Êzîdî diasporası büyüyor

Günümüzde Êzîdîler en büyük diaspora topluluğu olarak, 200 bini aşkın üyesi ile Almanya’da bununmakta. Dünya genelinde 1 milyon Êzîdî’nin yaşadığını göz önünde bulundurursak, her 5 Êzîdî’den birisi Almanya’da yaşıyor.

NİHAL BAYRAM

Tarihe 73. ferman olarak geçen Şengal soykırımının yarattığı trajedi aradan geçen 5 yıla rağmen derinleşerek devam ediyor. 3 Ağustos 2014 tarihinde DAİŞ’in Şengal’i işgal edip 5 bini aşkın Êzîdî’yi katlettiği, binlerce kadını kaçırıp, köle pazarlarında sattığı vahşet, hafızalarda dün gibi taptaze. 3 bin dolayında Êzîdî kadın hala DAİŞ’in elinde, yüzbinlerce Êzîdî ise hala kamplarda yaşıyor. Dünyanın gözünü önünde apaçık yaşanan ”soykırımın” tanınması talebine karşı sessizlik sürerken, vatandaşları DAİŞ içerisinde yer alan Avrupa ülkeleri çetelerini alıp yargılamamak için kırk dereden su getiriyor. Êzîdi Akademisyenler Topluluğu (GEA) Başkanı Prof. Dr. Şefik Tagay, ”Soykırımın kurbanları ve bu soykırımdan sağ kurtulanlar için adalet talep ediyoruz aynı zamanda en üst düzeyde DAİŞ teröristlerinin yargılanması ve cezalandırılmasını talep ediyoruz” derken, Êzîdîler ve kurumlarının Şengal’de yaşananların soykırım olarak tanınması talebinden asla geri adım atmayacaklarının altını çiziyor.

Şengal katliamından bu yana çok sayıda yardım ve dayanışma projesi gerçekleştiren aynı zamanda Êzîdî inancı, kültürü, tarihi üzerine bilimsel çalışmalar yapan GEA’nın Başkanı Şefik Tagay ile Êzîdilere yönelik soykırım ve kurum olarak yürüttükleri çalışmalar üzerine konuştuk.

 Êzîdîler tarihleri boyunca birçok kez ferman ve göçe maruz kalmış. Êzîdî tarihindeki büyük göç dalgaları neler? 

Êzîdî halkı, maruz kaldığı zulümden dolayı yüzyıllardır sürekli olarak zorunlu bir kaçış ve göç yolunda. Tüm bunları ayrı ayrı sıralamak burada güç olacaktır. Fakat özellikle şunu vurgulamak gerekir; Osmanlı döneminde, 1299 ile 1923 yılları arasında Êzîdîlere karşı sayısız katliam ve soykırım uygulandı. Êzîdîler günümüze kadar Ortadoğu’da sürekli ve düzenli olarak baskı, zulüm ve sürgüne maruz kaldı. Çünkü Êzîdîler ”ehl-i kitap” olarak kabul edilmedi, 1400 yıldır ”dinsiz” ve ”putperest” olarak damgalandılar. Êzîdîlik üzerine çok sayıda yanlış sunum ve önyargı var. Ve bu, Êzîdîlerin maruz kaldığı acı tarihin de zeminini oluşturmakta.

Êzîdî diasporası hakkında neler söylemek istersiniz?

Günümüzde Êzîdîler en büyük diaspora topluluğu olarak, 200 bini aşkın üyesi ile Almanya’da bununmakta. Dünya genelinde 1 milyon Êzîdî’nin yaşadığını göz önünde bulundurursak, her 5 Êzîdî’den birisi Almanya’da yaşamaktadır. Bugüne kadar Êzîdîler daha çok dört ülkeye yayılmış Kürdistan’da (Irak, Türkiye, Suriye ve İran) bulunuyorlardı. Êzîdî halkı tarihinden bugüne hiçbir zaman Kürdistan’dan daha çok diasporada yaşamamıştı. Tahminime göre Êzîdîlerin sayıları diasporada, özellikle ABD, Kanada ve Avustralya gibi klasik göç ülkelerinde daha çok artacaktır.

Siz de belirttiniz, Avrupa’da özelikle de Almanya’da önemli bir Êzîdî nüfusu var. Êzîdîler kendi dillerini, kültürlerini koruyabiliyor mu? İçe kapanma mı, entegrasyon mu, neyi yaşıyorlar tam olarak?

