Erdoğanizmin sonu: Sistem Çözülüyor!

Türkiye’yi yöneten ekip ‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ diye bir şey uydurarak bütün ülkeyi zapturap altına almak istedi. Normal koşullarda asla mümkün olmayacak bir devlet ve hükümet sistemini Gülen cemaatinin ölüsünden yararlanarak hayata geçirmeye çalışıldı.

Erdoğan Gülen cemaatinin dirisiyle iktidara geldi, iktidarda kalmanın araçlarını yarattı, cemattin kadrolarını düşmanlarının üzerine sürdü. Ölüsüyle de iktidarını kalıcılaştırmaya, 80 yıllık rejimi değiştirmeye çalıştı.

Eğer Türkiye cemaatin dahil olduğu, cumhuriyet tarihinin en karanlık askeri kalkışması olmasaydı, Erdoğan ve ekibi asla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye adlandırılan bu ucube sistemi hayata geçiremezlerdi.

15 Temmuz günü yaşanan başarısız, karanlık askeri kalkışma Erdoğan’a muazzam yeni fırsatlar sundu; fakat Erdoğan bunu kendi diktatörlüğünü inşaa etmek için kullanmak yolunu seçti. Halbuki bu coğrafyada; Saddam’la, Hüsnü Mübarek’le, Esad ailesi ile hatta bütün iyi niyetine rağmen Kaddafi’yle neyin olmaz olduğu kerelerce tecrübe edilmişti.

“Erdoğan’ın kılavuzu kimdir, kimden akıl alıyor?” bunu bilmiyoruz; fakat, eğer danışmanları veya onlarla birlikte çalışan çevreler Erdoğan’a bilerek tuzak kurmadılarsa; Erdoğan ve ailesini gözü dönmüşlükleri ve budalıklarından dolayı müthiş zor bir duruma düşürdüler. Bu saaten sonra Erdoğan ve ailesi kendilerini bu ülkede bir daha asla iyi hissedemeyecekler.

Başlangıçta çatıştırarak, toplumu kutuplaştırarak Erdoğan taraftarını bir arada tutmaya yarayan bu strateji daha sonra Erdoğan düşmanlarını çoğaltan bir karakter kazanmaya başladı. Eskiden nisbeten Erdoğan’ın işine yarayan bu strateji artık Erdoğan’ın aleyhine dönmüştü.

Devlette Erdoğanizm’i dayatmak adına yapılan hamleler bu zamana kadar tarafsız kalmayı tecih etmiş çevreleri de Erdoğan karşıtı bloka savurup attı. Yani Erdoğan ve çevresi her geçen gün hem içerde hem de dışarda düşman çoğaltan bir strateji ile toplumu kontrol altına almaya çalıştılar.

Erdoğan rejimi mevcut haliyle seçimleri sadece kendi meşruiyetlerini yeniden üreten bir basit bir araca dönüştürmenin hazırlığını yaparken,

HDP ve Kürtlerin demokratik birikimi üzerinden gelişen “Faşizme geçit yok!” stratejisi Erdoğan rejiminin sonunu getirdi.

15 Temmuz sonrası başlayan sürecin bir kaç ayağı vardı, bunlardan ilki; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin referandumla hayata geçirilmesi, bu başarıldı; ikincisi ilk seçimlerde Erdoğan’ın seçimleri kazanması, bu da oldu!

Geriye sadece 31 Mart’da yapılacak yerel seçimler kalmıştı; eğer bu eşik de aşılabilmiş olsaydı; Türkiye bir daha asla gerçek manada bir seçim gerçekleşmeyecekti. Bundan sonra tasarlanan tıpkı Saddam rejiminde olduğu gibi Erdoğan’ın her defasında en az yüzde yetmiş aldığı seçimlerdi.

31 Mart’da yürütülen kampanyanın temel sloganının “Beka Sorunu!” olması rejim tarafından başlatılması düşünülen yeni saldırı kampanyasının hazırlığıydı.

Erdoğan/Bahçeli ikilisi başarılı olmaları halinde bütün toplumu teslim almayı hedefleyen yeni ve şimdiye kadar yaşadıklarımızı çok aşan bir saldırı hazırlığındaydılar.

Fakat başta İstanbul olmak üzere bütün Türkiye’de başarı ile ortaya konulan strateji Erdoğan/Bahçeli ikilisinin bu yaklaşımını boşa çıkardı. Muazzam bir saldırı hazırlığı içindeyken bir anda işler tersine döndü; hem fiziki, hem de moral üstünlük Türkiye’de demokrasi güçlerine geçti.

AKP sözcülerinin “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” gözden geçirilebilir demeleri bunun dışa vurumu olmaktadır.  Seçimi kazansalar güçlendirerek devam edecekleri rejimi mevcut güç dengeleri nedeniyle yeniden dizayn etmek istiyorlar.

Erdoğan bizzat kendisi mevcut rejimin artık sürdürülemez olduğunu anladı; yine herkesten çok bizzat Erdoğan kendi politik sürecinin sadece iktidarı kaybetmek olarak değil, bunun dışında bir yargılanma ile de biteceğini biliyor. Dolayısıyla kendisi ve çevresi için en uygun yargılanma koşullarını yaratarak gitmek isteyeceklerdir.

İktidarı döneminde insanlara bir parça adaleti çok gören Erdoğan ve ekibinin “Hukuk ve Adalet” talep edeceği günler çok yakındır. Onlar gidişlerini hazırlıyorlar, biz de dönüşümüzü güçlü bir iktidar yürüyüşüne dönüştürmeli bunu geri dönüşsüz kalıcı bir barışın vesilesi haline getirmeliyiz.

Yazarın diğer yazıları