‘Evin adamı’ ve…

O, Ortadoğu “hezek”inde, can düşmanları arasında at koşturan, “kurt kadar kurnaz” lakaplı Kürt Celal Talabani’dir. Kürtlerin Mam Celal’i…

Mam Celal ağır hasta. Bu satırların yazıldığı sırada, hala yatağında gözleri kapalı, nefes alıp vermesi duyulur, duyulmaz yatıyordu.
O, Kürtler için, “evin (çocuğu) adamı”dır. Kürdistan kültüründen habersiz olanlar, “evin adamı”nın anlamını bilmez, Kürtleri anlayamazlar.
“Evin adamı” ailenin, saygı haresinde taşınan büyüğü, ama hata kabul edilen hallerinde de, “küs hallerine düşülen, kızgınlık da duyulan” adamıdır.
Ama en kızgın hallerde bile, dede, baba, kardeş, amca, dayı olduğu yadsınıp unutulmayan, yüreğin damarlarında sevgi ve saygıda kusur edilmeyen…
Celal Talabani, Kürtler için böyleydi. Çok sevilip “Mam” oldu.  Ama kızgınca bakıldığı anlar da oldu…
Halkının yararına figürler çizerken, bazan günün anlaşılmaz karmaşasının geri planında, hakkında haklı, ya da haksız kızgınlık homurtuları da yükseliyordu.
Ne yalan söyleyeyim, zaman zaman homurdayanlardan biriydim, ben de…
1950’lerde, hukuk fakültesinden yeni çıkmış, gencecik bir adam, Güney Kürdistan kurtuluş savaşının efsanevi lideri Mustafa Barzani’nin yanında, çocuk yaşta, bir gerilla liderleriydi.
Sonra, mücadelenin ana gövdesinden ayrıldı. Kendi partisini, gerilla gücünü kurdu. Kürtlerin büyük bir bölümü, ilk kez bu nedenle ona kızgınlık duydular. Sonra, Kürtlerin birlik ve dayanışmasına adanacağı yerde, ana gövdeyle çatışmaya girdiğinde…
Fakat o, her halu-karda evin adamı, Kürtlerin Mam Celal’iydi.
Kürdistan mücadelesinde cefalar çekti. Zaferin doruğunu, Arap ırkçılığının yenilgisini de gördü. Gerilla liderliğinden, Araplara da baş olan makama geçti. Bunu da yaşadı, Mam Celal…
İyilik dileklerim onunla…
 
ABDULLAH ÖCALAN

Türklerin gözündeki diken Abdullah Öcalan, Kürtlerin bir başka “evin adamı”dır. Kürtlere ait olan her şey gibi, onu da 30 yıldan beri sövüyor, iftira yağdırıyor, ilkelliğin sonsuz cehtiyle aşağılamaya, küçük düşürmeye çabalıyor. Teslim alma hamleleri boşa çıktıkça, vahşice azgınlaşarak saldırıyor, her gün yeni bir kusur icat koşusuna çıkıyorlar.
Kürtlerden dini öğrenenler, bir kaç günden beri, yadırgıyla “Öcalan dindar olduğu halde, Kürdistan kurtuluş mücadelesini örgütledi” diye tartışıyolar.
 Kürtlerden dini öğrendiler dedim. Çünkü, Gürcistanlı Tayyip’in kendine “ceddimiz” yaptığı Afganlı Fatih Mehmed’e İslamı öğreten de bir Kürt’tü. Goran Kürtlerinden, Mele Gorani…
Gel de ağlama, bugünkü iktidar ve ortağı tarikat, Saidê Kurdi’nin dini yorumları, söylemlerini eğip, bükerek gerisin geri Kürtere satıyor.
 Kürtlerden duyduklarını, işlerine geldiği kadarını ezberleyip Kürtlere satan yalancı, dolancı dinciler, dini bilmiyorlar. İslam dini, köleliğe isyanı farz, yurdu işgal altında, kendisi köle, dili de yasak olanın ibadetinin geçerli olmadığını kitabında yazıyor…
O nedenle, Kürt isyancıların çoğu dindarlar, din bilginleridir. Onlar Öcalan’ı yadırgıyorlar ama, Şeyh Ubeydullah, Şeyh Abdülkadir, Şeyh Mahmut, Mele Mustafa Barzani, Şeyh Said’i unutuyorlar. Dün işkenceyle katledilen, bugün AKP zindanlarında yatan, “Sivil Cuma” ayaklanmasına öncülük edenleri saymıyorum.
 
AHMET ALTAN VE KÜRTLER

Yakın geçmişte Yalçın Küçük ve hempa Türk solcuları, nerede  Kürtlere sövmeyi, iftira, karalama ile aşağılamayı görev edinmemiş bir Türk kalem varsa, artık anlaşılmış olan bir şekilde onlara saldırıyorlardı.
Birazcık insaf, azıcık vefa borcu ve vicdan ki, şimdi Ahmet Altan hedefte…
 Oysa “Atakürt” başlıklı yazısı yüzünden işinden olmuş, ülkeyi terketmek zorunda kalmıştı. Türk medyasında Roboskî Katliamı’nın üstüne üstüne gitmeyi vicdani görev bilen, “AKP 20 milyon Kürdü hapsederek Kürt sorununu çözmek istiyor” diyen oydu. “PKK terörist örgüt değil, kurtuluş hareketidir” diyen ilk ve son Türk de…
Saldırı salvosuna bakıp, kim neyin hesabında, ya da kim kimin sırtında, neyi kullanıyor, onu anlamaya çalışıyorum…
 

Yazarın diğer yazıları