Faşizm Notları IV. Kürdistan’ın yeniden işgali: Kürtleri mülksüzleştirme planı

Türkiye’nin Kürdistan’ın işgal hayallerini uygulamaya koyduğu en yakın tarihli, sonuçta birbiriyle birleşecek olan iki ayrı plan: İçerideki Kürtleri mülksüzleştirme ve dışarıdaki Kürt topraklarını mülkleştirme. Kürtleri ‘mülksüzleştirme’ şu anda fiili olarak uygulama statüsünde olan ‘kamulaştırma’ uygulaması ile devam ederken, ikincisi adım adım harekete geçirilen Güney’in işgali (1) planıdır. 

İlkinin ilk icraatı olarak, Türkiye sınırları içindeki Kürt mülkiyetini zorla ele geçirme 2016 yılının yaz aylarında başlayıp günümüze kadar devam eden ve son Birleşmiş Milletler raporunca da teyit edilen yıkım ve kamulaştırma uygulamasıdır. Bu fiili, dikey işgal ile mülkiyeti Kürtlere ait olan topraklara ‘kamulaştırma’ adı altında el konulmaktadır. İlk etapta Arapların yerleştirilmesi ile Kürt ve Araplar arasında ‘faydalı’ bir gerilim üretilmesi planlanmaktadır. Toplamda ise coğrafyayı Kürtlerden arındırmak, böylece fiili olarak Kürtlerin hakimiyet sahibi olduğu topraklardan çıkarmak olarak planlandığı açıktır. Kürt kasabalarının ve illerinin yerle bir edilmesinin, Kürt belediyelere kayyum atanmasının, sivil toplum örgütlerinin ortadan kaldırılmasının temel nedeni, bu planı sorunsuzca uygulamak. Yani hedef, Kürtleri hem içerde hem de dışarıda mülksüzleştirmek, özellikle içeridekileri başka bölgelere sürerek hızla mültecileştirmek. 

Çıkarılan yeni yasalarla, örneğin son Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan 6306 sayılı yasa kapsamında afet riski altındaki alanlar, kentsel dönüşüm alanları, jeolojik açıdan sakıncalı bölgelerdeki gayrimenkuller sertifikalandırılarak menkul değere dönüştürülecek. Yani yasa gücüyle istendiğinde el konulacak olanağı yaratılmaktadır. Şimdiye kadar yapılanların özellikle Kürt ve Alevilerin yoğun yaşadığı bölgeler yönelik olarak teşebbüs edildiğini eklersek ne anlama geldiği daha net anlaşılır. Türkiye’deki bu tür uygulamaların yapısal ırkçılığın hakimiyetinde, Kürtlerin Batı’daki mülklerine de yöneleceği anlamına geliyor. Böylece Türkiye genelinde Kürdistan’da askeri güç kullanarak Batı’ya sürülen Kürtler, çıkarılan yeni yasalarla daha önce Batı’ya gelip mülk sahibi olanları da unutmamaktadır. Yasal mevzuatla Kürt mülkleri haraç mezat ellerinden alınacak, elinde parası olanları dışarı gitmeye zorlayacak, içeride kalanları paryalaştıracaktır. Bu metotla Kürtlerin ekonomik gücü kırılarak, topraksız, haksız ve güvencesiz bir topluluk olarak vahşi kapitalizm için ‘sınıfaltı’ olarak tabir edilen günümüz köleleri anlamındaki işgücüne dönüşecektir. Bu bedava işgücü Türk-İslam devletinin omuzlarında yükseldiği bir kitle olarak kullanılacaktır. 

Böylece:

1. Kürtlerin elindeki mülkleri alınarak devletin veya devletin onayladığı kesimlere peşkeş çekilecek,

2. Bu peşkeş çekilmede ilk olarak Kürt ve Arapların çatıştırılarak, Araplar kullanarak Kürtlerin Kürdistan’dan göçertilmeleri süreklileştirilecek, 

3. Bu şekilde PYD’nin bölgede uygulamaya koyduğu özyönetim modelinin işlemesine engel olacak bir zemin bu tarafta oluşturulmuş olacak,

4. Türkiye’nin Batı’sındaki Kürt mülklerine de çıkarılan yasal kılıflarla zorla ellerinden alınacak, alınmasa da alınma ihtimali ile baskı uygulanarak elden çıkarılmasına yol açılacak, yapısal ırkçı uygulamalar, Kürtlerin önemli ölçüde mülk edinmeleri, yani ekonomik olarak ilerlemeleri el altından önlenecek,

5. Başka bölgelerde yoğun bir asimilasyonla Türk-İslam sentezinde eritilmeleri sağlanacak,

6. İki partili başkanlık ile parlamentoda temsileri de önlenerek, hak talebinde bulunacakları hiçbir mekanizma olmayacak,

7. Bu diktatörlük uygulamaları ile AB hukukundan da kurtulacaklarından, artık her türlü vahşi uygulamayı yapabilecek olanaklarla, Kürtler ve Aleviler’e yönelinecektir.

O yüzden DİKKAT! 

Devam edecek…

(1) Bir sonraki yazıda ele alınacaktır.

Yazarın diğer yazıları