Yahudiler yaklaşık 2 bin yıl boyunca devletsiz yaşadılar, ta ki 1948’de İsrail devleti kurulana kadar. Yaklaşık 6 bin yıllık geçmişi olan Yahudilik ve en az 4 bin yıllık geçmişi olan Êzîdîlik misyon dinleri değiller. Bu iki dininde İslam’daki Muhammed veya Hıristiyanlık’taki İsa gibi kurucuları yoktur.

Çok sayıda Yahudi yüzyıllardır – özellikle Avrupa ve Amerika olmak üzere- dünyanın her kıtasında yaşamakta. Yahudiler diasporada ne kültürlerini ne de dillerini kaybettiler. İnanıyorum ki, Êzîdîler de -Kürdistan’daki köklerinden vazgeçmedikçe, Êzîdî kimliğine bağlı net bir yönlendirme sağladıkça, eğitimi en üst düzeyde teşvik edip gençliğin elinde tuttukça- diasporada inancını ve kültürünü koruyacaktır.

1915 Ermeni soykırımı bugünkü Türkiye tarafından uygulamaya koyulduğunda binlerce Êzîdî, Ermeniler ile birlikte Kafkasya’ya doğru (Gürcistan ve Ermenistan) kaçtı. Ve özellikle Êzîdîler, anadilini ve kültürünü Ermenistan’da Êzîdî kanalı ”Radyoya Êrêvanê” ve Êzîdî gazetesi ”Ria Teze” örneklerinde olduğu gibi sürdürüp ayakta tuttular. Eğitim son on yıllardır Êzîdî toplumu içerisinde hızlı derecede artış gösterdi. Bu bana Êzîdîlerin özgürlük ve demokrasi içinde diasporada da olsa yaşayabilecekleri ve güçlü olacakları umudunu veriyor.

Şengal’de 5 yıl önce Êzîdîler dünyanın gözü önünde vahşi bir katliama maruz kaldı. 73. ferman olarak kabul edilen bu soykırımın etkileri hala sürüyor. 3 Ağustos 2014’te yaşananları Êzîdî bir akademisyen ve psikolog olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

2014 Şengal soykırımından önce büyüklerimiz bizlere  toplumumuza karşı yüzyıllardır dönem dönem uygulanan katliamları ve soykırımları anlatırlardı.

2014 yılında ise DAİŞ‘in Êzîdîlerin merkez yerleşim alanı olan Şengal’i işgali ile yüzlerce Êzîdî çocuk, kadın ve erkeğin başları kesilip, binlerce Êzîdî  katledilip, binlerce kadın ve kız çocuk tecavüze uğrayıp, köle pazarlarında satılıp, binlerce Êzîdî zorla müslümanlaştırıldığında bizim nesil ilk kez geçekten halkımızın yüzyıllardır sistematik zulüm ve sürgün ile neler yaşamak zorunda kaldığını anladı.

Her soykırımın bir sonraki nesil üzerine çeşitli etkileri vardır. Êzîdî topluluğu burada büyük zorluklar ile karşı karşıya. Ezîdî halkının –sayısız katliam veya soykırımlara rağmen- halen varlığını sürdürmesi kendi başına bir mucizedir. Şahsen hümanist değer yapısına mensup Êzîdî halkının her daim hayatta kalmaya devam edeceğine inanıyorum.

Bugüne kadar tarih boyunca Êzîdîlik adına, başka bir dine mensup oldukları için muhaliflere karşı hiçbir zaman savaş açılmadı. Êzîdîler hiçbir zaman başka dine mensup olan insanlara ya kendi dinini bırakmak ya da ölmek arasında bir seçim sunmadılar. Êzîdîlik şöyle buyurur: ”Bir insana yardım ediyorsan, onun dini ve kökenini sorma!”

Bu Êzîdî sözü Êzîdîliğin diğer dinlere ve inançlara bağlı olanlara karşı barışçıl ve hoşgörülü tutumunu simgeler.

Bildiğimiz kadarıyla Şengal sadece AP ve Ermenistan tarafından soykırım olarak tanınıyor. Dünyanın gözü önünde apaçık yaşanan bu katliamı diğer ülkeler neden soykırım olarak tanımıyor? Bu yönde yapılan girişimler de oldu. Şu anki durum nedir?

