Eski zihniyetle demokratik anayasa mümkün değildir

Bölgesel ve küresel krizin düğüm haline geldiği Suriye’de devletin demokratik dönüşümü sağlanacak mı? Tartışması süren anayasa bu konuda bir ön açıcı rol oynayabilir mi? Daha da ötesi gerçekten de mevcut zihniyet kalıplarıyla demokratik bir anaysa yapmak mümkün mü? En azından önümüzdeki yakın temel tartışma gündeminin bu minval üzerinden gelişeceği görülüyor. Ancak başta şunu belirtmek de yarar var; eski zihniyet ve sistem kodlarıyla demokratik anayasa yapmak mümkün değildir.

Anayasal değişim ya da krize dönüşen, ülkenin alt üst olmasına neden olan sorunların anayasal düzlemde çözülebilmesi zorunlu olarak zihniyet düzeyinde değişimi gerektirir. 20. yüzyılın tekçi ve ötekileştiren zihniyet kodlarını aşmadan, mutlak iktidar ve baskı, şiddet yoluyla kontrol etme yönteminden vazgeçmeden, demokratik bir anayasa yapmak mümkün değildir.

Suriye Baas Rejimi’nin, yeni bir anayasa yapmaya yanaşmaması, işi mevcudun restorasyonu üzerinden kotarmaya çalışması ülkede yaşanan tüm yıkıma rağmen demokratikleşmeye yanaşmayacağının ifadesi olmaktadır.

Tekçi ulus devlet zihniyet ve formunda ısrar sadece Suriye Baas Rejim’inin yaklaşımı ya da dayatması da değildir. 20.yy’lın sistem dayatması sonucu krize giren küresel hegemon güçler ve bölge ulus devlet organizasyonlarında da değişim emareleri görülmüyor.

Dikkat edilirse küresel çapta geliştirilen sözde Suriye sorununa çözüm amaçlı Cenevre gibi toplantılarda bile, siyasal ve sosyolojik gerçekliğin inkarından geri adım atılmadığı için soruna çözüm bulunamadı.

Rusya-İran ve Türk devletinin Astana toplantıları adı altında geliştirdikleri toplantı serilerinde de zihniyet yapısında bir değişim olmadığı, bilakis 20.yy’lın reddeden, ötekileştirip, tasfiye etmeyi ön gören sistem ve paradigmal yaklaşımında ısrar edildiği için, çözüm bir yana sorun giderek derinleşti.

Zihniyet, feraset olarak demokratik olmayanın, kağıt üzerinde demokratik bir anayasa hazırlaması hele ki bu demokratik kriterleri hayata geçirmesi mümkün de değildir. Bu, eşyanın tabiatına aykırıdır. Fikri neyse kişinin kaçınılmaz olarak zikri de olacaktır.

Suriye anayasası tartışmalarının çıkış yolu da yanlıştır, zira realiteyle çelişiktir. Suriye Baas Rejimi anayasa tartışmasını eskinin restorasyonu üzerinden yapmakla zaten köklü bir değişim ve demokratikleşmeye kapalı olduğunu alenen ortaya koymuştur. Çünkü sorunun çıkış nedeni farklılıkların inkarıdır ve ülke yönetimine demokratik katılımlarının engellenerek merkezi devlet yapısı karşısında öz yönetimden yoksun bırakılmalarıdır. Bu yanlışın düzeltilmediği bir anayasanın ülkede demokratikleşme sağlaması ise mümkün değildir.

Diğer yandan anayasa için oluşturulan anaysa komitesi ve bu komitenin oluşturulma biçimi Suriye toplumsal gerçekliğini inkar şeklindedir. Suriye toplumsal realitesi homojen değildir. Kaldı ki DAİŞ saldırıları sonucunda ortaya çıkan durum eskiden son derece farklıdır. Halklar geliştirdikleri mücadele ile kendi öz yönetimlerini oluşturmuş ve ademi merkeziyetçi bir sistemi dayatmaktadırlar.

Oysa anayasa komitesinin oluşturulması sürecinde bu realite yok sayılmış, sanki ülkenin tek hakimi halen Baas rejimiymiş gibi davranılmıştır. Bu durum en basit tanımlamayla son 8 yılda ülkede yaşanan kaos ve savaşı, verilen mücadeleyi ve özgürlük uğrunda halkların ortak cephede ödedikleri bedeli tümden yok saymaktır. Bu durum net ifadeyle ipe un sermektir. Kendisiyle demokratik bir sistem oluşturması bir yana iç sorunu daha da derinleştirmesi kaçınılmaz olacaktır.

Oysa Suriye’nin kuzey ve doğusunda oluşan özerk yönetim artık bir realitedir. Bunun oluşması ise halkların ortak mücadelesiyle gerçekleşmiştir ve Suriye bütünün yüzde 35-40’ına tekabül etmektedir. Bunu yok sayarak, ülkede demokratikleşme yapacağını sanmak ise realiteyle çelişmek kadar, eskinin inkarcı, asimilasyoncu ve tekçi ulus devlet zihniyet ve sisteminde bir milim değişim sağlamayacağım demektir. O açıdan bu zihniyetin gerçek yaşamda zerre kadar karşılığı yoktur.

Dolayısıyla Suriye Rejimi gerçek manada bir demokratikleşme ve ülke bütünlüğünü istiyorsa kesinlikle tekçi, baskıcı, soykırımcı zihniyet ve sistem dayatmasından vazgeçmelidir. Bunu gerçekleştirdiği anda bölgenin hem demokrasi dinamiğinin öncülüğünü yapabilecek hem de kendi iç bütünlüğünü kesinlikle sağlayacak, dıştan gelen dayatmalara karşı da geleceğini güvenceye almış olacaktır.

Türkiye, İran, Rusya ya da diğer devlet ve güçlerin desteğine yaslanarak kendi iç demokratikleşmesini sağlamamak kesinlikle Suriye’nin kendisine zarar verecektir. Kaldı ki Suriye’de destek verdiği çete yapılarının ülkede oluk oluk kan akmasına neden olan Türk devletinin Baas rejimiyle yeniden dirsek temasına girmiş olması, iyi komşu oluşundan ya da Suriye’nin toprak bütünlüğünü istemesinden kaynaklı değil, aksine Suriye’nin sürekli kanayan bir iç yaraya sahip olmasını istemesindendir. Bu istemdir ki Suriye’de işgal gerçekleştirmesinin önünü açan, milyonlarca insanının göçe maruz kalmasına neden olan ve çetelerin Suriye’de at koşturmasına neden olan.

Elbette Türk devletinin Kürt politikası ve soykırımcı devlet zihniyetinin, yine bölgesel ve küresel çaptaki amaçlarının ve değişik siyasi ve ekonomik çıkar amaçları da bu yaklaşımda mevcuttur hatta belirleyicidir. Ancak Suriye Rejimi şunu net olarak bilmelidir ki, Türk devleti Suriye’de neyin olmasını istiyorsa bunun tersi daha hayırlıdır. O açıdan Suriye Rejimi çözümü dışarıda aramak yerine kendi içine dönmeli ve ülke içindeki tüm farklılıklar iç barışını sağlayarak ademi merkeziyetçi bir sistemi inşa etmelidir. Oluşturulması tartışılan anayasasını da bunun üzerine kurmalıdır. Aksi takdir Suriye’deki kriz çözülmek yerine giderek derinleşecek ve Türk devleti gibi yeni Osmanlı hayali kuran güçler açısından Suriye yem olmaktan kurtulamayacaktır.

Yazarın diğer yazıları