Ersin Çelik: Sur filmi Kürt sinemasında yeni bir aşama

“Bize göre, Kürt sinemasının gerçekleri en iyi yansıtmasının yolu, bu gerçeği yaşamış olanların bu çalışmalarda yer almasıdır.”

Amed’in Sur içinde 2016’da bir avuç Kürt gencinin sömürgeci Türk devlet saldırılarına karşı 100 günlük tarihi ve görkemli direnişini konu edinen “Ji bo azadîyê” filmi, 13 Ocak’tan bu yana Rojava halklarıyla buluşuyor.

2018 yılında bir başka direniş kentti olan Kobanê’de çekimlerine başlanan film, komutan Çiyager öncülüğünde Amed’in Sur ilçesinde her türlü silah tekniğine, karadan ve havadan geliştirilen tüm katliam saldırılarına karşı bir grup Kürt devrimci gencin direnişini konu ediniyor.

13 Ocak’ta Rimêlan, 14 Ocak’ta Qamışlo kentinde izleyiciyle buluşan filme yoğun bir ilgi vardı. Bu ilginin Hindistan ve Pakistan’daki festivallerde de olduğunu belirten filmin yönetmeni Ersin Çelik, filmin zor koşullarda çekildiğini, ancak sonuçta “Ji bo azadîyê” filminin Kürdistan’da yaşanan sömürgecilik ve buna karşı direniş gerçeğinin bir nebze de olsa yansıtılmasının son derece önemli olduğunu, belirtti.

Çelik, filmin çekimine başladıkları dönem Reqa’da DAİŞ’a karşı çetin bir savaşın yürütülmekte olduğunu, sonrasında ise, Türk devletinin Efrîn’e yönelik işgal saldırılarını başlattığını, söyledi.

Filmi Kürt sinemasında yeni bir aşama olarak değerlendiren Çelik, filmin çekimine başlarken kendileri açısından fiziki zorlukların değil, ama Sur direnişinin hakkını verip vermeyecekleri gerçeğinin, en büyük kaygıları olduğunu kaydetti.

“Ji bo azadîyê” filminin yönetmeni Ersin Çelik’in değerlendirmeleri şöyle.

*Bu filmi yaptığınız koşulları, yaşadığınız zorlanmaları biraz anlatır mısınız?

Bu filmi 2017 sonu ve 2018 başında Kobanê’de çekmeye başladık. Filmin yüzde 90-95’i Kobanê’de çekildi. Buradaki çekimler de Kobanê savaşında büyük direnişin geliştiği Gümrük Mahallesinde yapıldı. Yine bazı sahneler Qamışlo’da çekildi. Diğer bazı görüntüler de Amed’in kendi görüntülerini kullandık.

Bizim film çektiğimiz dönemde savaş yaşanmaya devam ediyordu. Reqa operasyonu vardı. Efrîn işgal saldırıları altındaydı. Yine bölgede birçok yerde saldırılar vardı. O koşullarda film çekmek gerçekten çok zordu. Bir oyuncu getirmek, teknik malzeme getirmek kolay olmuyordu. Yine bu işten anlayan, tekniği kullanacak insanları Rojava’ya getirmek çok zor oluyordu.

Filmin geniş bir kadrosu vardı. Ama aynı zamanda gerçekten isteyerek çalışan, bu çalışmanın gerekliliğine büyük inanan bir çalışma grubuydu. Biz Sur filminin ekibi olarak o koşullar altında da olsa bu filmi yapabileceğimize inandık. Tabi aynı zamanda Kobanê halkının da büyük desteği ve fedakarlığıyla sonuçta bu filmi çekmiş olduk.

Zorluklardan söz ettiniz, örneğin film çekimi için gerekli tekniği, insanları Rojava’ya geçirmede ne tür zorlanmalar yaşadınız?

Sınır genel olarak kapalı oluyor. Örneğin biz teknik bir malzemeyi bazen gazeteciler üzerinden geçirdik, ya da başka gerekçelerle geçirdik. Tabi bazı şeyler zaten burada vardı. Tabi esas zorluk bunlar değildi. Asıl zorlayıcı olan şey işin psikolojik yönüydü.

Böyle bir gerçeği filme aktarmak son derece zorlayıcıdır. Sur’da yaşananların hakkını teslim edebilecek miyiz sorusu önemliydi. İçinde olduğumuz koşullar zordu. O koşullarda öyle bir gerçeğin hakkını vermek elbette zor oluyordu. Bunun kaygısı vardı tabi.

Ama tabi biz zaten “Her şey hazır olsa herkes böyle bir çalışma yürütür” üzerinden yaklaştık. Kürdistan’ın içinden geçtiği koşulları, durumu hesapladık. Savaşın devam edebileceğini, hatta giderek daha da yayılarak derinleşebileceğini de düşündük. Ama buna rağmen çalışmamıza devam etmemize, hatta her koşulda sanat çalışmalarının sürdürülmesi gerektiğine inandık.

