Eşbaşkanlık sistemi direnen tüm kadınların başarısıdır

Kürt Özgürlük Hareketi içerisinde kadının önemi her geçen gün artarak devam ediyor. Kürt siyasi hareketi içerisindeki kadınlar siyasetin temel bileşeni olarak, politik atmosfer içerisinde yerlerini alıyor. Yeni sistem ve alternatif yaşam tarzıyla özelde kadınlar ve halklar üzerinde yürütülen egemenlikli politikalara karşı tedbirler geliştiriyor ve pratik adımlar atıyor. Türkiye’de ilk defa kapatılan Demokratik Toplum Partisi (DTP) ile başlayan eşbaşkanlık sistemi, giderek tüm il ve ilçe yönetimlerinde daha güçlü bir şekilde uygulandı. Son olarak Koma Civakên Kurdistan (KCK) Kurul’unda da sistemi değiştirme kararı alınarak eşbaşkanlığa gidildi. Hatta Türkiye’deki diğer siyasi partilerde, kadınlar ya da kadın sorunu sadece makyaj denebilecek şekilde ele alınırken, son dönemlerde eşbaşkanlık sistemi benimsenmeye başlandı. Eşbaşkanlığın kadının eşit temsiliyeti ve siyasetin demokratikleştirilmesi açısından önemini, KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat’a sorduk.


Eşbaşkanlık sistemi nedir? Ne zaman gündeminize girdi?

Eşbaşkanlık sistemi, cinslerin eşit ve özgür temsiliyetine dayanan demokratik yönetim modelidir. Bu yönetim biçiminde eşit temsiliyet esastır. Eşitlik derken, biçimsel bir eşitlikten bahsetmiyoruz. Örgütlü kadın iradesinin yönetim erklerinde güçlü bir biçimde kendini ifade ediş tarzından bahsediyoruz. Burada söz konusu olan örgütlü kadın iradesidir. Eşbaşkanlık sistemi, kadının kendi öz iradesine dayanarak tüm yönetim ve karar mekanizmalarında erkek ile eşit bir biçimde yer alması, kolektif anlayışa dayanarak yaşamın her alanında söz, karar ve uygulama gücü haline gelmesidir. Bu anlamda eşbaşkanlık sistemi iki cinsin eşitliğine ve özgürlüğüne dayanan, son derece kadın özgürlükçü ve demokratik bir sistemdir.
Bu sistemi Önderliğimiz 2008 yılında gündemimize koydu. İlk gündeme girdiğinde önemli tartışmalarımız olmuştu. Fakat hazırlıklarımız yetersiz olduğu için hemen uygulamaya geçiremedik. Savaş koşullarına göre bir konumlanma ve mevzilenme durumumuz sözkonusuydu. Bir dönem daha yoğunlaşma, ortak tartışma, değerlendirme ve hazırlanma ihtiyacı hissediyorduk. Bu ve benzer nedenlerden kaynaklı süreç uzadı. İşte biliyorsunuz, en son yeniden yapılanma perspektifiyle 30 Haziran 2013 tarihinde toplanan 9. Kongra Gel Genel Kurulu’nda eşbaşkanlık sistemine geçiş yaptık.

