Faşizm Notları II. Türkiye Cumhuriyeti ve Kozmik Oda ideolojisi…

II. Dünya Savaşı ile beli bir süre için sonlanan ulus devlet yapılanmaları, Almanya’nın yenilmesi ile birlikte şimdilik sonlandığından, Türkiye’nin Dersim soykırımının arkasından Kürdistan’ı işgal planı da bir süreliğine noktalanmış oldu. I. Dünya Savaşında Batılılarca kendilerine peşkeş çekilen sınırlar konusundaki mutsuzluğunu giderecek, Devletin kozmik odasındaki gizli plan olarak arada bir tozu alınarak rafta hazır bekletilen “değerli bir proje” olarak bekletilmektedir.

Bu “değerli kozmik oda projesi”, ulusalcı sol ve sağın sürekli olarak ısıtıp ısıtıp önümüze koyduğu “Musul”, “Kerkük” hatta son dönemde gördük ki Halep başta olmak üzere Osmanlı döneminde işgal edilen Ortadoğu’nun tüm topraklarının alınmasını içeriyor. Hatta Musul’da anlaştıkları ve kendilerine ödenen paraya rağmen -son taksitinin Özal döneminde bağışlandığını hatırlayarak- taleplerinden vaz geçmiş değiller.

Bu hevesin TC’nin kozmik oda ideolojisindeki ağırlığını anlamak için son Osmanlı Padişahı olmaya hazırlanan Erdoğan’ın pratiğine bakmak yeterlidir. Osmanlının “ceddimiz” olarak ilan edilerek, Benedict Andersen’in deyimi ile hayali cemaatin yeniden tanımı, “ceddimize yakışır” saray ile bin beş yüz odalı bir saltanat devri açılışı gösteriyor ki -arkasındaki koalisyonun parçaları için farklı anlamlar taşısa da- tek hedefe kilitlenilmiş durumda. 

Osmanlı vurgusu, post-modern imparatorluk hayali eşliğinde elbette yeni sömürgelere yönelmek anlamına gelir. Dolayısıyla Osmanlılık bir kişinin çılgın isteğinden öte bir koalisyonun üzerinde anlaştığı kozmik plandır. Daha öneki yazılarımda da vurguladığım gibi bu sadece Erdoğan’ın çılgınlığı olarak tanımlanamayacak kadar ‘derin’ bir konudur. Sarayın sembolik tören kıtasının Osmanlı sembolleri ile donatılması, gayri resmi bir ordu kıvamında inşa edilen Osmanlı Ocakları ve şimdilik özel güvenlik olarak konumlandırılan paralel ordu (Neo-Yeniçeriler) hepsi bu planın ayakları. Yeni Ordu şimdiden cihat kıtası gibi hareket ederek, Padişah nereye işaret ediyorsa oraya küçük çaplı cihatlar yapacak deneyim edinme sürecinde. İlk antrenmanlarını HDP’nin dört yüz bürosuna saldırma ve sokakta yakaladıkları Kürtleri linç etme ve Kürt kentlerini vahşice tahrip etme ile yaptılar bile. Ancak bunlar daha büyük cihatların ön antrenmanlarıdır. Esas faaliyete geçmeden önce de diğer iç düzenlemelerle yargının kadıya, kadının, ulemanın (Akademi) bir temsilci ile padişaha bağlanması gerekiyor. Meclis sadece göstermelik bir temsille orada bulunacaktır. Tüm yetki padişahın olduğundan -ve elbette arka perdedekilerin-, meclis ancak onun istediği politikaları yerine getirmek için bir tür asistanlık görevi görecek kıvamda tutulacaktır. Zaten son “Anayasa” teklifi de tam buna işaret ediyor.

Bütün bunları “TC’nin İttihatçı kadroları neden izliyor?” konusu ise geçici bir Muta evliliği olarak tariflenebilir. İdeolojik ortaklığın yanı sıra, ortak bir düşmanın ortadan kaldırılması için geçici bir işbirliğine olan “ihtiyaçtan” temel bulmuş durumda. Bunda rol oynayan önemli iki neden var: birincisi Kürtler başta olmak üzere tüm muhalif ve sol kesimin iktidar alanına yaklaşması; İkincisi ise ortaklaştıkları “Osmanlı Toprakları” yani Kürdistan topraklarının tamamını ele geçirme isteği. Bu iki neden bu geçici muta evliliğinin temel sebebi. Zülfü Livaneli, Erdoğan’ın aktif politikaya sokacak adımı atan Deniz Baykal’ın Beylerbeyi Sarayındaki antlaşmasına işaret ederek “Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz.”(1) derken bu gizli anlaşmaya işaret etmektedir. Bu anlaşma ile sadece AKP ve CHP çizgilerinin olacağı, başta Kürtler olmak üzere tüm ötekilerin iktidar alanından “garantili” bir şekilde uzaklaştırılacakları iki partili bir sistem inşa edilmesi gerekiyor. Zira mevcut durumda artık bu kesimin meclise girmesi engellenemediği gibi, Kürdistan’ın diğer toprakları katılımıyla sorun daha da büyüyeceğinden, bu “yapısal dönüşümün” yapılması artık “elzem”dir. İşte bu iki partili başkanlık sistemi AKP, CHP, MHP ve VP’nin, yani esas olarak sistemin üzerinde uzlaştığı bu kesimlerin ikiye ayrılarak mevcut ideolojinin sürekli iktidarı bu kozmik planın ana hedefidir. Başkanlık sistemiyle kozmik planın start verildiği yer olan 2015 Haziran’ın yedi saatlik MGK’sı, Kürtleri bertaraf ederek Kürdistan’ı sömürgeleştirme planının nikah töreniydi bu anlamıyla. Bu nedenle gerçekten de Erdoğan’a oy verenler aynı zamanda Perinçek’e Bahçeli, Baykal’a da vermiş olacaklar. 

Devam edecek…

(1) http://www.burdurgundem.com/zulfu-livaneli-deniz-baykal-dediginiz-kisi-kim-biliyor-musunuz/ erişim 18.02.2017

Yazarın diğer yazıları