Faşizm anlaşılmazsa

Erdoğan faşizminin, açık terörist diktatörlüğü tahkim etmek için 2015’ten bu yana saldırılarını yoğunlaştırması karşısında direniş ve mücadele sürüyor.

Direniş ve mücadele sürerken, burjuva muhalefet, “normalleşme” adını verdiği yarı-başkanlık veya parlamenterizm biçimindeki çizgisinde faşizmle uzlaşmayı esas aldı, bu yönde argümanlar üretiyor. Burjuva muhalefetin uzlaşması, aynı zamanda faşizmin Kürde içte-dışta savaşında işbirliğiyle yanyana, kolkola oldu.

Bu sınıf niteliğinin yansımasıydı. TÜSİAD ve uluslararası sermayenin de desteklediği bir çizgiydi.

CHP bu çizgiyi, 2015’e değin MHP’yle birlikte yürütüyorken, müttefiğinin ani dönüşle ama faşist niteliğinin gereği olarak Erdoğan faşizminin temel müttefikliğine geçmesiyle, bu kez de İYİ Parti’yle (İYİP) birlikte yürütüyor.

İYİP’le ittifakını sürdüren CHP bugün, HDP ve sol güçlerden seçimlerde destek alma ama faşizme karşı meşru fiili mücadeleyi seçim başarıları ve rejimi seçimle değiştirme beklentisiyle boşa çıkarma, engelleme çizgisinde yürüyor.

Dün MHP’nin yaptığını bugün İYİP yapmaya yönelerek burjuva muhalefeti bölebilir ve hesaplarını akim kılabilir. Uluslararası güç ilişkisi elverirse Rojava’da savaşı genişletme yoluyla Erdoğan faşizmi, burjuva muhalefeti destekçisi konumuna yeniden çekerek “seçimle faşizmden normalleşmeye geçiş” beklentisini bozguna uğratabilir.

31 Mart-23 Haziran sonuçlarından doğan kitleler arasındaki iyimser hava pek kolay bir yolla dağılır. Gerçek kendisini yeniden gösterir: direniş ile halkın meşru fiili mücadelesi faşizmden kurtulmanın tek yoludur!

Faşizme karşı mücadele, Kürt Özgürlük Hareketi’nden, sosyalist ve demokratik güçlere ve kişilere kadar uzanan çeşitlilikteki güçleri kapsar. Direnişten ve halkları mücadele saflarında toplayacak çeşitlilikte taleplerle eylemlerden oluşur. Faşizme yenilgi tattıracak esas mücadele budur. Bu mücadele, kararlılık ve yaratıcılık gösterdiği ölçüde kendisini üretir. Ama aynı zamanda, burjuva muhalefetin Erdoğan faşizmiyle uzlaşma-işbirliği çizgisinden bağımsızlığını koruduğu ölçüde, faşizmi yenilgiye götürebilir.

Rejimin faşist niteliğinin bilincini ve faşizmi yenme kararlılığını kitle içinde geliştirdiği ölçüde, kitleleri saflarında kalıcı olarak tutabilir, antifaşist safları tahkim edebilir.

Hangi çizgi halk kitlelerini kendi etrafına çekecek? Faşizmle uzlaşma-işbirliği çizgisi mi, faşizme karşı direniş ve mücadele çizgisi mi? Burjuva muhalefetin parlamenter demokrasisi mi yoksa halk demokrasisi mi, mücadelenin amacı olarak saflarda hakim olacak?

Bu iki çizgi arasında doğal olarak hegemonya mücadelesi sürecek. Birincisi zayıfladığı her dönemeçte Erdoğan faşizmine saldırılar ve küçük manevralarla yeniden toparlanma imkanı sağlarken ikincisi ona nihai yenilgisini tattırmanın yoludur.

Bu bakımdan antifaşist saflarda, faşizmin burjuva muhalefetin seçim kazanmasıyla yenilgiye uğratılabileceği beklentisi, az etkili değil. Ve burjuva muhalefet aracılığıyla antifaşist mücadele saflarının yalpalamasına yol açıyor.

Burjuva muhalefetin ve liberalizmin ürettiği argümanlar da antifaşist saflarda bilinç zayıflığı yaratıyor.

Rejimin faşist niteliğini vurgulamayan argümanlar tarihsel antifaşist bilincin saflarda kuşanmasını ve safların tahkim edilmesini zayıflatıyor.

“Otoriter rejim”, “cılız demokrasi” nitelemeleri, Erdoğan faşizmine karşı mücadelenin tarihsel antifaşist bilincin kuşanmasını, safların tahkim edilmesini zayıflatıcı rol oynuyor.

Demokratik isimlerin Kayyım saldırısına karşı mücadeleye çağıran bildirisi, “cılız demokrasi” nitelemesiyle bu hataya düşüyor. Oysa Erdoğan faşizminin kayyım saldırısına karşı tutarlı tavır alıyor, mücadeleye çağrı yapıyor, faşizme karşı mücadeleye katkı sunuyor. Demokratik güçlerin tarihsel antifaşist bilinci kuşanmasını zayıflatan “cılız demokrasi” nitelemesinin bir yana bırakılması, mücadeleye çağıran tavrının da yararına olacaktır.

Yazarın diğer yazıları