Birçok çalışma alanınızda bu sistem esas alınıyor…

Hareket olarak özgürlük ideolojimiz, yaşam felsefemiz her iki cinsin özgürlüğüne ve eşitliğine dayanıyor. Cinsler arasında özgür iradeye dayalı eşitlik sağlanmadan toplumun özgürleşeceğine inanmıyoruz. Bize göre özgür toplum; egemen erkek lehine olan bu bozuk, baskıcı, sömürgeci, kırımcı zihniyetin ve düzenin ortadan kalkmasıyla ve iki cinsin özgürlüğüne dayalı eşit, özgür ve demokratik bir yaşamın ve toplumsal bir sistemin inşa edilmesiyle gelişir. Bu hakikatin Kürdistan ve Kürt toplumu açısından büyük oranda yaşam bulduğunu düşünüyoruz. Kürtler bugün her yerde demokratik ve özgür bir yaşam istiyor. Demokratik toplumsal sistem için mücadele ediyor, kendi sistemlerini kuruyor. Özgürleşen kadına büyük ilgi duyuyor, etkileniyor ve özgür kadın öncülüğünde özgürlüğe yürüyor. Bunlar çok muazzam gelişmelerdir. Eşbaşkanlık sistemi bu gelişmelerin sonucudur.
Kürdistan Kadın Özgürlük Hareketi’nin mücadele tarihi, PKK mücadelesiyle paralel bir seyir izliyor ve yaklaşık kırk yıllık bir tarihe dayanıyor. Bu yıllar içinde Kürt kadını özgürlük için çok büyük direnişler ve kahramanlıklar sergiledi. Çok büyük bedeller verdi. Mücadele muazzam gelişmelere yol açtı ve güçlü bir özgürlük arayışını ortaya çıkardı. Kadını bilinçlendirdi, örgütledi, irade ve kimlik sahibi kıldı, özgürlük mücadelesinin temel öncü ve dinamik gücü haline getirdi. Kürt erkeğinin zihniyetini değiştirdi. Kürt toplumunun sosyal dokusunu değiştirerek toplumu demokratikleştirdi. Kürt toplumunun demokratikleşmesi, kadın özgürlük mücadelesinin sonucu olduğu gibi en büyük kazanımıdır da. İşte eşbaşkanlık sistemi, demokratikleşen bu toplumsal zihniyet ve yapı üzerinden gelişiyor. Öyle kendiliğinden ortaya çıkan bir sistem değildir. Bu sistemin dayandığı çok güçlü bir toplumsal ve sosyal zemin söz konusudur. Artık şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; bugün Kürt kadını, kadının ve halkların özgürce yaşayabileceği bir dünyanın kapılarını ardına kadar açmıştır.
Eşbaşkanlık sistemi, özgür yaşamı ve demokrasiyi esas alanların sistemidir. Eşbaşkanlık sistemi, radikal demokrasi anlayışına dayanan çok ileri düzeyde demokratik bir sistemdir. Bizim demokrasi anlayışımız da kadın erkek eşitliğini ve özgürlüğünü esas alıyor. Bize göre demokrasiyi demokrasi yapan temel kriter, kadın erkek eşitliği ve özgürlüğüdür. Bizim özgürlük felsefemizde, iki cinsin özgürlüğü ve eşitliği, özgür ve demokratik toplum anlamına geliyor. Bu da demokrasinin kendisi oluyor.
     
Eşbaşkanlık sisteminin kadın açısından önemi nedir? Siyasal ve toplumsal alana yansıması nasıldır?