Êzîdî soykırımının başladığı 3 Ağustos 2014’ten bu yana, Akademisyen örgütü olarak biz sürekli -siyasi alanda da- soykırımın uluslararası toplum içerisinde artık resmi olarak kabul edilmesi sorusuyla karşı karşıyayız. Neredeyse dünya üzerindeki tüm Êzîdî kurumlar, topluluklar ve birlikler 2014 Şengal soykırımının uluslararası toplum tarafından tanınması talebinde bulunuyor. Bizler bu talebimizden asla geri adım atmayacağız. Bizler şunun farkındayız, bu soru kapsamında karmaşık siyasi oluşumlar var. Bundan dolayı her zaman soykırımı tanıyan ve tanımayan devletler olacaktır. Bunun arkasında tabii ki siyasi çıkarlar saklı. Örneğin Almanya’nın 1915 Ermeni soykırımını -1,5 milyon insan öldürülmesine rağmen- resmi olarak kabul etmesi 100 yıl sürdü.

Êzîdî Kadın Meclisi Çatı Örgütü (MSJÊ) geçtiğimiz haftalarda DAİŞ’li Almanların yargılanması için harekete geçmeyen Almanya içişleri ve adalet bakanlığına yönelik suç duyurusunda bulundu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz ve hükümetten beklentiniz nedir?

Bu biraz karmaşık ve ucu açık bir soru. Federal hükümetin bu suç duyurusuna karşı yasal zorunluluğunun ne olacağını değerlendiremeyiz. Ancak konuya ilişkin şunu vurgulamak isterim; bizler Almanya’da özgür ve demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Anayasaya göre, her örgüt, kurum, vatandaş kendi fikrini özgürce belirtebilir. Tabi ki ahlaki olarak bir yandan bu soykırımın kurbanları ve bu soykırımdan sağ kurtulanlar için adalet talep ediyoruz aynı zamanda en üst düzeyde DAİŞ teröristlerinin yargılanması ve cezalandırılmasını talep ediyoruz.

Farklı yerlere dağılmış Êzîdî kadınların ve çocukların yaşadığı travma ve depresyonların aşılması için gerekli çalışmalar yürütülebiliyor mu?

Ağır travma geçiren soykırım mağdurlarına dayanma gücü ve destek vermek için yüzlerce kurum ve kuruluş, terapi merkezi, enstitü ve binlerce kişi gönüllü olarak seferber oldu. Hepsine çok teşekkür ederiz. Tüm bu inisiyatiflerin travma geçirmiş kadın ve çocuklara yalnız olmadıkları hissiyatı uyandırdığına inanıyoruz.

YPG-YPJ ve QSD güçleri tarafından DAİŞ’ten kurtarılan aralarında çocukların da bulunduğu 3 bini aşkın Êzîdî bulunuyor. Bu kişilerin durumlarına ilişkin bilgilerinizi paylaşır mısınız?

Şengal’deki kardeşlerimize yapılan yardımlardan dolayı müteşekkiriz. DAİŞ‘in eline geçen herkes -inanç ve etnik kimlik gözetmeksizin- en acımasız şekilde zulüm gördü. Bugün mağdur olanların hepsi ağır travma altında ve terapi görmeleri gerekir; bunun yanı sıra ailevi, toplumsal ve siyasi desteğe de ihtiyaçları var. Birçoğu ise uzun süre her türlü yardıma ihtiyaç duymaya devam edecek.

Şengal soykırımı henüz bitmiş değil. Yüzbinlerce Êzîdî, Kürdistan otonom bölgesinde feci şartlar altında yerleşim kamplarında yaşamaya devam ediyor. Halen binlerce Êzîdî kadın ve kız çocuğu DAİŞ’in elinde esir. Onların her türlü yardım alması ve kurtarılması için elimizden geleni yapmaya devam etmeliyiz.


En büyük Êzîdî akademi topluluğu

2012’de Essen’de kurulan GEA, 140 üyesi bulunan dünyadaki en büyük Êzîdî akademisyenler kurumudur. Akademisyenlerinin çoğu ise Almanya, Türkiye, Irak, Suriye ve Ermenistan’dan.

GEA’nın kuruluş sebebi ise Êzîdî inancını, kültür ve tarihini bilimsel olarak araştırmak. Bunun yanı sıra kendini Êzîdîlerin sosyal durumlarıyla ilgili Almanya ve geldikleri ülkelerde çalışma yürütüyor. GEA, kültürlerarası anlayışın, insan haklarının, kadınların ve gençlik çalışmalarının yanı sıra Êzîdî kültürünün ve inancının da geliştirilmesini önemsiyor.

