Faşist koalisyonun romantik planı

Yunanistan’a sığınarak canını kurtaran yazar Seven Nişanyan, Karınca gazetesinden Müjgan Halis’le röportajda, Türk devletinin akli dengesi ve yaşama biçimini özetliyordu:

 "Türk devleti, öteden beri kamu yönetimini ilgilendiren her ciddi sorunu vahşetle, zorbalıkla, yalanla ve tehditle bastırmayı gelenek edinmiş bir devlettir. Devleti temsil eden bürokratik yapı, bundan başka bir dil bilmez. Kürt meselesindeki performansını görüyorsunuz."

Bu sözler, bir öfke ya da kinin değil, gerçeğin ifadesiydi. Türk tarihi budur. İnanmayanlar, geçmişin küllerini eşelesinler. Külleri karıştıranlar, altından beliren Ermeni, Yahudi, Süryani, Yunan (Rum) halklarının trajedilerini göreceklerdir.

Kürtlerin kırımı, Kürdistan’ın yıkım ve yangını ise sürüyor. Onları kırmakla bitiremediler. Ancak şimdi onlara dair, büyük bir soykırım planınının gündemde olduğu tartışılıyor.  

Duyulur duyulmaz bir fısıltıyla sese dönüşen bu plan, artık açıktan açığa tartışılıyor. Ermeniler konusunda uzman olan Prof. Taner Akçam, kısa süre önce, bir söyleşide, "geçmişte Ermenilere yapılanların, Kürtler üzerinde tekrarlanma ihtimali bulunduğunu" söylemişti.

Dünyaca saygın bir kalem olan Cengiz Çandar, geçen hafta Y.Özgür Politika’dan Fehmi Katar’ın sorularını cevaplarken, bu ihtimali tekrarladı.

Ancak kabul etmek gerekir ki, bu görüşler hayali, yani temelsiz değildir.

Bu noktada bir pencere açmak gerekiyorsa eğer, AKP devlet, devlet de AKP’dir. Ancak "beyinsel güç merkezi" eski "işportacı" tipler, çoktan bardak olup saf dışı kaldılar. Onlar, sahnede görüntü olsalar, gölge oyunundaki karton tiplerdir. Kartonu tutan eller, perde gerisindedir.

Burada büyük bir koalisyon kuruludur. Koalisyonda düşmanlık yok, çıkar vardır. Çıkar gereği, düşmanlık yok, işbirliği vardır. O nedenle, birbirinin eski kanlıları Perinçek ve Bahçeli çeteleri, Perinçek çetesini mahpus damında yerlerde sürükleyen Erdoğan, koalisyon halindedir.  

"Derin devlet" denilen görünmez büyük kirli el, Genelkurmay ve Türk tipi Klux Klan çetesi olan Ergenekon da koalisyon ortağıdır. Erdoğan, sokak gücü olan kitleyi afyonlayıp kandırma ustası olduğu için, lider konumundadır…

Ortakları, bir arada tutan zamk, ebedi düşman Kürtlerdir. Şimdilik ikinci derecede ise Fethullah Gülen…

Kürtleri sonuna kadar susturma projesi, daha öncekilerden faklı olarak, bu kez Irak ve Suriye’yi de kapsıyor.

"Bir gece ansızın gelebiliriz" övünmesi de, ırkçı kitle tabanını kana alıştırmadır. Faşizmin değişmez taktiği ile zaferi propagandaya dolama, yani düşmanı korkudan sindirme manevrasıdır.

Rojava ve Güney’e sarkma halinde, Kuzeyi hareketsiz kılmak gerekiyordu. Kuzey, bu yüzden yeniden işgal edilmiş, halk esir alınmış ve terör çemberinde sıkıştırılmıştır.

Cinayetler, kırım ve yıkımlarla, önü, ardı gelmeyen tutuklamalar sarmalında halk, bıçak altına yatırılma sırasını bekleyen kurbanlık yerine konuyor.

Şemdinli’de, piknik yapanların katlini sorgulamak bile, Erdoğan tarafından, teröristlere yardım ediliyor. Cinayetleri kutsamadır, bu.  

En son, yolu Antalya’nın Gazipaşa ilçesine düşen, 18 yaşındaki Murat Araç’ı katlettiler.

Polisin açıklamasına göre, "Güneydoğu’dan gelen" bir otobüste yapılan aramada, PKK’li olabilir ihtimaliyle tutuklanmış, poliste sorgulanma sırasını beklerken, üçüncü katından atlayarak intihar etmişti.

İktidarın "zehir zaptiye"si SS’ye göre, PKK zaten, bütün Kürtlere "yakalanırsanız intihar edin" talimatı vermişti. Murat çocuk, bu talimatı yerine getirmişti.

Oysa, Nişanyan’ın dediği gibi yalan, dolan yaşama biçimiydi, bunlarda. "Pencereden atlayarak intihar" olayı da, 1971 ve 1980’den beri, darbecilerin "karakolda cinayet"in değişmez örtüsüydü. Kafasının içi, mutlu bir geleceğin renkli resimleriyle dolu gençler, polis tarafından yakalanınca her nedense, bir anda dünyaları kararıyor, umutları tükeniyor, yaşamaktan vazgeçip tutuldukları binaların üçüncü, beşinci katlarından atlayıp intihar ediyorlardı.

Polisin, cesetlerin üstüne intihar notunu iliştirmesi, Türk adaletinin kesin hükmü oluyor, tanıkların, "intihar etmedi, yanımda işkence ile öldürüldü" demesi de sonucu değiştirmiyordu.

Yıllar var ki, Türk medyasında "terörist pencereden atlayıp intihar etti" haberlerine seyrek rastlanıyordu. Çünkü, hedefe konan bütün Kürtlerin hayat parantezi, "çıkan çatışmada silahlarıyla birlikte ölü olarak ele geçirildi" açıklamasıyla kapatılıyor, doyasıyla "pencereden atlayıp intihar etti" yalanına gerek kalmıyordu.

Koskocaman Roboskî katliamını, polisin gözler önünde işlediği Tahir Elçi ve müzik öğrencisi Kemal Kurkut cinayeti de "faili meçhul" iken Murat’ın intiharı normaldi.

Türk ordusu, kokuya üşüşen akbaba sürüleri misali Afrin ve Rojava’da insan soyunu kurutup boşalmış toprakları işgal etmeye, Güneyi adım adım ilhaka hazırlanırken, Kürtlerin katlini sıradanlaştırmak gerekiyordu. Bununla işgal hak olmuş oluyordu. Hitler Polonya ve Çekoslovakya’ya, Mussolini de Libya’ya yürürken böyle yapmıştı.

Ancak unutulan bir şey var: Kürtlerden her biri, canfeda birer direniştir. Ayrıca dünya, ikinci büyük savaş döneminde değildir. Orada devlet mukim. Herkesin kendince hesabı vardır.

Romantik planlar, her zamana sahaya uymuyor. İşgale kalkışanın kaderinde, Saddam’ın yanına yolculuğu da mukkaderdir.

Yazarın diğer yazıları