Eşbaşkanlık sisteminin kadın açısından önemi çok büyüktür. Bir; öncelikle bu sistemle kadın, büyük bir emek ve direnişle yürüttüğü özgürlük mücadelesinin başarısını görüyor. Bundan büyük bir cesaret ve moral, güç alıyor. Bu durum kadına mücadele yaşamında güçlü bir motivasyon sağlıyor. İki; bu sistemle kadın, beş bin yıldır hiç hak etmediği baskıyı, zulmü, sömürgeci uygulamaları yerle bir ediyor. Köleliğin ve ikinci cins yapılmanın her türlü kalıntısını ortadan kaldırıyor. Yaşamda, çalışmada erkekle özgür ve eşit bir düzey yakalıyor. Üç; eşbaşkanlık sistemiyle kadın rengini doğrudan siyasete yansıtıyor, iradesel bir katılım sağlıyor, doğrudan toplumsal sorunlarla ve toplumla muhatap oluyor ve çözüm gücünü ortaya koyuyor, siyaseti demokratikleştiriyor. Demokratik siyaset, toplumun sorunlarını çözen, toplumun ihtiyaçlarına cevap veren siyasettir. Toplumu doğrudan yönetime katan ve toplumun öz yönetimine dayanan bir siyaset tarzıdır. Demokratik siyaset toplumsal olduğu için kadın doğasına da yakındır. Dolayısıyla bu siyaseti en iyi yapacak olan kadındır. Eşit temsiliyetle kadın, demokratik komünal doğasıyla hem egemen erkek zihniyetini değiştiriyor hem de toplumu siyasete doğrudan katarak siyaseti toplumsallaştırıyor ve demokratikleştiriyor.
Bu durum beraberinde çok büyük sonuçlar ortaya çıkarıyor. Mesela her şeyden önce erkeğin kadın hakkında karar alma, kadın üzerinde baskı kurma, tasarrufta bulunma durumuna kesin olarak son veriyor. Erkekteki egemenlik zihniyetine ve uygulamalarına karşı en güçlü karşı duruşu oluşturuyor. Erkeğe kadınla özgür ve eşit bir biçimde çalışmasını ve yaşamasını öğretiyor ve erkeği özgürlük çizgisine çekerek dönüştürüyor ve demokratikleştiriyor. Diğer yandan toplumun demokratik dönüşümü üzerinde çok büyük bir etkide bulunuyor. Kadının doğası toplumsal olduğu için toplumun acılarını, sorunlarını ve ihtiyaçlarını hissetme, anlama ve kavrama düzeyi daha yüksektir. Kadının analitik zekası yanında duygusal zekası ve vicdani özelliği toplumla daha güçlü iletişime geçmesine yol açıyor. Bu anlamda kadın doğası daha sosyal ve topluma dönüktür. Kadının tüm bu özellikleri toplumsal sorunlara çözüm gücü olmada ve toplumsal siyaseti yürütmede çok büyük bir avantaj oluşturuyor. Toplumsal cinsiyetçiliğin aşılmasını sağlıyor. Toplum, özgürleşen kadının gücünü gördükçe kadına güveni ve inancı gelişiyor, cinsiyetçi bakış açısını aşıyor. Toplumda gelişen bu demokratik zihniyet ve anlayış, yeni bir demokratik özgürlükçü kültür ve ahlak oluşturuyor.
Eşbaşkanlık sisteminin siyasete yansımaları da güçlü oluyor. Çünkü şimdiye kadar siyaset hep erkek işi olarak görüldü. Toplumsal algı böyle şekillendi. Böyle bir algının gelişmesinde temel neden egemen siyasetin, egemen erkeğin icadı olmasıydı. Egemen erkek bu baş belası icadı da kadın ve toplum köleliğini meşrulaştırmak ve sömürüsünü sürdürmek için geliştirdi. Egemen erkek zihniyetinin ürettiği siyaset, sürekli olarak baskıyı, köleliği ve sömürüyü meşrulaştırdı. Anti kadın ve anti toplum karakteri kazandı. Mevcut siyasetin, egemenin, sömürgeci sistemin çıkarını korumaktan ve bundan dolayı toplumu aldatmaktan öte bir değeri yoktur. Kadın da benzeştiği oranda bu siyasetin içinde yer alabiliyor. Dolayısıyla siyaset erkek işi olmuş oluyor ve bu siyasetin içinde yer alan kadın ise toplum deyimiyle ‘erkek gibi kadın’ oluyor. Zaten bu egemen siyaset baştan beri tamamen kadın ve toplum karşıtı bir siyasettir. Siyaset değil, demagojidir.