Örneğin o dönem Efrîn’de bir işgal durumu vardı, savaş devam ediyordu. Peki sanat dünyası buna karşı ne yapmalıyı tartışıyorduk. O açıdan, biz sinemanın da durmaması gerektiğini, çalışmalarını sürdürmesi gerektiğini bizim de kendi filmimizi tamamlamamız gerektiğine inandık.

Bu da ülke savunmasıydı. Bu savunmada sanatla yer almaktı. Elbette ki ülke savunmasında silahlı direniş belirleyici, ama dilimizi, kültürümüzü, sanatımızı geliştirerek de bu savunmada yer alınmalıdır.

*Filminizin Kürt sinemasındaki yerini nasıl tanımlamak gerek, nasıl bir etki eder?

Kürtler içinde birçok yerde sinema çalışmaları yapılıyor. Ancak mevcut durumda biraz dağınık şekilde yürütüldüğünü söylemek de mümkün. Kürdistan’ın her parçasında, yurt dışında bu çalışmalar yürüyor.

Ancak büyük filmler büyük prodüksiyonlarla olur. Ama biz böyle yapamayacağımızı düşünüyorduk. Oysa bu filmle birlikte artık büyük prodüksiyonla da böylesi çalışmaları yapabileceğimizi göreceğiz.

İkincisi, Kürtçe filmde kendine güven olgusu son derece önemli. Örneğin bu filmde oynayan oyuncular, zaten filmin işlediği hissi gerçek yaşamda yaşamışlardı. Örneğin Rubar Şervan, filmden sonra Haftanin’deki direniş sırasında şehit düştü.

O bir oyuncu değildi. Ama bize göre, Kürt sinemasının yaşamsal gerçeklikleri en iyi yansıtmasının yolu, bu gerçeği yaşamış olanların bu çalışmalarda yer almasıdır. Bu gerçeği en iyi yansıtabilecek olanlar onlardı. Biz buna inanıyoruz. Tabi bir de kamera önünde olsun arkasında olsun, yer alan herkes aslında zaten verilen gerçeğinde içinde yaşıyorlar. Onun için gerçekten bu işi istersek yapabiliriz.

Şimdi bir gerçekte şu; evet biz sinemada amatörüz.  Çünkü çok fazla bu film yapma tecrübemiz yok. Film yaptık ama öyle büyük tecrübe yaratacak bir geçmişimiz yok. Ama biz tecrübemiz olmazsa da, profesyonel düşünebileceğimize inandık. Esas sloganlarımızdan biri de buydu. Evet biz amatörüz, ama planlamamız ve disiplinimizle profesyonel olabileceğimize ve büyük şeyler yapabileceğimize inandık. Onun içinde bizde; biz yapamayız, ya da ancak bu kadar yapabiliriz, tutumu adeta yasak hale gelmişti. İmkanlarımızı, tecrübemizi biliyorduk, ama bununla yapılabileceğin en iyisini yapmayı hedefledik.

Bu cesareti nereden alıyorduk? Elbette biz bunu Sur günlüklerinden alıyorduk. Tabi bir ülkede sanatçılar ve aydınlar da bir savaşçı kadar cesur olmak zorundadır. Bu önemlidir.

Belki biz 100 günlük sur direnişinden söz ediyoruz, buna benzer direniş örneklerimiz var. Ancak sinemaya bunun aktarılmasında yoktur. Halil Uysal 20 yıl önce bunu yaptı, film çekti. O açıdan cesaretli olmak gerekir. Bu filmin Kürt sineması için bu cesareti yaratacağına da inanıyorum.

*Siz Sur filmiyle dünya çapında yarışmalara ya da organizasyonlara katıldınız mı?

Hindistan’da gerçekleştirilen Kolkota Film Festivaline katıldık. Büyük bir ilgi gördü. Salonun kapasitesinin üzerinden izleyici gelmişti. Aynı şey Hindistan’da da yaşandı. Tabi bu ilginin büyük olmasında burada yaşanan gerçeklerin merak ediliyor olmasının da payı vardı. Ama diğer dikkat çekici yanı ise, bu gerçeklerin filme aktarılmasıdır.

Örneğin, Kolkota Film Festivalinde filmin bir kez gösterime girmesi kararı vardı, ancak yoğun ilgi üzerine iki kez gösterimi yapıldı. İnsanlar çok etkilendiler ve hatta filmi izlerken ağlayanlar oldu. Yine burada da öyle oluyor. Biz Rimelan ve Qamışlo’da da film büyük ilgi gördü. Şimdi bu ayın 23-25 Rotterdam’daki dünya film festivalinde gösterilecek. Tabi ondan sonra da değişik festivallerde yer almaya devam edeceğiz.

 

ANHA/ABER MERKEZİ-EKREM BEREKAT

Yazarın diğer yazıları

    None Found