Failleri Türkiye’de iktidar

Ve Cumartesi’den sonra… Paris Katliamı katil zanlısı Ömer Güney’in öldüğü haberini geçtiğimiz Cumartesi, ilgili avukat ve basın yayın organları aracılığıyla hep birlikte öğrendik. Haberin duyulmasının ardından aileler, aile avukatları ve Kürt kurumlarının açıklamaları oldu. Başta Paris olmak üzere Kürt halkının bu ölüm haberiyle sarsıldığı konuya dair yazılan mailler, internet ortamında sosyal medya ağındaki mesajlar, kendi adına sokakta sorulan soruların en can alıcısı şuydu: Şimdi ne olacak? 

Birincisi elbet Fransız yargısı önünde Ocak ayı sonunda görülmesi beklenen mahkeme sürecini derinden etkileyecek bir durumdu bu. Çünkü dosyada katil zanlısı olarak yargılanan Güney ölmüştü. Katliamın arkasındaki güç olarak MİT işaret ediliyordu. Mahkeme olsaydı bu konuya dair 5 hafta boyunca bir mahkeme sürecekti. Elbette Fransa iç hukuku açısından bu mahkeme Ocak ayında bu durumda görülemeyecek. Ama bu davanın Fransa iç hukuk yollarının bütünüyle kapandığı anlamını taşımıyor.  

Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in aile avukatları Sylvie Boitel, Antoine Comte, Virginie Dusen, Jan Fermon ve Jean-Louis Malterre katil zanlısı Ömer Güney’in Cumartesi günü ölümünün ardından kamuoyu ve Fransız basınına yaptıkları açıklamada, “2013 yılında Paris’te katledilen kadınların katil zanlısı öldü. Bu katliamın failleri halen özgür ve yaşıyorlar: Onlar Türkiye’de iktidardalar” ifadelerini kullanmış ve ısrarla bu davanın elbette Ocak’ta görülmesinin maddi koşullarını ortadan kalktığını ama bu davanın arkasını bırakmayacaklarını ısrarla altını çizmişlerdi. Avukatlar bunu neye dayanarak belirtiyorlardı? 

Fransa’da yetmişli yıllarda başlayan ve 2013 yılına kadar toplamda 25 siyasi cinayet işlenmişti. Davaların birçoğunda katil zanlısının bilgisi dahi bulunmazken, 30 yıldır, süren davalar bulunuyor. Katliamlara dair, arka planına dair en ufak bilgi ve belgeyle katliam dosyaları yeniden yargı önüne gitmişti. Çünkü Fransa anti-terör yasası gereği bu kapsamdaki davaların zaman aşım süreci 30 yıl. Bugüne kadar yayınlanan haber ve yazılarda anlaşıldığı üzere, bu katliam katil zanlısı Ömer Güney’den ibaret değil. Katliamın emrini veren, katliamda katil zanlısına yardım etmiş olabileceklerde dahil bütün bu kurum ve kişiler bu katliam dosyasının yeniden açılması, bir davanın görülmesi olasılığıdır. Bu anlamda, katliam sürecinin başından itibaren hem Fransız yargı organlarının ortaya koyduğu dosyada da belgeli olan MİT’in katliamla bağlantısının açığa çıkaracak yeni bilgi ve belgeler önemli bir yerde duruyor. 

Şimdi ne olacak sorusunda ikinci önemli sarsıcı nokta ise konuya dair onlarca haber ve bilgi ve belge kamuoyuna yansımışken, böylesi bir katliam dosyasını katil zanlısı Ömer Güney ya da sadece Türkiye  ile sınırlı düşünülmesidir aslında. Paris’in orta yerinde yaşanan bir katliamın ev sahipliğini yapan Fransa başta olmak üzere, dosya ile bağlantılı ülkelerin bilgi ve belge paylaşımı konusunda dosya hakiminin ısrarlı talebine karşı bir bilgi paylaşımı yapılmamasında bu işin Türkiye ve MİT bağlantısıyla sınırlı bir durum olmadığını görüyoruz.  “2 buçuk yıl anket ve soruşturma sürdü ama mahkeme tarihi bulmak için 18 ay beklendi. Bu ölüm hangi şekilde olursa olsun, birçok insanı rahatlattı:

1- Fransız siyasi güçler böylesi rahatsız edici bir dosyadan kurtulmanın rahatlığını yaşayacaklar. 

2-Topraklarımız üzerinde böyle bir katliamın yaşanmasına izin veren Fransa istihbaratı, MİT’ten Türk meslektaşlarıyla ilişkilerini tercih ederek rahatladılar.  

3- Türk yönetimi kamuoyuna açık ve kendisinin ve Türk MİT’inin katille bağını kuracak bir mahkemeden kurtulduğu için rahatladı” diyen aile avukatlarının yapmış olduğu açıklamada net bir biçimde görebiliyoruz. Başta Fransa, kendi toprakları üzerinde neden bir katliama göz yumdu? ya da Fransız istihbaratı neden belge paylaşmaktan kaçındı? Bir diğer soru, Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’in katliamının hemen üç gün sonrasında Türkiye ve Fransa arasındaki nükleer enerji anlaşmasının zamanı bir tesadüfmüydü? diye soruları çoğaltabiliriz.  Belki de şunu sormakta fayda var; önümüzdeki günlerde ne tür anlaşmalar yapacaksınız? 

