ve çevresindekiler, bu İmece Muhalefet çevresinde oluşan ittifakın, tabana yayılarak büyümesinden ölümden korkar gibi korkmaktadır. O nedenle seçimden sonra da bu ittifaka saldırmakta; CHP’nin HDP’yi meclise taşımasından, PKK’ye destekten söz etmekte, bu suçlama üzerinden de İYİ Parti ve SP’nin CHP ile ittifakı savunamayacak duruma gelmesini sağlamaya çalışmaktadır.

Savaş ve çatışma politikalarının en büyük mağduru konumundaki kadınların, son seçimlerdeki ilgileri ve tepkileri, AKP/MHP iktidarının en büyük kabusu olmaktadır. Kadınlara yönelik şiddet, tecavüz ve taciz bilinçli bir devlet politikası olarak gelişmekte; iktidar ve erkek egemenliği karşısında bilinçlenen ve örgütlenen kadınların uyanışı engellenmek istenmektedir. Siyasetçi, yazar, din adamı ve sıradan insanların ağzından ve alenen yapılan kadın düşmanlığı ile, kadına yönelik devlet şiddeti meşrulaştırılmak, muhalefetin en büyük dinamiği etkisizleştirilmek istenmektedir.

Son dönemlerde artan kayıp çocuklar, çocuk cinayetleri ve çocuklara yönelik tacizlerin hızla yayılması da muhalefeti korkutma ve sindirme planının bir parçasıdır. Çocuklara yönelik saldırılar ahlak ve bilgi yoksunu birkaç sapığın eylemleri değil; faşizmin, toplumun direnme ve isyan potansiyelini “ses çıkarmadan oturup halinize şükredin, yoksa başınıza her türlü bela gelebilir” tehditi altında tutmaya yöneliktir.

AKP/MHP iktidarının bu uygulamalarına karşı, parlamento içinde ve dışarıdaki muhalefeti, bir sonraki seçimlere kadar, eli kolu bağlı bir şekilde tutarak bekletmek sadece siyasi intihar değil; aynı zamanda vicdan ve ahlak sorunudur.

Bu nedenle faşizmin uygulamalarına karşı, parlamentodaki mücadele kadar parlamento dışındaki mücadele de önem kazanmaktadır. CHP parti ve liderlik olarak şimdiye kadar parlamento mücadelesini, parlamento dışındaki mücadeleyi dizginleme, pasifize ederek engellemek için kullanmıştır.

Yeni parlamento dönemi CHP’nin önüne iki seçenek sunmaktadır; ya geçmişteki muhalefet tarzı ile AKP/MHP’nin üçüncü ortağı konumuna gelecek ve ömrünü tamamlayacaktır ya da parlamento içinde ve dışında, faşizme karşı mücadele eden muhalefetin safında yer alarak kendisini yenileme şansını yakalabilecektir.

Yazarın diğer yazıları