Faşizmin dünü ve bugünü

Yarın 12 Eylül… Tam 39 yıl önce Türkiye’de 12 Eylül 1980 yılı sabahında halk, haberlerde spikerlerin anonsları ve sonrasında Kenan Evren ve 4 generalin açıklamalarıyla yeni bir askeri darbe yapıldığını öğrendiler. 12 Eylül 1980’de doğanlar veya yaşları küçük olanlar o dönemde nelerin yaşandığını hatırlamasalar da, bugün 30’lu ve üstü yaşlarda olanlara Erdoğan tekçi rejimi, AKP-MHP-Ergenekon faşizmi hepsini hatırlatmak için son gayret çalışıyorlar. Bu yüzden kimse ‘Ben 12 Eylül’ü ve yaşananları bilmiyorum’ diyemez herhalde.

Ulus-devlet sistemleri devam ettiği müddetçe, her nesil faşizmin hangi düzey olursa olsun mutlaka tadını alır. Ortadoğu’da bir ‘deli gömleği’ gibi halklara, ezilenlere zorla 20. yy içinde giydirilen ulus-devlet sistem modellerinin tarihlerine bakmamız yeterli. Türk, Arap ve Fars ulus-devletleri tarihleri ‘darbe dönemleri’, darbe yoksa ‘darbe öncesi veya darbe sonrası’ dönemlerini kapsar. Yani toplum, kadın, genç, emekçi, yani iktidar dışı herkes hep bir ‘darbe öncesi-zamanı ve sonrası’ süreç içinde tecrittedir, kıskaçtadır. Bu ulus devletin vatandaşları haline getirilen ve o ulus devletin resmi ulus kimliğine sahip olan toplum bireyleri, devletini, sistemini, ekonomisini, eğitimden sağlığa, ulaşımdan sanata kadar her alanda ‘kendisinin hakim olduğunu’ düşünür. ‘Açken kendini darı ambarında zannetmek’ denir ya… Öyle… Bu resmi ulus kimliği dışında kalanlar ise kültürel, fiziksel soykırım çemberinde tutulur.

Bu yüzden ulus-devlet sistemi halklar, ezilenler, kadınlar, doğa, gençler için ‘bir tuzak’ olarak ifade edilir. AKP-MHP-Ergenekon ittifakı, 21. yy kaos ve krizi içinde kendini dayatan değişim süreci karşısında ulus-devlet olmanın gereğini yapıyorlar. Darbe, faşizm; ulus-devletleri halktan, ezilenlerden korumanın temel tedbirlerindendir. Darbe veya faşizm dışarıdan gelmez, ulus-devletlerin harcında vardır zaten.

Bir yazıda Türkiye’de Anayasa Hukuku derslerinde ‘faşist devlet tanımının nasıl yapıldığını okumuştum. Tanımlardan bazıları şunlar:

Faşist devletlerde ‘güçlü ve sürekli milliyetçilik’ vardır. Ulus devlet sistemlerine baktığımızda bu hep vardır. Devam edelim sıralamaya; ‘İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi’, ‘Sürekli düşman ve günah keçisi üretme’, ‘ordunun ve militarizmin yüceltilmesi’, ‘cinsiyetçiliğin, cinsel ayrımcılığın hep tırmandırılması’, ‘ulusal güvenlik takıntısı’, ‘kitle iletişim araçlarının denetimi ve sansür’, ‘din ve yönetimin içiçeliği’, ‘iktidarı destekleyen özel sermayenin korunması’, ‘emek gücünün baskı altında tutulması’, ‘aydınların, bilim insanlanlarının, sanatçıların küçümsenmesi’, ‘suç ve ceza ile baskı altına alma’, ‘Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama’, ‘hileli seçimler’…

İster 80 yaşında olun, ister 60, ister 39, ister 20’li yaşlarda olun… Ne kadar tanıdık, yaşandık, bilindik, görüldük tarifler değil mi? Türk ulus devlet gerçeği, 1930’larda da, ‘60’larda da, ‘80 ya da 2000’lerde de bu tarifi harfiyen uygulamıştır. Ulus devletin varolma reçetesi budur çünkü. Kimi ulus devletler bunu yumuşak yöntemlerle sürdürmekte, kimileri de Erdoğan ve tayfası gibi, artık iktidarını korumak için adeta ‘milletin gözüne soka soka, açık açık, hiç üstünü örtme gereğini duymadan’ yapmaktadır.

Bunu bilenler, anlayanlar, kavrayanlar ‘devlet’ ve onun her türlü ‘liberal-orta-katı halini’ kabul etmiyorlar, bu sistem modeli içinde yaşamak istemiyorlar. ‘Devlet’ sistemleri içinde demokrasinin, özgürlüğün gelişmeyeceğini biliyorlar. Demokrasinin, yani toplumun kendi yaşam alanını devlet alanının içinde değil, onun dışında oluşturması gerektiğini görüyorlar. Devletten beklemeden bunu yapmak gerçek ‘barışı, çözümü’ yaratacaktır. Devletten ‘çözüm’ beklemek çürümeyi yaratır. İnsanlık 5000 yıllık bir beklenti sürecini büyük bedeller ödeyerek yaşadı. Eh elde 5000 yıllık bir deneyim, tecrübe var yani…

Özgürlük için mücadele edenler, alternatif model olan ‘demokratik konfederal sistemi’ büyük heyecanla, aşkla, kararlılıkla inşa etmeye çalışıyorlar. Demokratik özerk alanı inşa sürecinde olan Kürtler, kadınlar, emekçiler, halklar tecrübelerinden, hatalarından sonuçlar çıkararak, cesaretle ‘Birlikte yürümeyi, birlikte direnmeyi, birlikte başarmayı’ öğrendiler, öğreniyorlar. Şehirlerden dağlara, dağlardan şehirlere hakikat yolunda yürüyorlar.

12 Eylül faşist darbe döneminde insanlar katledildi, tutuklandı, idam edildi, kaybedildi. Kimileri evlerinden devlet, asker tarafından alındılar ve bir daha geri dönmediler. Zindanlarda en ağır işkenceler yapıldı. Ama tarihi direnenler yazdılar. Yazılmaya devam edecektir. 12 Eylül faşist darbesi sürecinde yitirdiğimiz canları saygıyla, minnetle anıyorum.

Onların hayal ettikleri, aşkla bağlandıkları, uğruna vuruştukları ‘özgürlük kazanacak’…

Yazarın diğer yazıları