 Kimi Kürt okurlarımızın maille gönderdiği ve cevabını almak istediği bir soruda Ruhi Semen neden bu güne kadar Kürt basını tarafından yazılmadı da bugün yazılıyor şeklindeydi.  Ruhi Semen adı ilk olarak Özgür Politaka’da 2014 yılı bahar aylarında yayınlandı. Aynı anda Fransa basınında da yer alan haber, aile avukatlarının kamuoyuyla paylaştığı bilgilere ve belgelere dayanıyordu. Ruhi Semen, Almanya’dan Kasım 2013 tarihinde yazılı olarak hakime başvurup katil zanlısının yakın arkadaşı olduğunu ve görmek istediğini belirtmiş, o güne kadar aile fertlerinin bile ziyaret etmediği Güney’e bir ziyaretçinin gelmesi hakimin dikkatinden kaçmamış ve görüşe bilinçli olarak izin vermiş. Görüşme sırasında katil zanlısı’nın Güney’e MİT’e iletmek üzere bir not verildiği sayısız kez yazılıp çizildi. Hakimin bilgi ve ip ucu yakalama “isteği” bu kez cezaevinde bulunan Fransız anti-terör polislerince sekteye uğratılıyor. Not iletmesine engel olunmuyor ya da nota el konulmuyor. Aralık ayında yapılan bu görüşmeden sonra Semen’le ilgili gelişmeler sorgu vb yine Almanlara takılıyor. Bu durumda Ruhi Semen’i neden Almanya koruyor şeklinde sormak daha mantıklı oluyor. Peki aleni bir biçimde görülen AlmanlarınSemen’i koruma durumu, akla Ruhi Semen yoksa Almanya istihbarat servisine mi çalışıyor sorusunu beraberinde getiriyor ya da hem MİT’e hem de Almanlara mı? Bütün bu soruların cevapları askıda bekliyor. Bu sorular neden mi akla geliyor; bunun için, manidar ziyaretin devamındaki gelişmeleri hatırlamakta fayda var; Güney’in ses kaydı Almanya’dan internet ortamına servis edildi. Birkaç gün sonra “arz notu” içeren MİT belgesi? Tekrar başa dönersek, katil zanlısının gözaltında bulunduğu ilk gün Fransa kriminel servisine çekilen bir mail (mail adresi İran’da ilk olarak açılmış) Almanya’dan gönderilmiş.  Berlin’de birkaç gün önce yaşanan terör saldırısının ardından Alman servislerinin hızlı çalışmasına bir kez daha tanık olduk. Peki Almanların bu hızı, neden bütün bu mailleri gönderenleri, gönderildikleri bilgisayarları bulmakta kullanılamadı? ya da neden Kürtler söz konusu olduğunda susmayı tercih ettiler? 

Diğer bir nokta, ise olayın başında çok da gündem olan Aralık 2012 tarihinde Hollanda’da Kürt gençlerinin bulunduğu bir kamp baskını. O tarihte Güney’de orada bulunuyordu. Gözaltına alınanlar arasında o da bulunuyordu. Peki Hollanda, kendi izin verdiği bir toplantıyı neden ansızın basma kararı alıp gözaltılar gerçekleştirdi? Hangi bilgi onları bu toplantıyı basmaya itti? soruları halen yanıt bekliyor. 

Türkiye’de açılan dosya ne oldu? Katilin geldiği coğrafya,  MİT, düne kadar “paralel” çığırtkanlığı gösteren Erdoğan ve iktidarı, 15 Temmuz’dan itibaren, sokak kedisini bile FETO diyerek alacak duruma gelmişken, neden bu konudaki tezine dair bir tek kişiyi dahi tutuklamadı, sorgulamadı, adını zikretmedi! 

Bütün bu sorular şuana kadar dosyadan yansıyanlarla binlerce yeni soruyla çoğaltılabilir. Ama durumu hangi sorularla çoğaltırsanız çoğaltın çıkacağı kapı; bu tarafların tamamının bu işte bir rolü var. Kimi belge saklayarak, kimi elindeki belgeler ışığında Türkiye üzerinde ekonomik emellerini gerçekleştirerek, kimi bizzat işin merkezinde bulunarak bir role sahip uluslar-arası bir komployla-katliam süreciyle karşı karşıyayız. 

Dün Musa Anter ve binlerce  faili meçhul cinayet, katliamı yaşamış bir halkın adı kadar net bildiği;  üstünde bir uzlaşı ve suç ortaklık olan durumlarda, katliamın emrini verenlerin korunduğu gerçeğidir. Bugüne kadar, Paris’te 2013 yılında yaşanan katliamla ilgili kamuoyuna bir dizi belge ve bilgi yansımasına rağmen sürekli olay katil zanlısı Ömer Güney ekseninde değerlendirildi ve ya tartışıldı. Gelen kimi mailler ve sorulan sorular yine benzer bir odak noktasına sahip. Son dört yıl boyunca yaşananlar düşünüldüğünde, bu planı yapanların isteğinin de tamda bunu yaratmak olduğu aşikar. Sağlık sorunu olan bir tetikçi seçilmesi dahi bu plan dahilinde baştan itibaren hazırlanmış, sonu baştan belli olan bir durumla karşı karşıyayız. Öyle ki bak şu işe ki  Mine Kırıkkanat, “tarihi öngörüsüyle” katilin sonunu bile aylar öncesinde romanlaştırıp piyasaya sürmüş bulunuyor. 

Elbette, gelinen aşamada konunun muhatabı olan avukatlar, Fransa iç hukuk yollarını aşındırmaya devam edecek. Kürtler, bu katliamı ve yapanları unutmayacak; “Adalet ve aydınlık” talebini her fırsatta yineleyecek ve mücadelesine ara vermeksizin devam edecek! Bu nedenle, öfkeyle sorduğumuz her soru, yazdığımız ve incittiğimiz taraflara ve bize bir fayda getirmiyor. Bu katliamın aydınlatılmasında bir yarar sağlayacaksa, günlük olarak yüz binlercesini gönderin! 

Yazarın diğer yazıları