Eritre Kurtuluş mücadelesinden çıkarılacak dersler

Zeytuni gözlerinin içi ateş gibi yanan bir Eritreli hiç gördünüz mü bilmiyorum ama benim dünyadaki favori ulusların başında gelirler. Onlara hep saygı ve hayranlık ile bakarım. Samimi olunca Kürtlere de çok benzediklerini görür insan. Belki de kurtuluş mücadelesi veren halkların yaşadığı zorlu süreçler onları benzer yapıyordur. Kararlılıkları, özgürlük tutkuları ve korkusuz oluşları aynen bizim gibi. Öyle olmasaydı kendilerinden onlarca kere büyüklükteki Etiyopya’yı dize getirmez ve özgürlüklerini kazanmazlardı.

Onları görünce, hani vücutlarının belki yüz katından daha fazla yük taşıyan, birbirleriyle olağanüstü bir işbirliği ve koordine ile çalışan karıncalar var ya, onları hatırlarım. Hani yerdeki yuvalarına rastladığımızda üzerine eğilir, onların bu mobilizasyonuna hayran hayran bakarız ya? İşte ben de Eritrelilere böyle bir hayranlıkla bakarım. Çünkü karıncalardaki işbirliğinde olduğu gibi kendilerinden çok çok büyük olan Etiyopya gibi bir devleti yenerek ülkelerini bağımsızlığa taşıdılar. Bu nedenle favorim olan halkların başında gelirler. Finliler, Vietnamlılar, Yahudiler de favorilerim arasındadır.

Finliler, Sovyetlerin kuzey doğu Finlandiya kesimini, yani Kareli diye adlandırılan ve çoğunluğun Fince konuştuğu bölgeyi işgal ettiklerinde, aileler bütün çocuklarını İsveç’e teslim ederek savaşa katılır. Avuç kadar olan Finland, koskoca Sovyetler Birliğini dize getirdi. Yani bahane aramadan, naz-çiz etmeden, ölümü göze alarak ülkesini savunmaya gitti. Vietnamlıların koskoca Amerika’ya ve yakıcı silahlarına nasıl karşı koyduklarını, ülkelerini nasıl savunduklarını ve kurtardıklarını herkes biliyor. Yahudilerin tarihsel hikayesi daha çarpıcı, bütün dünyaya dağıldılar ama sonunda 1948 yılında ülkelerini ustaca kurmayı başardılar. Tabiki o günün şartları ve dış yardımlardan bahsetmiyoruz. Ulus olarak mücadeleleri ve azimleri ile şartları kendi lehlerine çevirdiler demek mümkün.

Eritreli ve Etiyopyalıların mücadelesinin daha taze olduğu zamanlarda birbirlerine karşı nasıl horozlandıklarını hatırlıyorum. Şimdiki halimizi biraz hatırlatıyor… Mücadeleden yaralı veya gazi olan bazı kadınlarını tanıdığımda hayran kalmıştım; dürüst, açık sözlü, güvenilir ve hepsinin kara gözlerinden ateş yayılıyordu. Dünyanın hayran kaldığı Kürt kadın savaşçıları gibi.

Habeşistan adını duymuşuzdur, belkide Osmanlıların verdiği bir isim idi, çünkü 1577 yılında ülkenin sahillerini tutmuşlardı. işte o günün Hebeşi bugünkü Eritre’dir. Ufak bir ülke, sadece 118 bin km karelik bir coğrafyası var. Dillerine Tigrini deniliyor. Bir ara İtalyanların, daha sonra İngilizlerin ve son olarak da Etiyopyalıların kolonisi olarak yaşadı. İngilizlerin çıkması Amerikan dayatması ile olur. Onlar da ülkeyi sahiplerine vermeyerek taşeronları olan Etiyopyalılara verir ve çekilirler.

Klasik sömürgeciler gibi Etopyalılar ilk başta ülkenin dilini Amharıni olarak değiştirirler, daha sonra Eritre bayrağını yasaklarlar. Baskı, zulüm, işkence ve yasaklamalar büyük bir direnişi de doğurur ve 1961 yılında Eritreliler 30 yıl sürecek olan bir mücadeleye girişirler. 21 Mayıs 1991’de bağımsızlığını ilan ettiklerinde o günün nüfusları iki milyon olan Eritrelilerin verdikleri insan kayıbı 200 bin! Bu resmi makamlarca 100 bin olarak veriliyor ama halkın anlatımı 200 bin, yani nüfuslarının yüzde 10’nu kurtuluş mücadelesine kurban vermişlerdi. Karşı mücadele verdikleri Etiyopya’nın da o günkü nüfusu 90 milyon. Arada dağlar kadar fark var ama mücadele karalılıkları ve birlikleri zaferi getirdi.

Ülkeleri ilk kurulduğunda, savaşın getirdiği ekonomik yıkımdan ve ekonomik çöküntüden kurtulmak için yurt dışında yaşayan Eritreliler aylık maaşlarının birkaç yüzdeliğini ülkelerine gönderiyordu. Bu hem mecburi hem de gönüllüydü. Devlet böyle karar almıştı ve halkıda seve seve gönderiyordu. Bu durumu Tamillerde de görmüştüm. Tamiller ev kiralarını ve ihtiyaçı olduğu parayı aldıktan sonra maaşının gerisini ülkesine gönderiyordu.

Görüldüğü üzere özgürlük mücadelesi kolay verilmiyor, bunun için birlik, fedakarlık, dayanışma ve katkı sunma kültürünün gelişmesi gerekiyor. Yoksa evde oturarak, fecebook’tan ahkam kesmekle olmuyor maalesef.

Bir ders çıkarabilir miyiz sizce?

Yazarın diğer yazıları