Evin müzisyeni: DODAN

Dodan’ı dinleyerek şu an, Dodan’ı düşünüyorum; 22 yıllık müzik yolculuğuna bir Tv’deki müzik yarışmasında nokta koydu algısı üzerine…

Ali Topuz’un Gazeteduvar’daki yazısındaki parçalanma, kırılma vurgusu, çok içerde tanıdığımız bir dağılma halini anlatıyor aslında. Dodan’ı ismen zikretmesi onun “parçalanması”nı çoğaltmak için değil, kendi parçalanmışlığımızın kodlarını anlatmak içindir. En azından Ali’nin yazısından çıkarsamam bu. (Ve bu yazı Ali Topuz’un yazısına yanıt değil, aslında o yazıyı anlayan bir yazıdır.)

Dodan’ın “O Ses Türkiye” yarışmasına katılmasına gelince… Hiç izlemediğim bir programdı. Tesadüfe bakın ki, daha bu haftasonu bir aile dostumuzun da bu yarışmaya geçen yıl katıldığını öğrendim ve onun performansını izledim. Orada beni yaralayan kanserden kurtulmuş, hayata müzikle tutunmuş olağanüstü mücadeleci kadının, ciğeri beş para etmez jüri ve kanal sahibi Acun’a kamyon kamyon ettiği teşekkür ve “sizleri çok seviyorum” demesiydi, gözyaşları içinde. Benim için bir parçalanma halinden çok daha fazlasıydı bu.  

Dodan yeteneğini 2 albüm, yüzlerce salon performansı ile kabul ettirmiş bir sanatçı. O orada “jüri” kıvamında pelteleşmişlerden çok daha ileri bir adım. Sesine hükmeden biri Dodan. Peki neden orada?

Tüm şu alt üst oluşlar olmadan önce, Kürtçe müzik yapan ya da herhangi bir sanat icra edenin ille bir tarafının olması zorunluluğu vardı. Anlayamazdım bir türlü mantıksal tarafını. Çünkü eşitlikçi bulmazdım. Galiba “biat” kelimesi burada abes durmayacak. Kürtçe müzik tekeli oluşturmak ve o tekele girmek istemeyeni bırak kapının dışını, semtin uzağına atmak? Desteklemeyi örgütlemek sanıyoruz, örgütleyemiyorsak köstekliyoruz. Dodan’ı anlatıyorum ama aslında ben Dodan’lardan söz ediyorum. Ressam, tiyatrocu, yazar, yönetmen, oyuncu, müzisyen… Onlara salon vermek, onlara etkinlik organize etmek, onlarla dilsel, düşünsel gücü sanat potasında bir kıvama getirmek. En büyük sorunumuz yarına dair bir şey düşünmüyor oluşumuz. En büyük sorunumuz, kalibresi büyük işleri, küçük dünyalı insanların kibrine bırakıyor oluşumuz…

 Şimdilerde pek bi şikayetçi olduğumuz iktidarın dili tam da böyleyken, demek ki bu mahallede de böyle iktidarlar oluşturulmuştu. Sanat özgürlükçüdür, yaratıcılıkla beslenir ve alır götürür kendisini. Dodan’ın sesi üzerinden bir yol çizmek varken, onu ısrarla yolun dışına itmek ve orada tutmaya çabalamak? Dodan’ın arkadaşları Ali Topuz’un yazısıyla başlayan tartışmaya bir açıklama ile dahil oldular. Açıklamada, yukarıda yazdığım semtten kovulmaya benzer vurgular var:

"Mesele aksine O Ses Türkiye’de şampiyon olmak falan değil. Mesele Dodan’ın sesinin, Erdal’ın türkülerinin bilinmeyenler tarafından bilinmesini sağlamak, o sahnede olabilmek… Böylelikle müziğini daha geniş seslere duyurabilmek, tam da bu noktada önemli hale geliyor… "Bu yazıda öğreniyorum ki Karadeniz şarkılarını enfes yorumlayan, tanınan, bilinen ‘Laz Pavorotti’ Erdal Bayrakoğlu da yarışmaya katılmış. Onun da hiç ihtiyacı yokken hem de.  

Dodan ve Erdal gibi müzisyenlerin çığlık arenasıdır şu yarışma, bu çığlığı duymak yeteri kadar parçalamıyor mu içinizi? Sanatçılarımız var olmak istiyorlar, en iyi bildikleri işi, en iyi bildikleri yolda yürüyerek sürdürmek istiyorlar. Bu milliyetçi duyguları ön planda olan bir sanatçının farklı kitlelere seslenme gayretiyle gelip bir Kürt kanalında şarkı söylemesine benziyor. Ki emin olun Dodan’a Newroz etkinliklerini çok gören zihniyet, tam da bu pragmatist tarifleri o sahneye çıkardılar. Kürtlerle yanyana görünmenin kendileri için ticari kayıp olduğunu düşünenler, “profesyonellik” adına kendilerine sunulan (ve elbette ücretli) imkanı tepmediler, koşa koşa gittiler. Ama Dodan’ı sadece “dayanışırken” görmek mutlu ediyor bizi. Biz onu bir sanat emekçisi olarak görmüyoruz, “gel” dediğimizde koşarak gelen, evin müzisyeni gibi biliyoruz. Her zaman elimizin altında, ne istersek bilabedel yapar tonda bir "evin" müzisyeni. Karnını doyursak, yatacak yer versek kafi! Vaktiyle köşesini mesken tuttuğum bir gazetenin haber müdürü Dodan’ın Benav albümünü yazdığım bir yazı için “palazlandırma şunu” demişti bana. O sözlerin sahibi, parçalanmanın da ötesi, her zerresi başka bir meydanda… Cemaat medyasında yazmalar, liberella arkadaşlıklar, savunular ve Alevilerin katli vaciptir yayınevinden Alevilere dair kitap çıkarmalar vs. Var herkesin ağır abi/ağır abla tarihçelerinde böyle hatırlanacak sayfalar, var. 

Dodan’ı tanıyorum. Bir gün İstiklal Caddesi’nde Okan Bayülgen’i yürürken gördü ve koşarak yanına gidip henüz çıkmış cd’sini verdi. Neçe adlı şarkısının olduğu albüm. Bayülgen Neçe’yi dinledi ve onu, o zamanların en popüleri olan programına davet etti. 

İzledim Dodan’ı. 

Kürtçe bir şarkının yıktığı tabunun parçalarını gördüm orada, Dodan sapasağlamdı.

Yazarın diğer yazıları