Faşizm mutlak değildir

MHP’nin kara faşizmiyle birleşen AKP’nin yeşil faşizminden ortaya çamur faşizmi diyebileceğimiz, tarihin en kirli sistemini pratikleştiren cumhur ittifakının hükümeti çıktı. 12 Eylül darbesinden özsuyunu alan AKP, teşhir olmuş kara faşizmi yeni bir renkle toplum üzerinde uygulamanın sigorta partisi olarak sahneye çıktı. Böylece Önder Apo’nun dediği gibi devlette yeni hegemonik dönem başladı.

Başlayan bu hegemonik dönemin kadroları giderek iktidar içinde kökleşti, her biri ayrı bir kök olup ayrışmaya başladı. Yeşil Türk faşizminin kurucularının ayrışmasında en büyük pay yoketmeye çalıştıkları Kürtler ve Kürt özgürlük-demokrasi mücadelesidir. Ayrıca Erdoğan ve çevresinin açgözlü iktidar hırsları da bu ayrışmada büyük etkendir.

Erdoğan öncülüklü hakim AKP çizgisinin yürütücüleri, giderek doğaları gereği tüm iktidarı ellerine alarak tekleşti. Bunu yaparken her türlü toplumsal dinamiği ezmek, her türlü demokratik kırıntıyı yok etmek ve iktidara alternatif olabilecek iç dinamikleri de yok etmek kaçınılmazdı.

Bunun karşısında toplumsal dinamikler direnmeyi seçti. Şehirlerin yıkılması, binleri aşan bedeller vermeyi göze alarak direnen toplumsal özgürlük güçleri, Kürtlerin öncülüğünde hala direniyor. Bu direniş kapsamında binlerce devrimci açlık grevine, onlarcası da ölüm orucuna yattı. Diğerleri, yani iktidarın yanında olan, hatta kurucusu olan ancak Erdoğan ve avanesince tasfiye edilenler ise Erdoğan’ın gazabı karşısında geri çekilmeyi tercih etti. Çünkü Erdoğan faşizmi, öyle bir tekçilik yarattı ki, karşısında hiçbir güç duramadı. İhtimaller dahi yok edilme ve tarihten silinme tehdidiyle susarak çekildiler.

Üzerinden epey bir zaman geçti. Direnenler direnmeye devam ettiler. Can verdiler, bedel verdiler, yıkılan evlerini yeniden inşa ettiler. İktidarın ortağı olup geri çekilenler ise sessizce bir köşede beklediler. Ancak bugün, yani direnenlerin büyük kazandığı, faşizmi yıkma mücadelesinde önemli adımlar attığı ve başarılar elde ettiği şu zamanlarda sessizce geri çekilenler de yavaş yavaş ses çıkarmaya başladılar.

Erdoğan öncülükle AKP’nin her yükselişi, Kürt soykırımı pahasına oldu. Merkezi hegemonya bunu gerektiriyordu. Kürt kimliğinin bu dönemde yok edilmesi, soykırım politikalarının sürdürülmesi için yeni komplo yöntemleri devreye konuldu. AKP’nin yalan söylemleri, tüm kavramları tecavüz edercesine kullanıp yoketmesi, istismarın zirve yapması, oyalama eksenli demokratik çözüm söylemleri, katliamlar, hava saldırıları, mahalle içlerinde kalekollar inşası, belediyelere kayyum atanması, belediyelerin önüne polis kulübelerinin konulması…

AKP’nin kuruluş ve gelişim aşamaları Önder Apo’nun büyük öngörüyle tahlil ettiği şekilde gerçekleşti ve bugüne geldi. AKP hegemonyası altında özel savaş yoğunlaşarak devam etti. Giderek iç çelişkiler arttı, mevcut uygulamaların farkında olan kesimler ayrışarak Erdoğan eleştirisi yapmaya başladılar.

