Esas felaket Kızılay mı?

Türkiye’de siyaset yapmak çok kolay gibi. İstediğini yap ama hesap vermezsin. Sıkışınca “Bu bir kader” ya da “Takdir-i ilahi” dedin mi paçayı kurtarırsın. Üstelik bir de yerli-milli-dindar siyasetçi kılıfına girer ve muhaliflerini dinsizlikle, hainlikle, dış güçlerin ajanı olmakla suçlarsın. Bunlar da yetmezse “Bizi kandırdılar. Rabbim ve milletim bizi affetsin” deyip çıkarsın işin içinden.

Son günlerde üst üste gelen deprem, çığ, uçak kazası sonrasında siyasi konular ikinci plana düştü gibi. Gene de belki “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözü doğrulanır, şerden hayır doğar ve bu vesileyle açılmamış dosyalar da açılır.

18 senedir tek parti-tek adam olarak iktidarda olan Erdoğan bu fırsattan istifade edip her türlü demagoji ile paçasını kurtarmaya çalışıyor. Kendisini hiçbir konuda eleştiremez ve suçlayamazsınız.

Madenlerde akıl almaz kazalar olur, yüzlerce işçi ölür ama onu eleştiremezsiniz, sorumlusu yoktur. Kazadır, kaderdir.

Deprem olur, deprem paralarını nereye harcadın bile diyemezsiniz. Kaderdir.

“Japonya’da daha büyük şiddette depremler oluyor, niye kayıpları daha az?” diye de soramazsınız. O da kaderdir.

Haydi deprem kader diyelim, ilk yardıma giden ambulansın kaza yapıp ölüme neden olması da mı kader?

Çığ düşmesi kader diyelim, kurtarmaya giden ekiplerin de çığ altında kalması ve daha büyük felakete yol açılması da mı kader?

Uçağın düşmesi kader diyelim. Yeteri kadar ambulans ve kurtarma ekibi olmaması ve yaralıların aprondaki yolcu otobüsüyle taşınması da mı kader?

Tam da bu dönemde Suriye’ye gönderilen işgal kuvvetlerinin orada sıkıştırılması, kuşatılması ve İdlib’den Türkiye’ye doğru büyük bir göçün başlaması da mı kader?

Bir de Erdoğan’ın kendi saldırgan ve işgalci konumunu örtmek için kendi toprağını savunan Suriye ordusunu suçlaması var ki akıllara zarar!

Erdoğan galiba herkesi kendi kurduğu oyunun figüranları zannediyor.

Rusya ile dostluk da düşmanlık da kader mi?

Bütün önemli konular kader-kısmet meselesiyse bu kadar politikacının varlık sebebi nedir? Ne işe yararlar? Politikacılar sadece yolsuzluk, hırsızlık ve talan yapmak için mi varlar? Politikacıların hesap vermesi gereken bütün kusurlarını, suçlarını kader deyip tanrının üstüne atmaları da kurnazlık ama suç değil mi?

Irkçı-dinci bir diktatörlük kurabilmek için bütün hukuk ve ahlak kurallarını pervasızca çiğneyen Erdoğan diktası artık iyice sıkışmıştır. Bahçeli bile onu kurtaramıyor. Kendi yarattığı “FETÖ” örgütü de eline ayağına dolaşıyor. Erdoğan’ın Ergenekon sanığı olan eski Genelkurmay başkanıyla girdiği polemik de bunu gösteriyor.

Deprem anında ilk önce yardım çalışması yapması gerekirken, önce twitter aracılığıyla bağış kampanyası açan Kızılay başkanı sonradan bunu silse de, artık Kızılay kurumunun da maskesi düştü. Kızılay aracılığıyla yapılan milyon dolarlık şaibeli bağışlar bunu gösteriyor. Kızılay’ın masum bir ilk yardım kurumu olmaktan çok, yolsuzluk yapmak bir yana her türlü yolsuzluğun aracı, paravan örgütü ve kara kutusu olduğu ortaya çıktı. Artık üstü örtülemez. Kaderin bu kadar cilvesinden sonra belki Kızılay da bir kaderdir ve Erdoğan’ın bütün kader sözlerinin şifresi burada saklıdır. Kızılay’ın kaderiyle Erdoğan’ın kaderi adeta birleşmiştir.

Bu kargaşada eski defterler açılınca bir de boru kavgası başladı.

Yani bu Kızılay meselesi, boru değil! İyi mi?

Demek ki AKP’liler belediyeleri de kaybedince aç kurtların şehre inmesi gibi her yere dadanmışlar. Aç kudurmuştan daha betermiş.

Kaderin şifresi kırılmıştır. Bakalım daha neler çıkacak?

Yazarın diğer yazıları