Eskiden Kürt ‘kart-kurt’tur diyorlardı: Şimdi Kürde kullanılacak kart diyorlar!

Dün T24 adlı sitede  hem Hasan Cemal’in, hem de Hakan Aksay’ın yazıları yayınlandı.

Her iki yazı Erdoğan-MHP faşizminin tüm çabalarına rağmen Rusya’yı PYD güçlerine karşı  konumlandırma çabalarının ve ABD’nin Kürtleri satma hesaplarının başarısız olacağını haklı olarak dile getirdiler. Hasan Cemal, Türk medyasında “Putin YPG’ye silah verilmemesi talimatı verdi” uyduruk haberini çok güzel çürüttü.

Her iki yazar bu konuda çok güzel argümanlarla Erdoğan rejiminin yalanlarını çürütürken, birer “küçük” görünen, ama altı eşelendiğinde ne yazık ki kabul edilemez yanlış ifadeye de imza attılar.

Hasan Cemal şöyle yazdı:

Amerika, PYD-YPG’ye desteğini tamamen kesebilir mi?

Onları Rusya’ya bırakabilir mi?”

Hakan Aksay’ın yazdığı da şöyle:

"Putin, Suriye’de bunca çabadan sonra barışı inşa ederken Kürtleri dışlayamayacağını ve ABD’nin kucağına atamayacağını biliyor.”

Dikkat ederseniz, Hasan Cemal “ABD neden Kürtlere yönelik politikasını değiştiremez?” sorusunu yanıtlarken, Hakan Aksay da “Rusya neden Kürtlere yönelik politikasını değiştiremez” sorusuna yanıt veriyor.

Hasan Cemal, “ABD Kürtlere desteğini değiştiremez, çünkü onları Rusya’ya bırakmak istemez” derken, Hakan Aksay “Rusya Kürtlere desteğini değiştiremez, çünkü onları ABD’nin kucağına atmak istemez” diye sorduğu soruyu yanıtlıyor.

Buradan her iki ülkenin Kürt siyasetinin “değişmeyeceği” sonucu çıkıyor. Ama bu “değişmemenin” nedeni bu iki yazara göre, Rojava devriminin gücü, PYD-YPG-YPJ çizgisinin etkisi, PKK Önderi’nin formüle ettiği “üçüncü yol” stratejisi ve Apocu güçlerin ortak programının birleştirici özellikleri değil. Onlar, Kürt özgürlük hareketini “pasif” bir güç gibi görüyorlar. Buna göre, eğer Rusya onlara destek vermezse, Kürtler ABD’nin “kucağına” oturacak; ABD destek vermezse Rusya’nın “kuyruğuna” takılacak.

Yazarların bu tezi, kahve sohbetlerinde işe yarayabilir, “Rusya ve ABD neden bu Kürtlerden vazgeçmiyor” diye soran pişpirik oyuncularına ikna edici bir yanıt olarak gelebilir. “Pişti” diye bağıran emekli Abdülrezzak efendi, “bu Kürtler kullanışlı bir alettir, ne ABD ve ne de Rusya bunlardan vazgeçer, her ikisi de onları kullanmak ister” diye tartışmayı noktalayabilir.

Ama biz Ortadoğu’daki duruma ve PKK’nin şu sıralar kutlamaya hazırlandığı kuruluş yıldönümü eşiğinde bu partinin öncülüğündeki hareketin bugün ulaştığı aşamaya böyle derinlikten yoksun, basit ve kırk yıllık hareketi küçümseyen bir edayla yaklaşamayız.

Rusya ve ABD Kürtleri bir diğerine kaptırmamak için değil, genel olarak Ortadoğu’da ve özel olarak Suriye’de Kürt halkının politik ve askeri güçlerinden başka her hangi bir müttefik güce sahip olmadıkları için PYD güçleriyle ittifak kurmak zorunda kalıyorlar.

Neden? Düşünün: Şu anda ister Irak Şii merkezi hükümeti olsun, ister Suriye Alevi Arap rejimi olsun, onlar ülkelerinin birliği ve yeniden inşası için Irak ve Suriye Arap sünni halkına kısa ve orta vadede güven duyamazlar. Hem Irak şii yönetimi hem de Suriye Alevi yönetimi, ülkelerinde sadece “Şii ya da Alevi Arap ulus devleti” kuramayacaklarına göre, onların başlangıçta Kürtlerden başka kurabilecekleri bir ittifak gücü yok demektir.

Ve hem Irak ve hem de Suriye devletleri Rusya ile ittifak kurduğuna göre ve ABD artık Sünni Arap halkının temsilcileriyle güvenilir bir ittifak kuramayacağına göre, ABD’nin de hem Irak’da ve hem de Suriye’de Rusya karşısında tutunmak için PKK ve PYD dışında hiçbir ittifak gücü yoktur.

Ve ne Rusya ve ne de ABD birbirini bölgeden tasfiye etme gücüne sahip değildir. Böyle olunca, Kürt “faktörü” bölgede yeni bir “denge” kurulması açısından belirleyici faktördür.

Özetle hem Rusya ve hem de ABD Kürtlere muhtaçtır.

İşte Kürtlerin siyasi ve askeri temsilcileri de, PKK ve PYD de, bu “muhtaçlık” durumunu “Üçüncü Yol” stratejisiyle başarılı bir şekilde kullanmakta ve halkları “demokratik uluslaşma sürecinde” ve “Konfederalizm” hedefinde birleştirmektedir.

Yani Kürtler ABD ve Rusya’nın,  “kullanıp” ardından çöpe atabilecekleri bir güç değildir.

Yazarın diğer yazıları