Kürdistan’da, bölgede ve dünyada verilen kadın özgürlük mücadelesi demokratik siyaseti geliştirmede ve örgütlemede çok büyük bir düzey ortaya çıkarmıştır. Özellikle Kürt kadınının demokratik siyasette ortaya koyduğu performans ve verdiği mücadele, toplumu çok etkilemiş ve toplumda cinsiyetçi bakış açısının kırılmasında, toplumun gerçek siyasetle tanışmasında büyük bir rol oynamıştır. Eşbaşkanlık sistemi, bir nevi demokratik siyasetin somutlaşmış halidir. Bunun doğru ve güçlü bir biçimde uygulamaya geçmesi toplumsal sorunları çözecektir. Toplumsal sorunlara ve ihtiyaçlara çözüm gücü olacaktır. Toplumsal özgürleşmede çok büyük bir rol oynayacaktır. 

AKP hükümeti eşbaşkanlık sisteminin ilk olarak erkek eşbaşkanlar olarak uygulanmaya konulacağını belirtti. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP eşbaşkanlık sistemini ne şekilde ele aldı, bilemiyorum. Ancak AKP’nin zihniyeti bellidir. AKP, erkek egemen zihniyetin en yoğunlaşmış biçimi olan cinsiyetçi, milliyetçi ve mezhepçi bir partidir. AKP, özgürlük ve demokrasiden anlamaz. Kadın özgürlüğünden ise hiç anlamaz. AKP’nin belki de en yabancı olduğu konu kadın özgürlüğüdür. Çünkü AKP zihniyeti kadını, egemen erkeğin ve sistemin malı, mülkü, hizmetçisi ve kölesi görüyor. Kadını, devlet sistemine asker ve işçi doğuran bir nesne olarak ele alıyor. Eşbaşkanlık sistemi AKP’nin zihniyetine son derece ters ve yabancıdır. AKP, kadını erkekle asla eşit düşünemez. Bu AKP’nin yaşam felsefesine aykırıdır. Kadını aşağılayan, kadının kaç çocuk doğuracağına, kürtaj olup olmayacağına dahi karar verme yetkisini kendisinde bulacak kadar haddini bilmeyen ve despotlaşan bir partiden eşbaşkanlık sistemine doğru anlam vermesini ve uygulamasını tabii ki bekleyemezsiniz. Buna ne AKP’nin zihniyeti, ne çapı, ne ufku ve ne de ahlakı ve kültürü elverir.
Eşbaşkanlık sistemi demokratik ve özgürlükçü bir zihniyete, anlayışa, kültüre ve ahlaka dayanıyor. Bunların hiç biri AKP’de yoktur. Kendisinde olmayan bir şeyi nasıl uygulasın? Erkek eşbaşkanlık meselesi de eşbaşkanlık kavramını yozlaştırma amaçlıdır. İşte AKP’nin böyle bir siyaset anlayışı vardır. Kendi çıkarına hizmet etmeyen her kavramı, olguyu ve gelişmeyi yozlaştırmaya çalışıyor. Bunun için hiçbir etik sınır tanımadan her türlü demagojiyi yapabiliyor. AKP’nin bütün işi gücü, büyük mücadeleler ve bedeller sonucu kadınların ve halkların yarattığı değerlerin ve bu değerlerin somutlaştığı kavramların içini boşaltmak, bu kavramları çarpıtmak ve yozlaştırmaya çalışmaktır. Bu, AKP’de bir siyaset anlayışı ve tarzıdır. Erkek eşbaşkanlık meselesi de bu çarpık anlayışın bir sonucudur. Meseleyi böyle anlamak lazım. Biz böyle anladığımız için kendi modelimizle kıyaslamayı dahi uygun görmüyoruz.