GEA’nın çalışmaları ise şunlar:

  • Êzîdîler ve Êzîdî inancına dair bilimsel kongreler düzenleme ve belgeleme,
  • Êzîdîler ve Êzîdî inancına ilişkin üniversiteler, siyasi partiler, dernek/kurum ve bilimsel kongrelerde sunum yapmak,
  • Êzîdîler ve Êzîdî inancına dair bilgi verecek uzmanlar, bilim, basın alanlarında ve kurum, belediye gibi yerlerde sözcülük yapmak,
  • Êzîdî göçmenler için insani yardım projelerini örgütlüyor ve destekliyor.

Almanya’daki Êzîdîlerin entegrasyonuna destek vermek, Êzîdîlerin inancına dair bilgilendirme yapmak ve toplumu güçlendirmek bizim birincil hedefimiz. GEA’nın sloganı şudur: ”Özgür bir Êzîdî bilinci için.”

Akademik, bilimsel çalışmalar

Örneğin; 2012 ve 2014’te Bielefeld Belediyesi’nde dünyanın her yerinden gelen 500 katılımcı ile uluslararası konferans düzenlendi. Konferansta kültür, inanç ve Êzîdî topluma dair akademik-bilimsel sorulara cevap verildi. Akademik-bilimsel çalışmalarımızla, Êzîdîler ve Êzîdî inancı hakkında hem içeride hem de dışarıda eğitim vermeye, araştırmayı teşvik etmeye ve Êzîdî topluluğunu birçok yönden güçlendirmeye önemli bir katkı sağlandı. Bu iki kitap ise en önemli akademik-bilimsel yayınlarımızdan biri:

  • Gesellschaft Ezidischer Akademiker (2016): Im Transformationsprozess: Die Eziden und das Ezidentum – gestern, heute, morgen. VWB-Verlag für Wissenschaft und Bildung, Berlin.
  • Sefik Tagay & Serhat Ortac (2016): Die Eziden und das Ezidentum–Geschichte und Gegenwart einer vom Untergang bedrohten Religion. Landeszentrale für politische Bildung Hamburg.

Ayrıca 2014 Şengal soykırımından bu yana mağdurlarla dayanışmak ve onlara yardım etmek için akademik-bilimsel, toplumsal ve politik adımlar atıyoruz. Son beş yılda çok sayıda soykırıma ilişkin proje geliştirdik ve başarıyla tamamladık. Duhok Üniversitesi’nde okuyan Şengalli öğrencilere maddi destek sağladık ve okumaları için destek olduk. Eğitim, Êzîdî toplumun geleceği için önemli bir etken.

Ocak 2018’de GEA olarak Vatikan’da Papa Franciscus tarafından kabul edildik. Uluslararası toplum Irak ve Suriye’deki Êzîdîlere daha fazla yeniden inşa yardımında bulunsun diye  Êzîdî soykırımına bir daha dikkat çektik.


Şefik Tagay kimdir?

Prof. Dr. Sefik Tagay, 1972 Beşiri doğumlu. Ruhr Üniversitesi psikoloji bölümünü bitiren Tagay, 2005 yılında Duisburg-Essen Üniversitesi’nde doktorasını yaptı. 2012 yılında ise habilitasyon tezini verdi. Köln Teknik Yüksek Okulu’nda Psikoloji Profesörü olarak görev yapan Prof. Dr. Sefik Tagay günümüzde Duisburg-Essen Üniversitesi’nde 18 doktora öğrencisinden sorumlu.

Ana araştırma konuları psikotravmatoloji, kaynak araştırması, göç ve sağlık üzerine. Prof. Dr. Tagay göçmenlerin kültürlerarası psikoterapi üzerine yıllardır tecrübe kazandı. Alman Psikotravmatoloji Topluluğu Teşvik Ödülü’nü (DeGPT) kazanan Prof. Tagay 2019 yılında 8. kez ard arda Focus’ta en iyiler listesinde yer aldı. Yıllardır diasporada Êzîdîler ve Êzîdîlik üzerine araştırmalar yapan Prof. Dr. Tagay 2014 yılında gerçekleşen Êzîdî soykırımı üzerine de çok sayıda proje yönetiyor. 130’un üzerinde bilimsel yazısı yayınlanan Prof. Dr. Tagay, politika ve hukuk bilimcisi olan Serhat Ortaç ile ortak 2016 yılında ”Ezîdîler ve Êzîdîlik” isimli kitabı yayınladı. Prof. Tagay, Êzîdî Akademisyenler Topluluğu (GEA-Gesellschaft Ezidischer Akademikerinnen) başkanlığını yapıyor.

Yazarın diğer yazıları

    None Found