Eziz GEZİK: Bu abluka dağılacak!

Çeyrek asırdan fazla bir zaman önce, üstelik hergünün işkenceye çevrildiği zindan şartlarında böyle diyordu Hıdır Aslan; eninde sonunda bu kuşatma dağıtılıcaktı. „Yaşamak Direnmektir!“ diyen Amed Zindanı’nda Mazlum Doğan’ın sesine, Burdur Zindanı’ndan Hıdır Aslan’ın sesi katılacaktı.

Kenetlenen bu sesler zindanlarda atılan sloganlarda yankılanacak, kısa bir süre sonra özgür dağların zirvelerinde, derin vadilerinde duyulacaktı. Köy köy, mahalle mahalle, belde belde şehir şehir toplumsal uyanışa geçen Kürdistan coğrafyası kendi kızları ve oğullarının şahsında bu sesin çağrısına kulak verecek bir baştan bir başa Kürdistan onların öncüleri gibi geniş yüreklerince kucaklanacaktı.

Kürdün ‘makus’ kaderinden sıyrılma mücadelesinin en önemli kesitlerinden şüphe yokki zindanlardır. Toplumsal bilinç gelişimi yaşandıkça, zindanlar Kürtler için yaşamlarının en önemli parçası haline getirilmiştir.

Son iki yüzyıla ve özelde son yüzyıla bakınca zindan, baskı ve sistematik katledilme insanlığın belleğine dair tüm gelişimlerin kök hücresinde duran bu kadim halkın lanetli bir gölgesine döndüğünü görüyoruz. Hele son kırk yılı aşan ulusal ve toplumsal özgürlük mücadelesinin ivmesi hızında bu lanetli üçlü döngünün dişleri arasında ezilip un ufak edilmeye çalışıldığını görmemiz zor olmasa gerek.

Elbetteki bu kadim halkın yürüttüğü mücadelenin bu tarafı cehennem boyutunda dehşet duyulacak bir tarafı anlatırken, diğer taraftan ise, Önder Öcalan’ın çok çarpıcı olarak dile getirdiği gibi, „mücadele güzelleşiyordu, güzelleşen seviliyordu ve sevilen özgürleşecekti“. Bir nevi son asrın özetini anlatan bu üçlü kapan ve onun karşısındaki özgürleşmeye doğru koşan bu halk, tarihe anlamlı bir yaşamın tarifini işliyordu.

Bu bedeli ağır amansız ısrar, bugün son aşamaya doğru yine zindanlardan başlayarak her yere taşınan bir direniş güzellemesiyle hedefe doğru koşmaktadır. Zindanlarda Mazlum’un, Dörtlerin, Büyük Ölüm Oruççularının ve bütün bu değer abidelerinin toplamı konumundaki Önder Öcalan’ın yürüttüğü özgürlük direnişi, er ya da geç vakti gelince nihai sona ulaşacak ve birileri için perde kapanırken biz ezilen sömürülen ötekileştirilenler için yeni hayatın perdesi ardına kadar açılacaktır.

Üç ayı geride bırakan Leyla’mız ve Yoldaşları’nın yürüttüğü amansız direniş bunun gerçeğe döneceğinin inancı ve başarısını anlatmaktadır.

Zindan direniş tarihinin en zorlu geçen dönemi 12 Eylül vahşet yıllarıdır. Bu tarihe Mazlumlar, Kemal Pirler, Ferhat Kurtayların direnişi yön verirken yine bu süreçte idam edilen 15 devrimcinin varlığı bu ateşten tarihin farklı bir onur tarafıdır. dam edilen on beş devrimciden biri olan Hidir Aslan, bu tarihin müstesna örneklerinden biridir.

