Faşizmden demokrasiye ‘geçiş’ sorunu ve demokratik ittifakı gerçekleştirmek

Berlin’de çok önemli bir toplantı yapıldı. Ben bu yazıyı yazarken henüz toplantının sonuç bildirisi yayınlanmamıştı. Ancak, o ana kadar yapılan konuşmalar toplantının “yeni bir toplumsal sözleşme” konusunda çok ciddi bir “ilk adım” olacağını gösterdi.

Benim kişisel deneyimim, faşizme karşı en geniş güçleri birleştirmenin önünde çok ciddi iki “yanlış” eğilime karşı ilkesel bir karşı tutum almanın başarı için ön koşul olduğunu bana öğretti.

Yanlış eğilimin birincisi, özellikle örgütlü güçlerin, partilerin, grupların, platformların, “sekter”liğidir. Bunlar tartışmalar boyunca “kendi programlarını”, daha beteri “kendi dünya görüşlerini ve ideolojilerini” diğer katılımcılara, bu “ittifak tartışmalarından” yararlanarak empoze ederler. Onlar için önemli olan katılımcıları birleştirmek değil, ayrıştırmaktır.

Çoğu zaman bunu başarırlar da. Ardından “ittifakı kim bozdu” sorusuyla herkesi suçlarlar. Böyleleri “cephe bozguncularıdır.”

İkinci yanlış eğilim ise “birlik her şeydir, ilkeler hiç bir şeydir” anlayışına sahip olan eğilimdir. Bunlar genellikle kendisi belirleyici olmayan “formül ustası” bireyler arasından karşımıza çıkar. Ve çoğu zaman da bu gibiler, gerçekte olmayan “ortaklığı” kağıt üzerinde “formül cambazlığı” ile “sağlarlar.” Benzemez güçleri değil, benzemez “görüşleri” el çabukluğu ile “ortalamacı” bir formülde birleştirmekle uğraşırlar.

Toplantıdan bu sihirbazların “ortalamacı formülleriyle”, “ittifakı başardık” sanarak çıkanlar, az sonra bu “ortalamacı formülü” unutur, rafa kaldırırlar. Çünkü bu tür “ortalamacı formüller” katılımcıların hiç birini içermez. Hiç bir katılımcı, kendi programı yerine böyle “ortalamacı” bir “sonuç bildirisi” uğrunda mücadele etmez.

Bu iki yanlışı ortadan kaldıracak olan yöntem “uzlaşma” değil, herkesin zaten kabul ettiği, benimsediği görüşleri ve hedefleri, herkesin “ortak” görüş ve hedefi haline getirme yöntemidir.

Görüş olarak örneğin rejimin tanımını ele alalım: Eğer rejimin niteliği ile ilgili ortak bir görüş yoksa, ittifaka girecek güçler hiç bir “ortalamacı” terimde birleşmeye çalışmamalı, varolan rejimi, onun kendine uygun gördüğü terimle ifade etmeli. “Faşist” diyenlerle “totaliter” diyenleri, “islami faşist” diyenlerle, “popülist” diyenleri ortak bir terimde birleştirmeye çalışmak beyhude bir uğraş olur. “Erdoğan-MHP iktidarı” deyip geçmek yeterlidir. Yeter ki, bu iktidara karşı mücadele konusunda herkes anlaşmış olsun.

Hedeflere gelince. Birleştirilecek bütün örgütlü güçlerin, bunlar ister parti ve grup olsun, ister spesifik alanlarda örgütlü bireylerden oluşsun, bunların her birinin kendine ait bir programı ve gelecek tasavvuru vardır. Bu özneler “ittifak hareketine” kendi program ve hedeflerinden vazgeçmek için değil, ortak düşmana karşı güçleri birleştirmek için katılırlar. Bu durumda yapılması gereken herkesin programında ya da hedefleri arasında “başından beri ortak olanları” bir araya getirmektir.

Ortaya öyle bir “ortak hedefler toplamı” çıkmalı ki, ittifakta yer alacak olan her örgüt, bu “ortak hedeflere” ulaşıldığında, kendi örgüt ya da mensup olduğu çevrenin kendi program ya da amacına “yakınlaşacağına” ikna olsun. Eğer böyle olursa, “ortak belge ya da ittifak programı” herkes tarafından, kendi programını hayata geçirmek için samimiyetle benimsenecektir. Sadece Berlin toplantısına katılan üç akımı ele alalım. Kürt özgürlükçü akım “demokratik özerk bölgelerin toplamından, demokratik ulus içinde bütün etnisitelerin, din ve mezheplerin birliğinden oluşan Demokratik Cumhuriyet ve bölgedeki Demokratik Cumhuriyetlerin toplamından oluşan Demokratik Konfederal Ortadoğu” hedefini savunuyor. Şimdi “Laik, Kemalist, bağımsız, üniter Cumhuriyeti” savunan “sosyal demokrat ulusalcılar” ile “İslam Cumhuriyetini ve İslam Ortak Pazarını” savunan “milli görüşçüler”, hem birbirleriyle, hem de Kürt Özgürlük Hareketiyle “program” temelinde birleşemezler.

Ama onlar, “Tek adam rejiminin yıkılmasında, genel politik af çıkarılmasında, bütün anti-demokratik kanun ve baskıların, yolsuzlukların hesabının sorulmasında, sınır dışında işgal edilmiş tüm topraklardan çıkılmasında, Kürt sorunun ‘çözümünde’ olmasa bile ‘nasıl’ çözüleceğinde (diyalog)” kolaylıkla anlaşacaklardır. Ve bu akımların her biri bu hedeflere ulaşıldığı zaman kendi programlarına da yaklaşmış olacaklarının bilincinde, bu hedeflere ulaşmak için birlikte ve tüm enerjileriyle mücadele edeceklerdir.

O nedenle bu gibi ittifak çalışmalarında “faşizm sonrası inşa” sorununu değil, faşizmden demokrasiye geçiş sorununu çözen bir “geçiş programı” ya da ortaklığına ihtiyaç vardır. “İnşa” temelinde ortaklıklar işte bu “geçiş programı” uğrundaki mücadele sürecinde gerçekleşecektir.

Yazarın diğer yazıları