‘Esir kadın’ sistem partisi doğurur  Özgür kadın Türkiye’nin ebesidir!

31 Mart, 23 Haziran seçimlerinden sonra, geçtiğimiz gün Ali Babacan’ın AKP’den istifa etmesiyle birlikte Türkiye yeni bir siyasi döneme girdi.

Bu dönem hem ciddi risklere, hem de imkanlara gebe. Çünkü Saray rejimi parçalanıyor, buna karşılık muhalefet henüz birlik halinde değil. İkilem ortada: Türkiye demokrasiye mi geçecek, yoksa Saray rejimi bu krizden savaş ve baskıyı daha da arttırarak mı çıkacak?

İlk soru bu.

İkinci soru ise şu: Tarih tekerrür mü edecek?

Türk siyasi tarihi, sistem içi partilerin yine sistem içi partileri doğurarak “müesses nizamı” sürdürme tarihi. Burada söz konusu partiler “erkek egemenliğini” temsil eden devletin tecavüzüyle doğuran “esir kadın” rolündedir. Bunların hiç biri halkın bağrından doğmadı.

İttihat Terakki Cemiyeti Birinci Dünya Savaşı’nda yenilince, içinden -sezeryanla- Cumhuriyet Halk Partisi’ni (CHP) doğurdu. Mustafa Kemal, İsmet İnönü ve Celal Bayar İttihatçıydı.

CHP de aslında İkinci Dünya Savaşı’nda yenik düştü. Stalingrad’a kadar İnönü Hükümeti Nazi Almanyası’nı desteklemişti. “Mağluplar Masasında” yargılanmaktan “çok partili sisteme geçiş” ve NATO’ya yakınlaşarak kurtuldu, ancak artık dokuzuncu aydaydı ve DP’yi doğurdu. Celal Bayar, Fuat Köprülü, Hasan Polatkan ve Adnan Menderes CHP vekilleriydi. Türkiye “iki partili” bir sisteme dönüşmüştü.

O günden sonra bu “iki parti” sürekli “düşük” yaptı. İçlerinden birçok parti çıktı. En sonunda AP’den uzaklaşan tarikatlar Erbakan’ın partisini kurdu. Onun da içinden AKP çıktı. Bütün bu hercümerçlikte olmayan biricik şey, bu sistem partilerine alternatif sistem dışı bir halk hareketinin partiye dönüşememesiydi. Halkçı ve radikal demokratik alternatif olmayınca sonuç sistemin restarasyonu oluyordu.

Şimdi sistem içi partilerden CHP İmamoğlu ile birlikte bir başka sistem içi partiye dönüşme ya da yeni bir parti doğurma sancıları çekmekte. Malum MHP bu doğumu çoktan yaptı, İyi Parti kuruldu. Sıra AKP’ye geldi. Davutoğlu partisi, her şeyden çok “dış gebeliğe” benziyor. Davutoğlu Saray’la anlaşmalı bir “muvazaa partisi” peşinde. Erdoğan düşerse, onu kurtaracak.

Babacan ise Türk sermayesinin ve uluslararası finans kapitalin temsilcisi. Ülkeyi ekonomik krizden çıkarma, dış politik krizi aşma, tehlikeli kutuplaşmayı yumuşatma misyonuna sahip. Saray’ın “sistem içi” gerçek alternatifi Babacan’dır.

Tekrar soralım: Tarih tekerrür mü edecek? Bir kere daha sistem içi partiden yine sistem içi bir alternatif mi egemen olacak?

Olamayabilir. Çünkü artık Türkiye’de hiç bir partinin dayanamayacağı amansız zorbalık ve tasfiyelere rağmen ayakta olan, büyüyen ve siyasi hayatta sonuç alan bir alternatif var: Genel olarak Kürt Özgürlük Hareketi, özel olarak HDP.

Kürt Özgürlük Hareketi yalnız Türkiye’nin siyasi ve sosyal hayatında Saray rejimine ve sisteme karşı alternatif olmakla kalmıyor; Yalnız Ortadoğu’da değil, uluslararası arenada varlığı inkar edilemez bir güç olarak çok ciddi bir rol oynuyor. Örneğin Ortadoğu sorunu artık PKK’siz, PYD’siz çözülemez.

HDP ise bütün zorbalığa rağmen yüzde 15’e yaklaşan oyuyla, son seçimlerin de gösterdiği gibi sistem dışı alternatifin öncü gücü olarak Türkiye siyasi ve sosyal hayatında belirleyici rol oynuyor. PKK Önderi Öcalan HDP’nin oy potansiyelini yüzde otuz olarak analiz etmişti.

En önemlisi zorla birbirine benzer partileri doğuran “esir edilmiş kadının” yerini, şimdi “kendisi parti” haline gelen “özgür kadın” alıyor. HDP’nin bir “kadın partisi” olması, dağda bir “kadın ordusunun” kurulması, sokakta “beyaz tülbentliler” hareketinin sarayı geriletmesi, Türkiye’nin “demokrasiye” gebe olduğunu gösteriyor. Özgür kadın ise artık “zorla doğuran kadın” değil, Türkiye’nin ebesidir.

Türkiye’nin siyasi tarihindeki yeni aşama, “sistem dışı” bir gücün, eğer demokratik güçler tabanda birleşirse, Saray rejimine alternatif olarak sahneye çıkma aşamasıdır.

Ve eğer sistem içi muhalif partiler, bir kere daha AKP’nin yürüdüğü çıkmaz yolda yürümeyeceklerse, HDP’yi hesaba katmak, daha şimdiden temelleri sarsılan ve zayıflayan Saray iktidarını baskı altına alarak Kürt halkına karşı saldırıların ve 15 Temmuz darbesi bahanesiyle yürütülen devlet terörünün son bulması için harekete geçmek gerektiğini bilmeliler. Ancak bu yolla  krizi demokratik bir anayasayla aşmanın önü açılacaktır.

Aksi halde muhalefet bir kere daha PKK “terörü” ve “Cemaat terörü” demagojilerinin kurbanı olacak, bir kere daha Yenikapı’da “ruh” çağıracaktır.

Yazarın diğer yazıları