24 Ekim 1984 tarihinde idamla katledilen Hıdır Aslan, kanlı cuntanın son idam ettiği devrimcidir. Onu böylesi bir zamanda hatırlamak gerektiği kanısındayım. Aslen Dersim-Hozatlı bir delikanlı olarak girmiş olduğu devrimci çalışmalarda önder yönünün ön plana çıkmasından dolayı tutsak düşen Hıdır Aslan, 80’li cunta yıllarında idama çarptırılır. İdam kararının ‘Demoklesin Kılıcı’ misali dört yıl boyunca hücresinde, tepesinde gezinmesine hiç aldırış etmeden devrimci coşkusundan ödün vermeyen Hıdır Aslan, bulunduğu hücreden, Kürdistan Özgürlük Mücadelesini mümkün olduğunca gelişimini takip etmiş, özlemi olan gerillanın dağlarla buluşmasının heyecanını yaşamıştır.

Devrimci Yol Örgütü’nün bir neferidir, mücadeleleri sekteye uğramıştır diğer birçok örgüt gibi; şimdi tarih sahnesine çıkan Kürdistan Devrimcileri onların yarım bıraktığını tamamlamanın mücadelesini veriyorlardır. Bir taraftan içini ısıtırken bu hareketlenme diğer taraftan, Dörtlerin kendini 18 Mayıs 1982 akşamı ateş topuna çeviren eylemleri onda büyük bir saygı sevgi duygusu geliştirmiştir. Bu eylemin yarattığı duygu yoğunluğunu, kaleme aldığı ‘sağdıcım’ şiiriyle dışa vuracaktır.

Birkaç sene sonra bu şiir, Sevinç Eratalay tarafından bestelenerek, bizlerin dilinden düşmeyen en güzel ağıtsal türkülerden birine dönüşecektir. Hıdır Aslan’daki seksen öncesinin devrimci kuşağında belirgin olarak görülen çok yönlü üretkenlik elbetteki bu anlam dolu şiirle sınırlı kalmayacaktı.

Cunta zulmünün bir karabasan misali ülkenin üstüne çöktüğü bu zaman aralığında, bunun mutlaka aşılacağının devrimci öngörüsü olan „Bu Abluka Dağılacak“ şiirini dizelere dökerek büyük bir moral değeri yaratacaktır.

Hücresinde ve kendi ayağıyla idam sehpasında tekmelediği kürsüde bunu haykıran Hıdır Aslan, bugün mücadelemizde Denizler, Kaypakkayalar, Mahirler gibi sayısız ölümsüz şehitlerimizin yanında unutulmayacak, onlar gibi direnç kaynaklarımızdan biri olma anlamına ulaşacaktır. Ali Asker’in yorumuyla bu şiiri de türküye çevrilerek bugünlere taşınacaktır.

Bu şiirin yazılması üzerinden geçen 36 yıl sonra işte yine devrimcilerin zindanlarda haykırdıkları pırıl pırıl sözler olarak varlığını koruyor.

Seksen darbesi sonrası idam sehpalarında genç ömürlerini haykırdıkları inanç dolu sloganlarla tamamlayan tüm devrimciler gibi Hıdır Aslan da arkasında kısa ama onurlu bir geçmişi bizlere miras olarak bırakarak, henüz 26 yaşındayken ölümsüzleşmiştir.

Bugün Leyla ve Yoldaşları’nın direnişi Denizler’den Mazlumlar’a Hıdırlar’a varan direniş geleneğinin son halkası gibi bir gerçeği anlatmaktadır. Bu „ablukayı dağıtabiliriz“ diyen Leylalar hepimizi bu son tarihi cenge çağırmaktadır. Bu abluka bu direnişle dağılacak.

Ve diğer taraftan ise kışın buz kesen soğuğuna sinen ölüm duygusuyla günlere uyanıyoruz. Bu korku girdabının içinde dilimizde Leyla, dilimizde Nasır dilimizde Yüksel ve daha yüzlerce can yoldaşın içimize işleyen bakışlarıyla yapabildiklerimizin ne kadar yetersiz kaldığı gerçeğinin yarattığı utanç ve öfke duygusuyla günleri gerimizde bırakıyoruz.

