Faşizmi yenmek bir insanlık görevidir

Son 20 yıldır Kürdistan ve Ortadoğu coğrafyasında 21. yüz yılın karakterini belirleyen bir süreç yaşanıyor. Bu topraklarda böylesi tarihsel bir sürecin yaşanmakta olması başlı başına derin bir tarihsel ve toplumsal bakış açısını gerektiriyor. 40 yılı aşkın bir süreçte Kürt gerçekliğini ve özelde de kadın gerçekliğini tarihin derinliklerinden bugünün aydınlığına taşıyan Kürdistan Özgürlük Mücadelesi, son 20 yıldır tarihi yeni bir paradigma temelinde örme sürecini başlattı.

Reber APO’nun ‘Demokratik, Ekolojik, Kadın Özgürlükçü Toplum Paradigması’ olarak ifade ettiği yeni yaşam ideolojisi ve felsefesi temelinde 21. yy’ın kaos ve krizinden çıkış projesi geliştiriliyor. Reber APO bir görüşmesinde, mücadele yürüten herkesin yürüyüşleri içinde tekrar tekrar bu paradigmayı, bu projesi okumaları gerektiğini belirtiyor. Bu paradigma, kapitalist sisteme karşı, ama özellikle de kapitalist moderniteye karşı bir çıkış anlamını taşımaktadır. Kapitalist sistem, tarih boyunca insanlığın, kadınların, emekçilerin yarattığı ne kadar değer varsa hepsini nasıl çaldıysa, içini boşalttıysa; artık yeni paradigma ile tüm değerler tek tek yeniden anlamlandırılmakta, tarif edilmekte, hakikati neyse onunla buluşturulmaktadır. İnsanlık değerlerinin özgürleştirilmesi bu temelde gerçekleştirilmektedir. İnsanlığa, doğaya, topluma, kadına yabancı ne varsa, ya da ‘yaşam’ diye sunulan ne anlayış ve tarz varsa tek tek sorgulanmakta, tahlil edilmektedir.

Bu sorgulama, hakikatlerin ortaya konulması ve en önemlisi de yeni bir sistem inşa etme sürecine evrildi. Kaos içindeki yüzyıla, topluma yaşatılan ‘ölüm’lere panzehir olacak bir mücadele süreci başladı. Kapitalist sistemin faşist yüzü böylesi bir süreçte devreye konulmaktadır. Sistem hırsızlığına, katliamcılığına, sömürüsüne karşı gelişen bu sürecin öncülerine pervasızca saldırılar yaparken, buna karşı alternatif sistem güçlerinin de tarihi direnişi yükselmektedir. 2 çizgi, 2 sistem arasında yaşanan bu süreç, insanlığa öncülük eden tarihi kişilikleri de yaratmaktadır. Bu tarihsel bir hesaplaşmadır. Bugün Türk devletinin faşist uygulamalarına karşı zindanlardan dağlara ve Ortadoğu’nun çöllerine, Avrupa’nın ve dünyanın birçok şehrine kadar yayılan bu direniş, binyılların  hesaplaşmasını ifade etmektedir.

17 Mart’ta Tekirdağ zindanında şahadete ulaşan Zülküf Gezen, 22 Mart’ta Almanya’da şehit düşen Uğur Şakar, 23 Mart’ta Gebze zindanında şehit düşen Ayten Beçet, 24 Mart’ta Oltu zindanında şehit düşen Zehra Sağlam bu tarihi sürece ilişkin çok büyük sorumluluğu biz kadınlara ve halklara vermiştir. Özgür ve onurlu bir yaşamdan başka bir yaşamı kabul etmeyeceklerini ruhlarıyla, düşünceleriyle, iradeleriyle, cesaretleriyle, kararlılıklarıyla ortaya koydular.

Acılar doğru ele alındığında en büyük öğreticidir, derler. Bu öncülerin acıları çok büyük. Bir o kadar, onların büyüklüklerine yaraşır bir cevabı vermek hepimizin boynunun borcu olmaktadır. Onların bu Newroz sürecinde, ölümü yenerek özgür ve onurlu bir yaşamın yaratıcıları olmaları, böylesi bir mücadele sürecine salt duygusal yaklaşmamamız gerektiğini bizlere öğretmektedir. Halkımıza bu acıları yaşatanlara doğru cevap verdiğimiz oranda acımızı doğru temellerde yaşamaya hakkımız olduğunu bizlere göstermektedirler. Yaşamı daha özgür kılarak, faşizmi kahrederek bunu başarabileceğimizi göstermektedirler.

Uğur Şakar’ın mektubunda ‘Direnmek yaşamaktır felsefesi’nden bahsetmesi bu nedenledir. Direnen, gerçek anlamda yaşıyor demektir. Yaşamak salt ‘yemek, içmek vb. değildir. Yaşamak, Newroz gibi kendini yeniden doğurmaktır. Şehit Uğur Şakar, ancak anlamlı kılınan, özgür kılınan yaşam, gerçek yaşamdır demektedir. Karanlığa karşı aydınlığın düşüncesiyle, ruhuyla kendini, çevresini harekete geçirmektir. Kapitalist modernitenin kıyısından köşesinden, onun belirlediği sınırlardan kendini kurtarmaktır. Mezar kazıcı bir sistem olan bu sisteme dur demektir.

Kürt halkı, özgürlük şehitlerinin öğreticiliği temelinde hareket ettikçe, dünyanın en zalim gücü bile olsa gereken cevabı vermeyi bilmiştir. DAİŞ karşısında zafere ulaşan QSD, YPG, YPJ güçleri bunun bir örneği olmuşlardır. Bu yılki 15 Şubat, 8 Mart, Newroz günlerinde halkımız bunun örneklerini sergilemişlerdir. Mezar kazıcısı olan devletlere, çetelere karşı yaşamın, özgürlüğün yaratıcısı olmanın temsilcisi olunmuştur.

Acıyla, fedai duruşların yarattığı ağırlıkla, ama bir o kadar da onurla, gururla bu mücadele süreci inşa ediliyor. Mezar kazıcı AKP-MHP şahsında faşizmi yenilgiye uğratmak her yurtseverim, demokratım, insanım diyenin, yani hepimizin boynunun borcudur. Faşizmi yenmek, tecridi yıkmak Zülküflere, Aytenlere, Uğurlara, Zehralara, Medyalara olan borcumuzun bir nebze de olsa ödenmesi demektir. Kısaca faşizmi yenmek bir insanlık görevidir.

Yazarın diğer yazıları