Faşizm ve ‘milli’ zafer

Erdoğan faşizmi Rojava’nın bir bölümünde işgalci savaşı sürdürürken, Başur’a sayısız işgalci seferlerden bir yenisini; “Pençe savaşı”nı başlattı.

Bu kaçıncı kezdir “Kandil’i alacağız”, “tek kişi kalmayıncaya kadar savaşı sürdüreceğiz” ajitasyonu, bombardımana ve komando indirmeye eşlik etti.

Bütün büyük medya kirli savaşla birlikte aynı kirli-kanlı ağızda yine birleşti.

İşgalci savaş zaferlerine burjuvazi ihtiyaç duyar. Burjuvazi, yayılmacılık, ilhakçılık kendisine pazar alanları sağladığı için buna ihtiyaç duymakla kalmaz. “Milli zafer”, “büyük devlet olmak” iksiriyle halkı sarhoş ederek kendi sınıf bayrağının arkasına bağlamak için de işgalci ve yayılmacı savaşlara başvurur.

Burjuvazinin faşist iktidarları ise işgalci ve şovenist savaşlarsız yaşayamaz. Bu karekteristik özellik Hitler ve Mussolini’de, Japon faşizminde zirve yaptıysa, Erdoğan faşizminde de “küçük” ama kanlı zirve yaptı. Dahası sürüyor.

Erdoğan faşizmi, Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne (KÖH) karşı masayı devirip kirli savaşı yeniden ‘Çöktürme Planı’ vahşet ve katliamlarına tırmandırmakla başladı.

Dışarıda, IŞİD’i Kobanê’ye saldırtmak, sayısız Başur seferi, Suriye içsavaşını örgütlemeyle tırmandırdıktan sonra, elde kalan Rojava Kürdistan’ı işgalini yapmakla sürdürdürdü. Devam etmek istiyor.

Katar’dan Sudan’a uzanan askeri üsler ediniyor. Çöle ve adaya çiçek ekmek için değil tabii, askeri üsler ABD’nin yaptığının minyatür örneği olarak savaş içindir.

Erdoğan faşizmi, Başur ve Kandil seferini sürdürmek, dahası yapabilirse Başur’da 20’yi aşan üsleriyle kalıcı işgal ve en azından KDP bölgesinde himayeci sömürgecilik kurmak istiyor.

Cerablus-Efrîn işgalini ilhaka dönüştürmek istediğinin bir alt biçimi olarak Başur’da KDP’yle işbirliği yoluyla ve PKK’yle savaş argümanıyla himayeci sömürgeciliği yerleştirmek istiyor. İşgali konsolide ederken bütün emperyalistlerin yaptığı gibi “uygarlık”, “eğitim” götürme demagojisine başvuracağından hiç şüphe etmemek gerekir. Cerablus-Efrîn işgalinde vali-kaymakam atama, Türkçe okullar açma işine başvurması hem ilhakçı niyetini hem de “uygarlık” demagojisini açığa çıkarıyor.

Kuzey Kıbrıs’ın ilhak edilmesi niyetini sözcüleri aracılığıyla basında açıklayan Erdoğan faşizmi, bununla ilhakçılığı da kendisinin karakteristk niteliği haline getirme niyetini sergiliyor.

Rojava’nın batısındaki işgalini kalıcı kılmak, Başur’da himayeci sömürgeciliğini yerleştirmek, R.T. Erdoğan faşizminin, savaşsız ve Kürt düşmanlığı olmadan edemeyeceği gerçeği ve karakteristik özelliğidir. Yeniden “Misak-ı Milli sınırlarını elde etme”yi dillendirerek şovenist muhalifleri yanına çekmesi ve biat ettirmesi de, bu karakteristik özelliğinden vazgeçmeyeceğini gösteriyor.

Siyonizm nasıl ki Golan’ı ve diğer alanları ilhakla, Yahudi halkı zehirleyip kendisine bağlıyorsa Erdoğan faşizmi de Kürdistan’ı işgalle ve ilhakla, Türk halkını koyu şovenist histeriyle kendisine bağlamak istiyor.

Kimi zaman ABD-Rusya emperyalist çekişmesinden daha iyi bir yedek savaşçılık teklifiyle yararlanmaya çalışarak, kimi zaman İran-Suudi bölgesel çekişmesine temel ortaklıktan yararlanarak, ama sonuçta bu alanda faydacılığı tahvil ederek işgalci ve ilhakçı savaşçılığı sürdürmeyi faşizminin ayrılmaz parçası yapacaktır.

Erdoğan faşizmi başarabilir mi? KÖH’nin direnişçiliği, halkların sömürgeci savaşlara mutlaka isyan edecekleri gerçeği, asla başaramayacağının kanıtı.

Fakat başaramasa da başta Kürt halkı olmak üzere halklara savaşın acımasız zulmünü yaşatacak, Türk halkına da diktatörlüğünün yasak, keyfilik ve zalimliğini gösterecektir.

Bu başlamış ve derinleşecek gerçek, bütün demokratik güçlere tayin edici sorumluluk yüklüyor: Erdoğan faşizmini geriletip yenmek için, onun işgalci savaşçılığına, ilhakçılığına karşı boyun eğmeyen ilkeli mücadele!

Erdoğan faşizminin Efrîn işgaline de “Pençe” işgaline de karşı mücadele etmek bu sorumluluğun an’daki somut yaşamsal görevidir. “Basra harab olduktan sonra” direnişçi güçlerin yeni dönemde hegemonya kurması olanaklı da olmaz.

Hitler-Mussolini-Hirohito faşist eksenine karşı, bütün demokratik güçlerin şiarı, Dmitrov’un formülüyle, “savaşa ve faşizme karşı mücadele”ydi, bunun birleşik cephesiydi.

Devrimin ve demokratik güçlerin, faşist eksene karşı zaferini getiren bu sloganın Erdoğan faşizmine karşı mücadeleye uyarlanmış somutu: “faşizme ve savaşa karşı mücadele”dir. Ancak bu ilkeli yol, faşizmi yenilgiye halkları iktidara götürebilir!

Yazarın diğer yazıları