Faşist rejim reforme edilemez – Rehineler tek tek kurtulamaz!

AİHM’nin Demirtaş hakkında verdiği tarihi karara Erdoğan “bizi bağlamaz” dedikten sonra birden bire sustu.

Yeni Özgür Politika, Yeni Yaşam, Birgün karara layık olduğu değeri verdi. Cumhuriyet Gazetesi de bu konuda, hakkını yemeyelim, habere geniş yer ayırdı.

Bu gazetelerin dışında Havuz Medyası haberi görmezden geldi.

Gördüğüm kadarıyla başlarına bu kritik aşamada neler gelebileceğini anlamış bulunuyorlar. Çünkü AİHS’nin 18. Maddesi Türkiye’ye karşı ilk defa işletiliyor ve AİHM’nin kararı, alıştığımız türden “ver parayı, yat üstüne” yöntemiyle atlatılabilecek bir karar değil. Bu karar tartışma dışıdır ve mahkeme Türkiye’ye talimat vermiştir.

Türk Anayasasının 90. Maddesi uluslararası anlaşmaların kanun hükmünde olduğunu ve mevcut Türk kanunlarıyla AİHM kararları arasında bir aykırılık olduğunda, geçerli olanın AİHM kararları olacağını açıkça ifade ediyor.

Erdoğan rejimi buna rağmen AİHM kararını tanımazsa ne olacak? Uluslararası anlaşmaya göre, bu durumda Türk devletinin Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmesine kadar varan yaptırımlar gündemde.

Gündemde ama, hukuk başka, real politika başkadır. Sonucu devletlerin çıkarları ve buna karşı demokratik güçlerin mücadelesi belirleyecek.

Devletler arası çıkarların hukuku boşa çıkarmasına karşı verilecek olan mücadele nasıl yapılmalı?

İşte bu soru ciddi bir sorudur.

Bana kalırsa bu mücadele, dünkü yazıda ifade ettiğim gibi “çıtayı” düşürerek yapılırsa başarılı olamaz. Çıtayı en yüksek yere sabitlemek şarttır.

Çıtayı en yüksek yere sabitlemek, “Öcalan’a özgürlüğün” temel hedef olduğunu dile getirmek ve bu uğurda başlatılan kampanyayı sonuna kadar yürütmek demektir.

Ama bu, örneğin Leyla Güven ya da Selahattin Demirtaş ya da öteki HDP’li tutsaklar için kampanya yapmamak anlamına elbette gelmez.

Buradan hareketle Demirtaş tahliye edilene kadar mücadelenin sloganı “Öcalan’a özgürlük, Demirtaş’a tahliye” olabilir.

“Öcalansız” hiç bir “özgürlük” talebi demokrasi mücadelesini bir adım ileriye götüremez. Bu çok açıktır: HDP’lilerin zindanlarda rehin tutulması, Öcalan’ın rehin tutulmasının bir sonucudur çünkü. Ve AİHM’in Demirtaş kararı da “Öcalan’a özgürlük” mücadelesinin bir “yan ürünüdür.”

Bir an için uluslararası hukuk çerçevesinde “PKK yasağına ve Öcalan üstündeki tecrite karşı Öcalan’ın özgürlüğü” yolunda sonuç alıcı adımlar atıldığını düşünün. Bu durum, bir anda tüm rehin alınanlar için kapıları özgürlüğe açar. Demirtaş’ın ya da Güven’in bugün özgürlüğe kavuşması elbette büyük bir kazanım olur. Ama rejimin uygulamalarında en küçük bir değişikliğe bile yol açmaz. Medyada dolanan söylentilere göre, Saray rejimi Demirtaş’ı serbest bırakmak zorunda kaldıktan bir gün sonra yeni “icat” edilen bir “suç” nedeniyle tutuklayabilir. Ama Avrupa’da PKK yasağının çöpe atılması, dolaysız olarak Öcalan’ın özgürlük yolunu açar, ve Demirtaş ve Güven dahil tüm politik rehinler bu yoldan özgürlüğe kavuşur.

Eğer “PKK yasağını kaldırmak” Kaf Dağı’nın ardında olan bir hedef olsaydı, bu yazdıklarım “teorik” bakımdan ne kadar doğru olursa olsun, “pratik” bakımdan hayalci bir yaklaşım sayılabilirdi.

Ama güncel durum böyle değildir. Avrupa Adalet Divan’ı, Almanya’nın ve Fransa’nın PKK yasağı ile ilgili öne sürdükleri bütün gerekçeleri çürüttü. Bu yasak, bilindiği gibi 6 ayda bir güncellenmekte. Şimdi söz konusu devletler PKK yasağını güncellemek için, çürütülen gerekçelerinden çok daha inandırıcı gerekçeler bulmak zorunda ve bu da, özellikle PKK’nin DAİŞ’e karşı savaş yürüttüğü şu aşamada imkansız bir şey.

Demek ki, bugün demokrasi mücadelesi, rehin alınanları “tek tek kurtarma” aşamasını geride bıraktı. Tüm rehin alınanları toptan kurtarma aşamasına ulaştı.

O nedenle rehin alınanlarla ilgili mücadelenin hedefleri de bu yeni aşamaya uygun olmalıdır. Nitekim Demirtaş “bu mesele yalnızca benimle ilgili değil” demiş, Leyla Güven kendisi için değil, Öcalan’ın üstündeki tecrite karşı sonu ölümle bitebilecek bir direnişe başlamıştır.

O nedenle Demirtaş’ın ya da Güven’in özgürlüğü için mücadele, her durumda kendiliğinden Öcalan’ın özgürlüğü mücadelesiyle birleşmiştir.

Bu durumda alanlardaki sloganlar da buna uyumlu olmalı.

“Öcalan’a özgürlük, Demirtaş’a tahliye, Güvenle dayanışma” dediğimizde işte bu uyumu sağlamış olacağız.

Ve unutmayalım ki, Öcalan’ın özgürlüğü ile bağlanmayan her türlü “özgürlük” talebi, demokrasi kılıcını “körletir”. Bu kılıcı bugün şu rehin alınan için Saray’ın betonlarına vurmak, yarın bir başka rehine için sallamak, bunu belirsiz bir süre boyunca yapmak acılı bir süreç olur.

Demokrasi kılıcı Öcalan’a özgürlük için ustalıkla kullanıldığı zaman, bu mücadele nice rehineye özgürlüğün kapılarını açar.

Faşist rejimde “reform” olmaz. “Tek tek özgürlüğe kavuşmak” da olmaz. Sen kavuşursun, öteki özgürlüğünü kaybeder çünkü.

“Ya hep beraber olunur, ya hiç bir şey olunmaz.”

Kılıcı İmralı zindanının paslı kilidine indiren, aynı zamanda bütün zindanların kilitlerini kıracaktır.

Şu anda özgürlüğün eşiğinde bulunan Demirtaş’ın eline Zülfikar’ı alıp İmralı zindanının paslı kilidini parçalamaya soyunacağından şüphe bile edilemez.

Yazarın diğer yazıları