Daha önce tüm çalışma alanlarınızda kota uygulaması vardı. Şimdi ise ‘kota değil, eşbaşkanlık’ diyorsunuz…

Kota uygulaması geçmiş süreçte bir realiteyi ifade ediyordu. Neydi bu realite? Son 5 bin yıldır dünyamız, devlet sistemi ve onun toplumsal gerçekliğiyle, egemen erkeğin çıkarlarına göre kurgulanmış ve düzenlenmiştir. Kadının tüm hakları elinden alınmıştır. Büyük bir baskı ve sömürü sistemiyle kadın korkunç derecede ezilmiş ve sindirilmiştir. Bu durum kadın ile erkek arasında müthiş bir güç dengesizliğini ortaya çıkarmıştır. Erkek, kadın da dahil her şeyin sahibi olurken, kadının payına düşen ise sadece kölelik olmuştur. Bu güç dengesizliği içinde kadın güçsüzleştikçe, erkek adeta kadının kurdu haline gelmiştir.
Kuşkusuz devrimci hareketlerde durum farklıdır. Tüm sosyalist devrimci hareketler kadın erkek eşitliğini esas alır. Söylemde bunu ifade ettikleri gibi pratikte de uygulamaya çalışırlar. Ancak zihniyet olayı bambaşka bir durumdur. Binlerce yıla dayanan bir zihniyet devrimci de olsan hemen aşılmıyor. Derin bir özgürlük bilinci ve büyük bir mücadeleyi gerektiriyor. Köklü bir zihniyet ve vicdan devrimini şart kılıyor. Tabii ki büyük gelişmeler oluyor, dönüşümler yaşanıyor. Ancak böyle de olsa derinliğine bir eşitlik ve özgürlük zihniyetinden, anlayışından ve bunun pratik duruşundan tam bahsetmek mümkün olmayabiliyor. Toplumda ise bu durum çok daha geri bir düzeyde yaşanabiliyor. Ne kadar değişim olsa da sistem halen egemen erkek lehine işlemeye ve toplumda da bu çark dönmeye devam ediyor. Erkeği güç görme algısı ve zihniyeti tam değişmediği ve aşılmadı için yönetmede, siyasette tercih edilen erkek olabiliyor ve bu kadını zayıf ve geri planda bırakıyor. Bu gerçeklikten hareket ettiğinizde kota bir zorunluluk olarak kendisini dayatıyor. Kota, adeta erkek lehine olan düzeni bir parça kadın lehine çevirmenin yaklaşımı, tutumu ve uygulaması oluyor. Kadının karar ve yönetim mekanizmalarında daha güçlü ve aktif bir temsiliyete kavuşması için bir zorunluluk oluyordu. Kadın ile erkek arasındaki güç dengesizliğini bir parça da olsa sınırlandırıyordu. Egemen erkeği frenliyordu. Onu zihniyet değişimine zorluyor ve bir mücadele aracı oluyordu.
Bu anlamda kota uygulaması bir mecburiyet olarak gündeme geldi. Yoksa kota, eşitliği ve özgürlüğü ifade etmiyor. Aksine kadın ile erkek arasında tam bir özgürlük ve eşitlik olmadığı için ve erkek, egemen; kadın ise ezilen ve zayıf bir konumda olduğu için kota uygulanıyor. Kadın ile erkek arasında tam bir eşitlik ve özgürlük olsa kotaya da ihtiyaç duyulmaz. Bu anlamda aslında kota, tam özgürlük ve eşitlik karşısında geri bir uygulama biçimidir. Ancak erkek egemen gerçeği aşmaya dönük bir yöntem arayışı olduğu için de kendi süreci içinde gerekli bir uygulamaydı.
Biz yıllardır yüzde 40 cins kotasını esas alıyorduk. Dikkat edin; yüzde 40 ‘kadın kotası’ demiyoruz, ‘cins kotası’ diyoruz. Bu da kendi dönemi ve koşulları içinde gerekli ve ileri bir adımdı. Fakat biz şimdi bunu da kaldırdık. Bunun yerine eşit düzeyde temsiliyeti esas aldık ve eşit temsiliyet ilkesini uyguluyoruz. Eşbaşkanlık bunun pratik ifadesidir. Bu şu anlama geliyor; kadın, verdiği özgürlük mücadelesinde çok ileri bir noktaya gelmiştir. Kadının özgürlük mücadelesi, kadında güçlü bir irade ortaya çıkarmıştır. Kadın öz gücünü yaratmış, öz güvenine kavuşmuştur. Öz gücüne dayanarak her düzeyde siyaset yapabilir, yönetim mekanizmalarında yer alabilir ve toplumsal inşayı gerçekleştirebilir. Kadın artık bu güce, iradeye, örgütlülüğe ve inisiyatife ulaşmıştır. Çünkü artık kadının arkasında ve yanında muazzam bir örgütlü irade söz konusudur. Kadın tek başına ve yalnız değildir. Yanında ve arkasında örgütlenmiş devasa bir kadın gücü ve örgütü vardır. Kadın gelinen aşamada sadece örgütlü bir güç değil, aynı zamanda demokratik bir sistem gerçeğidir. Kadın, özgür yaşamın, demokratik siyasetin ve demokratik sistemin temel inşa gücüdür. Kadın, siyaset ve yönetim mekanizmaları başta olmak üzere yaşamın her alanında eşit katılım sağlayarak yer alacağı yüksek bir düzeyi yakalamıştır. Bu konuda yüksek bir bilince, güçlü bir iradeye ve sağlam bir örgütlülüğe sahiptir. Dolayısıyla bu güce ulaşan bir hareket açısından kota uygulaması, artık geri bir uygulama olmaktadır.
Kadın özgürlük hareketinin ulaştığı düzey ve Kürt toplumundaki demokratikleşme düzeyi eşit temsiliyeti gerektiriyor. Belediyelerdeki eşbaşkanlık sistemini de bu çerçevede ele almak gerekiyor. Belediyelerdeki eşbaşkanlık sistemi demokratik sistemin esasıdır. Demokratik ve özgür belediyecilik anlayışı, ancak bu sistemin yaşamsallaşmasıyla hayata geçebilir. Demokratik toplumun yönetimi demokratik olmazsa, demokratik toplum sistemi kurulamaz. Bunu eşbaşkanlık sistemine dayalı belediyecilik anlayışı sağlayabilir. Eşbaşkanlık sistemi belediyeleri demokratikleştirir, halka açar, halkın öz yönetim kurumları haline getirir. Demokratik kültürü ve siyaseti geliştirir ve güçlendirir. Siyaseti demokratik kılarak toplumsallaştırır, toplumsal siyaseti açığa çıkarır. Siyasetin demokratikleşmesinde, halk belediyeciliğinin geliştirilmesinde ve demokratik sistemin inşasında stratejik bir rol oynayabilir.
Eşbaşkanlık sistemi kadın hareketi açısından çok büyük bir kazanımı ifade ediyor. Bu başarı, direnen ve mücadele eden tüm kadınların başarısıdır. Bu sistemi başarıyla uygulamak ve demokratik bir sistem inşasına dönüştürmek de kadınların büyük mücadelesiyle olacaktır. Kadınlar bu mücadeleden asla geri adım atmamalı ve mücadeleyi zayıflatmamalıdır. Çünkü egemen erkek aklının düzenlediği bu sistemi yıkma mücadelesinin yolu uzundur. Kadınlar bu yolu epey adımlamış olsa da yol bitmemiş, devam ediyor. Başarılarımız, iddiamızı büyüterek mücadelemizi daha fazla yükseltmenin gerekçesi haline gelmelidir. Özgürlük yolları egemen aklın tel örgüleriyle doludur. Ancak sürekli büyüyerek ve yükselerek gelişen bir mücadele tüm bu tel örgüleri ortadan kaldırabilir, özgür yaşamı ve demokratik sistemi inşa edebilir.   
 


ŞEVİN MURAT BİNGÖL/NÛJİYAN ERHAN/BEHDÎNAN

Yazarın diğer yazıları

    None Found