Faşist sömürgecilerin başedemediği PKK

PKK’nin kuruluşunun 40. yıldönümü.                       

PKK, Türk burjuva devleti ve faşizminin her zaman hedefinde oldu.

Mücadelesi ve tarihsel işlevi nedeniyle faşizm PKK’yi hedef aldı, hedef almaya devam ediyor.

PKK, öncelikle Kürt ulusal özgürlük devrimini tutuşturan öncü olduğu için sömürgeci faşizmin hedefi oldu.

Bakur’da Kürt ayaklanmalarının bastırılmasından geçen uzunca süreçte sessizlik egemendi. 60’lı-70’li yıllar, sessizliğin yıkıldığı zaman dilimi oldu. Sömürgecilik ekonomik bakımdan kapitalist egemenliğini gerçekleştirirken, Bakur’daki sosyal yapıyı da değiştirmişti.

Türkiye devrimci hareketinin yükselişinden cesaretle ve etkilenerek Kürdistan ulusal özgürlük mücadelesi de gelişti.

PKK o koşulların ürünü olarak doğdu. Ama elbette gelişmesi mücadele kararlılığı sayesinde oldu. Aynı koşullarda doğan diğer sosyalizan yurtsever devrimci örgütler aynı kararlılığa sahip olamadıkları için gelişmelerini sürdüremediler.

Öte yandan Türkiye devrimci hareketinin kararlı bölümü ise ulusal özgürlük sorunu gibi geniş halk yığınlarını karşıdevrimin en sert saldırıları altında bile mücadeleye çekebilecek olanaktan yoksunluğunun sonuçlarını yaşayacaktı.

12 Eylül’ün ezici koşullarına ve 90’ların sosyalist umut kırılmasına rağmen PKK gelişmesini sürdürdü.

Çin, Küba ve antisömürgeci devrimler gibi Kürdistan Devrimi de, silahlı karşıdevrim ile silahlı devrim arasında sürekli mücadele olarak gelişti.

Fakat değişen koşullarda, bununla sınırlı kalsaydı veya bunu yalnızca biraz aşmakla yetinseydi PKK gelişmesini sürdüremezdi. Bu bakımdan koşulların değişimini keskin gözlemle dikkate aldı. Sert koşullar içinde legal alanı azami ölçüde değerlendirmeyi tercih etti. Bolca laflar edip sömürgecilerle uzlaşanların bu alanda Kürt halkımızı sömürgecilere bağlayan köprü olmasına alanı terketmedi.

Uzlaşmaz sert niteliğiyle ortaya çıkan PKK, ateşkes, çatışmasızlık ve diyalog politikalarını değerlendirirken çokça eleştiri aldı. Fakat yapıcı eleştiriler bir yana, PKK’nin sömürgeciler ve kapitalist emperyalizmle uzlaşma çizgisine girdiği eleştirileri pratik gerçekler tarafından çürüğe çıkarıldı.

Tam tersine uzlaşmazlığını, sömürgeci tüm hükümetler ve güçler karşısında sürdürdüğü gibi, değindiğimiz politikalarla sömürgeci ulusun halkı içindeki demokratik güçlerin gelişmesine zemin hazırladı. Bu zeminde Türk halkının antifaşist mücadele ve birleşik devrime ne oranda seferber edilebildiği ayrı bir konu. Türkiye komünist ve devrimci hareketinin önderlik yeteneği ve şovenizmin ağır blokajıyla bağlı bir sorun.

KÖH (Kürt Özgürlük Hareketi) elbette öncü gücüyle birlikte var. PYD ve YPG Rojava Devrimi’ni zafere ulaştırdıysa öncüsünün kararlığının sürükleyiciliği bunda temel bir rol oynadı.

Emperyalist ve bölge egemen devletlerinin kurtlar sofrasında, işgaller ve gerici savaşlar, milliyetçi ve mezhepçi kan banyosu içinde, Rojava Devrimi kendisini korumaya çalışıyor.

Kendisini korumak için zorunlu askeri taktiklerin “ayı kucaklaması”na kolaylık sağlayıp sağlamayacağını süreç gösterecek.

Fakat şu temel gerçek ve özellik kesin: Rojava Devrimi’ne sömürgeci ulusun halkı ve diğer halkların demokratik güçleri, öncüsü siyasi gücün bakış açısı ve pratiği sayesinde seferber edilebildiler. Rojava Devrimi’nin en başarılı yanlarından bir budur.

Rojava Devrimi’nin kadın devrimi olarak gelişmesinde de öncüsünün bakış açısı temel rol oynadı.

Rojhilat’ta teokratik faşizmin kök kurutucu saldırganlığı altında Kürt halkının demokratik devrimci gücü eğer ayakta kalan güçlerin başında geliyorsa bunun sürükleyicisi PJAK ve öncüsü oldu.

Bugün Erdoğan-Saray, soykırımcı ve tasfiyeci saldırılarla Kürdistan devrimini ezmek ve birleşik devrimin hazırlayıcı güçlerini tasfiye etmek istiyor. Erdoğan-Saray faşizminin inşasının kalıcı olup olmayacağını, başta Kürdistan devriminin öncüsü PKK olmak üzere birleşik devrimin sürükleyici güçlerinin direnişi ve direnişe halklarımızı seferber etme yeteneği belirleyecek.

Bu saldırılar karşısında PKK ve devrimci güçlerin direnişi, liberal ve yenilgici bakışın tersine, Erdoğan faşizminin kalıcılığını engelleyici oldu. Eğer bugün hala legal olanaklar kullanılabiliyor ve bu olanağı değerlendiren güçler tümüyle F Tipi zindana atılamıyorsa bu direnişin sayesindedir.

Direniş sürüyor ve esinleyerek halkların kitlesel eylem ve katılımının zeminini sürdürüyor.

PKK’nin kendisine özgü boyun eğmeyen direnişçiliği, Kandil’e vahşi akıncı ve imha kıtalarıyla gitmeye çalışan Erdoğan-Akar’ın güçlerini, Bakur’da bozguna uğratan eylemlerle karşılaştırıyor. Faşizmin kapkara zafer takı kurmasını engelliyor.

“Yerli ve milli” Erdoğan faşizmi, PKK’ye daha ağır saldırılar ve Rojava Devrimini ezecek işgaller için ABD emperyalizmine, AB öncüsü emperyalistlere bel bağlıyor. Trump’a PKK liderlerini imha etmesi veya Öcalan’a yapılan korsanlık gibi bir sonuç için yalvarıyor, karşılığında her türden savaş ve işgalde işbirliği yapmaya hazır olduğu rüşvetini veriyor. PKK’ye yönelik sömürgeci imhaya Rus ve AB emperyalistlerinin de desteklediklerini vurgulamak gerekir. Ayrıca Barzani liderliğinin suç ortaklığını da hatırlatalım.

Sömürgeciler ve emperyalizm, PKK ve liderleriyle baş edemedi. Bu güçlerin hedefi olmak ideolojik balımdan taşınacak onur nişanesidir. Fakat bununla yetinilemez. Bu güçlere karşı PKK’yle birleşik devrim ve bölge devriminde siper yoldaşlığı içinde olmak, tüm mücadelelerde aynı cephede olmak, devrimci komünist ve tüm demokratik güçlerin onurlu görevidir.

40 yılda faşist sömürgecilik,emperyalizm ve bölge gericiliği, PKK’yle baş edemedi. Faşizmi yenecek mücadelede bütün devrimci ve demokratik güçlerin, PKK’yle birlikte mücadele etmeleri yüksekte dalgalanacak onurdur.

Yazarın diğer yazıları