Erkeklik halleri

Bernardo Bertolucci, Marlon Brando, Pablo Neruda yakın zamanda isimleri çokça konuşulan üç sanatçı. Her biri kendi alanında son derece başarılı işler yapmış büyük ustalar. Biri  sinema oyuncusu, biri sinem yönetmeni ve senarist bir diğeri şair.

Pablo Neruda, Şilili siyasetçi, şair. İspanya iç savaşında Faşist Franco’ya karşı cumhuriyetçilerin safında yer aldı. Önce İspanya sonra da Fransa’da Cumhuriyetçi harekette faşizme karşı mücadele yürüttü. Şili Komünist Partisi üyesi, Sosyalist Salvador Alende hükümetini destekledi. Şili’nin Sri Lanka ve Fransa büyük elçilikleri görevinde bulundu. Agusto Pinochet’in Şili’de gerçekleştirdiği askeri darbeden on gün sonra şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Bütün bu siyasi mücadele külliyatının ötesinde büyük bir ozan olarak tanındı bütün dünyada.

Kolombiyalı ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez, Nobel Edebiyat sahibi Neruda’yı, “20’nci yüzyılın en büyük ozanı” olarak nitelemişti. Son günlerde Neruda’nın yeniden gündem olması ne siyasi kimliği ne de şair kimliği ile ilgili. Erkek kimliğinden dolayı gündem oluyor Neruda. Şili hükümetinin, Santiago Arturo Merino Benitez Havalimanı’na Neruda’nın adını vermek isteyince Şili’deki kadın örgütleri bu karar şiddetle karşı çıktılar. Gerekçe: “Bileklerinden sıkıca kavrayıp yatak odama götürdüm. Bir insanla bir heykelin birlikteliği gibiydi. Hiç tepki vermiyordu, gözleri başından sonuna açıktı. Beni reddetmekte haklıydı” Neruda, 40 yıl önce yayımlanan hatıratında, 1929’da diplomat olarak gittiği Sri Lanka’da bir hizmetçiye tecavüzünü anlatıyor bu cümleleriyle.

Sinema eleştirmenleri tarafından yüzyılın oyuncusu olarak gösterilen Marlon Brando asıl ününü “Baba” filmindeki rolüyle yakaladı. Oyunculuğu ile dünya sinemasında pek çok oyuncuyu etkiledi. 1973 yılında “Baba” filmiyle Oscar ödülü verilen oyuncu, Amerikan yerlilerine karşı yürütülen katliamı protesto etmek için bu ödülü almayı reddetti. Amerika’da siyahi mücadelenin sembol isimlerinden Martin Luther King’in en büyük destekçilerinden biri olmuştur.

Onlarca büyük ödülün sahibi, yaptığı özgün filmlerle kendi sinemasını yaratmış İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci, İtalyan ve dünya sinemasının çığır açan sinemacısı. “Paris’te Son Tango” filmi Marlon Brando ve Bernardo Bertolucci’yi buluşturan film. Bu filmin bir başka özelliği bu iki ünlü sinemacıyı “erkek olma” hallerinde buluşturup bu haller üzerinde mutabık kılması. Ünlü yönetmen birkaç gün önce hayatını kaybetti. Fakat yönetmenin ölümü kadar “Paris’te Son Tango” filmindeki uyguladığı yönetmenlik denemesi ile de tartışıldı büyük yönetmen. Filmde Marlon Brando rol gereği Maria Schneider’a tecavüz ediyor. Rolün sahiciliğini artırmak isteyen yönetmen, kadın oyuncudan habersiz tecavüzü oynayacak olan erkek oyuncu ile bir palan yapıyor. Sahnenin böyle kurulacağından haberi yoktur kadın oyuncunun. İki erkek Bertolucci ve Brando sahneyi palanladıkları gibi kurarlar ve neticede kadın oyuncu kendisine gerçekten tecavüz edildiği hissi yaşar. Bu uygulamadan dolayı suçluluk hissettiğini söyleyen Bertolucci yine de sahneyi bu şekilde çektiği için pişman olmadığını dile getirir.

Yaşamının bir evresinde, bir anında kadına şiddet uygulamış, taciz ve tecavüzde bulunmuş ünlü ve güçlü erkek sayısı hiç de az değildir. Üstelik bu erkekler kendileri de anılarında bunları dile getirmekten kaçınmamışlardır çoğu zaman. Pişmanlıklarını, suçluluklarını dile getirseler de aslında hor görülmeyeceklerinin, mahkum edilmeyeceklerinin rahatlığıyla bu itirafları yaptıkları çok açık. Ünlü, güçlü ve erkek olmanın rahatlığı. Ve aslında ne de kolay affedildiklerine tanıklık ediyoruz. O kadar çok amalarla, fakatlarla savunucuları çıkıyor ki. Hele bu erkekler bizim mahallenin erkekleriyse, solcularsa, sosyalistlerse ne kadar kolay affediyor, çokça da görmezden geliyoruz. Hele biz erkekler ne kadar kolay affedip görmezden geliyoruz bu erkekleri. Kim bilir belki de kendimizde de böyle bir potansiyel gördüğümüzden, bu affedilme ve görülmemeye bir gün bizim de ihtiyacımız olabileceğini düşünmemizdendir.

Yönetmen, şair, sanatçı, sosyalist, demokrat bütün bu yetenek ve kimlikler ancak erkeklik kimliğinden kurtulunca gerçek anlamda bir değer kazanabilecek. Erkeklik, bir bataklık gibi kendine çekip heba ediyor tüm bu yetenekleri, emekleri, uğruna bunca mücadele verilen kimlikleri.

Yazarın diğer yazıları