Faşizm, emperyalizm sömürgecilik ve savaş

Halep’teki El Nusra unsurlarını oradan ‘çıkartma’ karşılığında, Suriye topraklarına giren Türkiye, Cumhurbaşkanı’nın ifadelerine göre, bu müdahaleyi El Bab’ı zapt ettikten sonra, Minbic’e, oradan Kobanê ve Cizir kantonlarına, sonra da Irak topraklarında Şengal’e kadar genişleteceğini artık açıkça ilan ediyor.

Bunun anlamı açıktır: Türkiye ‘ilhakçı’ bir yayılma savaşı yürütüyor. Suriye ve Irak devletine karşı açılan bir savaştan söz ediyoruz.

Bu savaşın Türkiye’nin ‘güvenliği’ ile uzak yakın ilgisi yok.

Savaşın amacı ‘büyümek’.

İzninizle, Hükümetin ve Saray’ın ‘yarı resmi merkez organı’ Yeni Şafak’ın başında bulunan İbrahim Karagül’ün yazısından uzunca bir alıntı yapacağım:

“Her ne kadar kötümser bir fotoğraf olsa da, bu sürecin kendi coğrafyasında Türkiye’nin elini rahatlatacağını, daha da güçlendireceğini düşünüyorum. Türkiye’nin büyüyerek var olma dışında bir seçeneği yok. Suriye’nin kuzeyindeki savunma kalkanı için hiçbir uluslararası kaygı gözetmeden kendi yoluna devam etmesi gerekiyor. Büyüyerek var olmanın yolu bu bölgeden geçiyor.

Unutmayalım, hiçbir ülkenin haritası artık kutsal değil. Eğer harita değişecekse Türkiye’nin kendi haritasını dayatmaktan başka çıkış kapısı yok. Bu yüzden Fırat Kalkanı harekatının hızla Doğu’ya doğru genişlemesi acil bir ihtiyaç.“

Bu satırlar bire bir Türk devletini ele geçiren kliğin görüşlerini yansıtıyor. Daha geçenlerde Cumhurbaşkanı “bizi Lozan’a sıkıştırmak istiyorlar“ diyerek, Türkiye’nin ‘büyüme’ niyetini alenen dile getirmişti.

Olan biten çok açık: Faşizm ve savaş bir paranın iki yüzü gibidir.

Türkiye’de biz solcular, ‘faşizm’ kavramını birçok kere ‘özensiz’ kullandığımız için, bu kavramın içi boşaldı.

Bir ülkede faşizmden söz ederken, o ülkenin sosyo ekonomik yapısını doğru analiz etmek gerekir. Türkiye’nin ‘bölgesel emperyalist’ bir ülke olduğunu anlamadan faşizmi anlamak da imkansızdır. Şu anda Türk kapitalizminin en emperyalist, maceracı, terörist ve militarist unsurları devlete egemen olmuştur ve faşist-islamcı-milliyetçi diktatörlük bu ekonomik temele dayanmaktadır. Endüstriyel-askeri kompleks dediğimiz silah tekelleriyle finans-kapitali iç içe geçmiş, bunların siyasi temsilciliğini de Saray ve AKP-MHP ortaklığı yapmaktadır.

Bunlar Kuzey Kürdistan’da sömürge savaşı yürütüyor, Suriye ve Irak topraklarında ise bölgesel emperyalist, ilhakçı bir savaşı tırmandırıyor.

Durum şimdi böyle.

Ve bu durum ne 12 Mart’a ve ne de 12 Eylül’e benziyor. Bunlar askeri darbelerdi, pro-faşist çizgiler taşımakla birlikte, şimdi içinde bulunduğumuz faşizmin yanına bile yanaşmamışlardı. Darbeler daha baştan geçici olduğunu ilan ettikleri dikta rejimleri kurmuş, gerçekten da daha sonra ‘geri çekilmişlerdi’.

AKP/MHP ve Saray faşizmi CHP Genel Başkan Yardımcısı Böke’nin dediği gibi “kitaplarda tarif edilen faşizmin“ tıpkısıdır. Eğer yıkılamazsa, asla yeniden demokrasiye dönüş perspektifi yoktur.

Bu durumda Türkiye’yi diktatörlükten kurtarmak, Kürdistan’da sömürgeci savaşa ve Irak-Suriye topraklarında süren bölgesel emperyalist savaşa son vermek günümüzün biricik program maddesi haline gelmiştir.

Bu durumda rejimin faşist olduğunu ilan eden CHP’nin programı nedir?

Faşizmi Anayasa referandumunda ‘hayır’ demokratikleştirme hayali mevcut faşizme meşruiyet kazandırmaktan başka hiç bir sonuç doğurmaz.

Radikal açıklamalara ihtiyaç var:

Anayasa referandumunun anlamı açıktır: Savaş koşullarında ve faşist diktatörlük altında hiç bir seçim, hiç bir referandum, hiç bir halk oylaması meşru olamaz. O halde CHP halka referandumda ‘hayır’ diyerek faşizmi tasfiye etme umudu vermemeli. HDP’nin ‘tek başına’  TBMM’yi ve referandumu ‘boykot’ etmesi hiç bir ciddi sonuç doğurmaz. Ama CHP ile HDP’nin birlikte TBMM’yi ve referandumu boykot etmesi AKP-MHP-Saray iktidarını izole eder, meşruiyet iddialarını çökertir.

Elbette böyle bir adım çok iyi bir ön hazırlığı gerektirir. Milyonlarca insanın destekleyeceği ‘boykot’ karşısında faşizmin temelleri sarsılır.

‘Faşizme lanet’ demenin ötesine geçme, onunla ‘nasıl mücadele’ edileceğini tartışmaya başlamanın zamanı geldi, geçiyor bile.

Yazarın diğer yazıları