Açlık Grevi’nde üç ayı geçen Leylalarımız ortaya koydukları zayıf ama direngen bedenleriyle bu kıştan bizleri bahara çıkartacak bir köprü olmaya çalışıyorlar. Hıdırlar, Mazlumlar, Dörtler cuntanın ülkenin tüm nefes borularını yok ettiği şartlarda, kendi bedenleriyle bu ablukanın kırılmasından başka bir seçeneğin olmadığını biliyorlardı ve misyonları gereği öncülük etmekten kaçmadılar ve canlarıyla bu kuşatmayı yerle bir etmenin tohumunu toprağa bıraktılar.

Bununla arkalarından gelen bizleri miraslarının üzerinden yükseltmesini bildiler. Ondandır adları her durumda yaşamımızın ortasında yer almaktadır.

Bugün için Leylalar da yaşanan tehlikenin farkındalar, gidişatın varacağı noktayı görmekteler. Bunun önünü fedai tarzlı bir direnişle almanın mümkün olacağını biliyorlar. Ve ancak böyle AKP-MHP faşist koalisyonunun yarattığı korku duvarları parçalanacağını da. Seksenlerin tabiri caizse ‘kıpırdayamaz’ şartlarıyla, bugünün en basit ifadesiyle altı milyona ulaşan bir halklar gücü arasında hiç yoksa dağlar kadar bir fark olduğu ortada olan bir gerçek.

Güçlü bir motivasyon durumu her tarafımızı zincirlediğini düşünen bu sistem ve sahiplerine tarihi bir ders vereceği gibi, on yılların özlemi olan daha yaşanır bir ülke yaşam ve ordan özgürlüğe ulaşmamız gerçeğe dönebilir. Elbetteki son açlık direnişiyle, özgürlük güçlerinin yaşadığı son yıllardaki kan kaybı da iyi bir şekilde görüldü.

Sistemin aldığı mesafeyi anlatıyor aynı zamanda bu gerçek. Lakin henüz son sözü söylemiş değil milyonlar, halkımız ve bizler. şimdi bu öncü fedailerin ortaya koydukları „bunu başarabilir, zincirleri kırabiliriz“ diyen bir mevsim aç soluklarına soluğumuzu katıp bu ablukayı son halkasıyla yerle bir edebiliriz.

Ve şunu da çok iyi biliyoruzki, son sözü hep direnler söylemiştir. Tarih, şehitlerimiz, Taybet Anamız, Cemilemiz, ahlak, vicdan ve tüm insani erdemler bu direnişin vardığı sınır noktasına karşı toplanmış haykırıyor „ölümler olmadan, direnişi zafere götürün!“ diye.

Mezar taşına „halkına borçludur…“ yazın diyecek kadar büyük şehitlere sahip olanlar, bu sese verebileceği en anlamlı cevap gereğini yapmaktır. Belki o zaman değerler ve yaşananlar karşısında hep yetersiz olan halimiz bir nebze olsun teselli bulabilecektir.

Hıdır Aslan otuz altı sene önce hücresinde yazdığı bu şiir, tarihin gidişatını, sonsuz zulme ve güce sahip olanlar değil, asıl bizlerin belirlediğini bir vasiyet değerinde tarihe not düşmüştü.

„Bu Abluka Dağılacak

Duru düşlediğin gökyüzünü

Kara kara bulutlar nakışlıyorsa

Umutların kuşatılmasın

Acılarımın gözbebeği

Bak bahar nasıl da hoyrat

Dağlar nasıl da açmış kollarını

Görkemli bir ana kucağı gibi

Kasırgalı vuruşlara hazır

Nasıl da yükseliyor gökyüzüne

Davran hele davran hele

Acılarımın gözbebeği

Senin sesin yenilgi tanımaz

* Bu abluka dağılacak!“

Hıdır Aslan/1983-Burdur Mahpushanesi

[email protected]

Yazarın diğer yazıları

    None Found