Esir şehirlerin insanları

İki aydan beri tankların kuşatmasında esir, dokuz günden beri de, yüzbin kişiyi aşkın nüfusuyla ev hapsinde tutulan Silvan şehrini düşünürken, Kemal Tahir’in "Esir Şehrin İnsanları" sözü, aklıma geldi.

Kemal Tahir, bu ismi taşıyan kitabında, 1918 yılında Britanya imparatorluğu tarafından işgal edilen İstanbul’u anlatıyor. Ancak, anlattığı İstanbul, günümüz Kürdistan’ın şehirleri gibi namluların kuşatması altında esir ve insanları da silah zoruyla ev hapsinde değildir. İngilizler, bunu hiç yapmadı. Kemal Tahir işgale esirlk diyor, ama İstanbul normal hayatını sürdürdü.

Oysa, günümüz Kürt şehirleri, tanklarla çevrili birer esir. Yüzbinler evlerinde hapis…

Bu yaz aylarına kadar, Türk devleti canı istediği zaman, Kürt köylerine, kasaba ve şehirlerine dalıp, insan öldürdüler, çaldılar, yakıp yıktılar.

Bu Türk devletinin, insan avı şenliğiydi. Karşı konmayan, itiraz edilmeyen…

İlk defa bu yaz taarruzunda, çark döndü, dünya değişti. Kürt gençleri, Fransa devrimindeki Parisliler gibi, şehir ve kasaba sokaklarında barikatlar kurup gerisinde, ölüm ve zindanlara sürüklenmeye başladılar.

AKP iktidarı bundan sonra, Kürtleri cezalandırmak üzere, asker ve polis ordularını harekete geçirdi. Cizre, Varto, Lice, Yüksekova başta olmak üzere birçok şehri tanklarla kuşatıp, insanları evlerinde hapis tuttular. Top, tank atışlarıyla hücuma geçtler. İnsan avında, IŞİD’in sloganlarıyla bebeklerı, on yaşındaki çocukları katlettiler. Soygun, hırsızlık yaptılar. Evler, mabetler tahrip edildi. Katledilmişlere işkence yaptılar…

Bu satırlar yazılıren, Silvan şehri iki aydan beri tankların kuşatması altında esir, yüzbini aşkın nüfusu da, ev hapsindeydi. Silvanlılar ev hapsinin dokuzuncu günün sabahını, ilkel Sultaniliğin tank, top ve helikopterlernin hücumuyla karşıladılar.

Esir şehir, sabah aydınlığında patlamalarla sarsılıyor, duman hortumları göğe çıkıyordu. Ölü sayısını kimse bilmiyordu. Çünkü, telefonlar, internet kesik, insanların sokağa çıkması, damlara, yükseltilere yerleştirilmiş nişancılara hedef olması demekti.

Ama eve hapsedilmiş, açlık, sussuzluk çeken bir şehir karadan ve havadan bombardman altındaydı.

Türk medyası, "ciğerimiz yandı" klişe üzüntü deyimiyle, sadece bir askerin öldüğünü açıklıyordu.

Zulüm altındaki Amed’in de ağıdını yazan Nurcan Baysal, öldürülmüş Kürtlere ilişkin rakamları, kendi insanlık erdemi ve zafer müjdesi olarak sunan AKP’nin, Silvan’da yarattığı insanlık trajedinin sekizinci gününü T24 Bloku’nda şöyle anlatıyordu:

"Düşünün, yaşadığınız ilçede sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor, yaşadığınız sokak onlarca tank, zırhlı araç tarafından ablukaya alınıyor! Keskin nişancılar konumlanmış, helikopterler tepenizde, dört bir yandan kurşun sesleri arasındasınız! Kucağınızdaki bebek, evdeki çocuklar kurşun sesleri ve patlamalardan sonra, çığlık çığlığa! Düşünün tanklardan, hırhlı araçlar, helikopterlerden rastgele bombalar atılıyor, evleriniz yanmaya başlıyor! Çocuğunuz hasta, evde aç, ne hastaneye, ne de fırına ekmek almaya gidebiliyorsunuz! Yüzü maskeli, eli kalaşnikoflu özel timlerin, mahallenizi haritadan silmeyi hedeflediklerini düşünün! Tanklardan, zırhlılardan, Rangerlardan size, halkınza hakaret anonsları yapıldığını, duvarlara tehdit yazıları yazıldığını, onurunuzun ayaklar altına alındığını!"

Nurcan Baysal, esir alınmış ve halkı ev hapsinde üstüne bomba yağdırılan bir halkın ağıdını söylüyordu. Kimilerinin bel bağlayıp, güzelleme yaptığı, ama Soma’da, Zonguldak’ta, Kartal, Maltepe, Gebze’de oylarını AKP’nin başından aşağıya boca eden İşçi sınıfınının sesi çıkmıyor, Türk halkı sessiz, imdada giden yoktu.

Türk rejiminin efendisi Erdoğan ötede, dünyaya kör bakıyordu. Çünkü Kurdifobi mil olmuş, gözlerini kapatmıştı. Kürt kiniyle titrek sesiyle, Pum kuşu hıçkırığını andıran tekrarla Kürtleri tehdit ediyor, "son ferdi teslim olana kadar savaş" diyordu.

Oysa bölge, kendini savaşların ilahı, zaferlerin efendisi ilan neden nice delileri gördü. Kürtlerse, hayallerini Ağrı Dağı’na gömen, Geliyê Zilan’ı mezar olarak seçenleri de!..

Bir türedi, dünyanın maskarası olmuş bir deli, buna rağmen Kürtleri yer yüzünden silmek için Rojava’ya hamle ediyor, şantajla da müteffik arıyordu.

Ama nafile.

Esir şehirler, tank ve helikopterlerin saldırısı çaresizlikleridir. Bunun farkında değiller…

Yazarın diğer yazıları