Eski cumhuriyet, yeni Osmanlı

Suat BOZKUŞ

[email protected] – twitter.com/suatbozkus

Eski cumhuriyet „Birinci paylaşım savaşı“ şartlarında oluştu ve o şartların derin izlerini taşıdı. Adı cumhuriyet olsa da hiçbir zaman cumhurun yani halkın iktidarı olmadı. Dar bir zümrenin diktası olarak kaldı. Hayatın her alanında tekçiliği dayattı.

„İkinci paylaşım savaşı“ndan sonra çok partili hayata geçilse de rejimin bu tekçi diktacı özü hiç değişmedi. Hatta NATO ile bütünleşerek bölgede her türlü gericiliğin kalesi oldu.

Ancak toplumsal gelişmeler ve muhalefet bu dar kalıplara sığmıyordu. 68 kuşağının ilk başkaldırısı kanla bastırılsa da bu uyanışı durdurmak olanaksızdı. Bu arada toplumun tüm ezilen kesimleri uyanmaya ve direnişe başladı. Sadece sınıfsal uyanış değil ezilen ulus, cins, din ve mezheplerden halklar da uyanmaya başladı. Hatta Kürt Özgürlük Hareketi silahlı halk direnişi biçiminde sıçramayla gelişti ve halen sürüyor.

„İkinci Cumhuriyet“ isteyenler başarısız olsa da sistemin tükenişini, çıkmazını gündeme getirmiş oldular. Bu zeminde „Yeni Osmanlı“ diyen AKP iktidarı gündeme geldi.

Geleneksel vesayetçi güçler AKP iktidarına karşı baştan biraz direniş gösterse de süreç içinde hepsi de birleşti.

Çünkü hepsi de Kürt Özgürlük Hareketi başta olmak üzere ezilen halkların özgürlük hareketlerine karşıydı. Bu hareketlerin başarısından ölümüne korkuyorlardı. Çünkü halkların özgürlüğü onların kanlı saltanatlarının sonu demekti.
İkinci bir nokta da değişen dünya şartlarında ayakta kalabilmekti. Egemenler bunu „Devletin beka sorunu“ olarak ifade ediyor.

Bu iki korku sistemin bütün partilerini, kurumlarını ve çevrelerini birleştiriyor. CHP ve uzantısı olan sol da buna dahildir.
Özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonraki süreç bunu net olarak göstermiştir.
Erdoğan tek adam diktasını ilan etmiş ve bu diktayı stabilize etmeye girişmiştir. Bu amaçla her türlü muhalefet susturulacak ve tasfiye edilecektir. Bu sistemde en küçük bir özgürlüğe, hakka, hukuka yer yoktur.

Yasama ve yargı erki tamamen etkisizleştirilmiş, bir kukla gibi tek adamın eline verilmiştir.
TBMM’de yapılacak bir muhalefet kalmamıştır. Yapsanız da dinleyen yoktur, mecliste konuşmak da mümkün değildir. Ahmet Şık daha ilk söz aldığında başına gelenler gelecek hakkında yeteri kadar ipucu vermiştir. Kaldı ki konuşsa bile bu medya blokajında sesini duyan dinleyen olabilecek mi?

Siyaset sahnesi de tekçi dikta tarafından bloke edilmiştir.
Zaten bu diktatörlük Gezi direnişinin bastırılması ve 7 Haziran seçimlerinin geçersiz sayılmasıyla başlayan darbe sürecinde ve sokakta kurulmuştur. Her türlü sokak çetesiyle ittifak yaparak ve her türlü çeteyi sokaklara salarak, sokaklarda kan dökerek, halkı tehdit ederek kurulmuştur. 15 Temmuz kontrollü darbe oyunuyla aleniyet ve „yasallık“ kazanmıştır.

Daha sonra yapılan Anayasa referandumu ve 24 Haziran seçimlerini de sandıkta değil sokakta kazanmıştır. Her iki seçimden sonra ellerinde silahlarla bekleyen çete güruhları sokağa salınmıştır. Güya ana muhalefet lideri olan Kılıçdaroğlu ve CB adayı İnce halkın oylarına sahip çıkmak yerine, çeteleri bahane edip „Çatışma çıkar, çok kan akardı“ diyerek onlara teslim olmuştur. Muhalefete oy veren halk malını, canını, işini kaybetmeyi göze alıp da oy veriyor. Bu oylara sahip çıkamayanlar tekrar ne yüzle oy isteyebilir?

Burada önemli olan görüntüden çok işin özüdür. Eski cumhuriyet bitmiş ve çökmüştür. Onunla birlikte eski cumhuriyetin tüm kurumları da tükenmiştir. Meclis, yargı, ordu, üniversiteler, medya ve eski devlet kurumları, siyasi partiler, dini kurumlar, iş alemi ya dağılıp gitmekte ya da „Yeni Osmanlı“ hiyerarşisi içinde kendilerini yeniden yapılandırmaktadır. MHP o kadar kuru gürültüden sonra AKP ile bütünleşmiş ve Erdoğan’ın emrine girmiştir. BBP, SP vb. partilerin durumu da aynıdır. CHP’lilerin hala „Bu cumhuriyeti biz kurduk“ böbürlenmesi ise kendini avutmaktan ve halkı kandırmaktan başka bir işe yaramayan boş bir şişinmedir. Çünkü o cumhuriyet çoktan gömüldü.

Bütün demokratik muhalefetin birleşerek sokağa ve geleceğe hakim olmasından başka çözüm yoktur.

Eğer tek adam diktasına karşı direnmek ve özgür yaşamı kazanmak istiyorlarsa CHP ve uzantısı olan sol da, diğer toplumsal muhalefet güçleri de bunu anlamak zorundadır. Artık „Devletin bekası, aman ha HDP ile birlikte görünmeyelim“ gibi boş korkular terk edilmeli, halkların özgürlük ve yeni yaşam istemleri temel alınmalıdır.

Yazarın diğer yazıları