AKP faşizmi yıkılacaktır. Bu çelişkiler hegemonyanın kendi iç çatışmasıdır ancak önemlidir. Yıkılmasında belirleyici öncü güç Kürt özgürlük mücadelesidir ancak AKP’yi can evinden vuran da yeni parti oluşumu üzerine yapılan tartışmalardır. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı da dahil herşeyi tartışmaya girmiştir. Sömürünün düzeyi tüm tartışmalara rağmen tam bilinmiyor-deşifre edilmiyor. Ancak küçük birer Erdoğan havasıyla işe başlayan kayyumların yaptırdıkları odalara, mutfaklara, helalara bakarak Erdoğan’ın kendi faşist, geri kirli fantazileriyle saraydan başlayarak neler yaptığını tahmin etmek zor olmaz. Erdoğan’a muhalefet edilmesi bu anlamıyla önemlidir.

Kürt varlığının ve özgürlüğünün tasfiyesi ve kültürel soykırımın sürdürülmesine odaklanan AKP, Kürtlerin öncülüğündeki direniş duvarına çarpmıştır. Bununla uğraşırken karşısına birlikte yola çıkıp yolun dışına attığı arkadaşlarının çıkması, hegemonyanın iç savaşında önemli bir dönemi ifade eder.

Direniş güçleri öfkelidir. Ancak böyle durumlarda iktidarın karşısındaki farklı söylemleri, yeni oluşumları da iktidarla aynılaştırıp mahkum etmek doğru olmaz. Bugün dünyanın başına bela AKP faşizminin yıkılması temel bir hedeftir. Yeni 31 Mart vakası bunun iyi bir örneği ve fırsatı olmuştur.

Bu anlamda faşizmin yıkılması, hegemonik dengeleri yeniden tartıştıracaktır. AKP karşısındaki yeni parti oluşumu önemlidir. Bu faşizmin mutlak olmadığının ironik bir kanıtıdır. “AKP yıkılacak, yeni parti çok demokratik özgürlükçü olacak” beklentisinde olunmayacağı kesindir. Ancak Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesinin tartışmalık ettiği, itibarsızlaştırdığı, iktidarını büyük sarstığı ve kaybetme korkusunu yaşattığı AKP faşizminin kendi camiasından alacağı darbeyle tümden sarsılması, temellerini kaybetmesi mümkün ve önemlidir.

Türk ulus devlet partilerinin Kürt gerçekliğini ve Özgürlük Hareketini tasfiye amaçları, bilinen tarihi uzlaşmaz çelişkidir. Uzlaşı ihtimali, Türk ulus devlet partilerindeki büyük dönüşümlerle mümkündür. Bu gerçek karşısında mevcut faşist iktidarın ulus devlet partisinin yıkımı, aynı tarzın sürdürülemezliğinin de bir göstergesi olacaktır.

Bundan sonra geleceklerin de neyi nasıl sürdüreceklerini toplumsal mücadeleler belirleyecektir. Emeviler ile Abbasiler arasındaki dönemde büyük mücadele yürüten ancak tarihe kendisine dair şaibeli tartışmalar bırakan Ebu Müslim Horasani’yi unutmadık. Ancak, tarihe salt buradan bakarak günümüzü korkuyla inşa etmek yeterli ve doğru olmadığı kadar mevcut iktidarların koruyuculuğunu da getirebilir.

Ne Davutoğlu’nun yeni partisi, ne İmamoğlu’nun CHP’si Kürtleri varlık ve özgürlük sorunlarına çözüm değildir. Ancak amacın AKP-MHP faşizmini yıkmak olduğu bu dönemde doğru politik tutum, faşist iktidar partisini yıkmaya yönelecek adımlar atmak, bu tarz adımları baştan mahkum etmemektir. AKP-MHP faşizmini yapılan her eleştiri haklıdır. faşizm yıkılmaya mahkumdur ve özgürlük güçleri de direniş öncülüğünde kazanacaktır.

Yazarın diğer yazıları