Faşizme hayır direnişi büyüyor

Türkiye toplumu tüm kesimleriyle 16 Nisan referandumunda AKP-MHP faşizmine hayır dedi. Referandum çerçevesinde aslında yeni bir antifaşist halk hareketi ortaya çıktı. Toplum AKP-MHP faşist diktatörlüğünü kabul etmeyeceğini, barış ve demokrasi istediğini net bir biçimde ortaya koydu. AKP Yönetiminin hile ile eveti fazla göstermesi ardından da “Hayır hala bitmedi, mücadeleye devam” diyerek, faşizme karşı demokrasi mücadelesini zafere kadar sürdüreceğini ilan etti. Böylece referandum mücadelesini sokağa taşıyarak, faşizme karşı her yöntemle mücadele edileceğini açıkça gösterdi.

Referandumdan sonra geçen bir buçuk aylık süre içerisinde söz konusu antifaşist mücadele kesintisiz bir biçimde sürdü. Faşizme karşı mücadele yöntemlerinde ciddi bir zenginleşme ve yayılma yaşandı. Şimdi bu süreç devam ediyor ve “Faşizme Hayır” direnişi yayılarak büyüyor. Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli faşizmi saldırganlığını artırdıkça, Türkiye toplumu da tüm kesimleriyle faşizme karşı demokrasi mücadelesini büyütüyor. Toplumun AKP-MHP faşizmine teslim olmayacağı ve biat etmeyeceği çok açık bir biçimde görülüyor. Yine demokratik direnişin faşizmi mutlaka yıkacağı da net bir biçimde anlaşılıyor.

Faşist saldırganlık artıyor ve vahşileşiyor

Çok açık ki, demokratik halk direnişi tarafından sıkıştırıldıkça faşist saldırganlık artıyor ve vahşileşiyor. Öyle ki, kullanmadığı hiçbir yöntem ve araç, hedeflemediği hiç kimse kalmıyor. Kendinden ve teslim olmayan herkese saldırıp ezmeye çalışıyor. Faşist Tayyip Erdoğan diktatörlüğü halka saldırıyor, dış güçlere ise yalvarıyor. Rusya’dan Çin’e, Amerika’dan Avrupa’ya kadar yalvar yakar etmediği hiç kimse kalmadı. Bununla bir yandan uyguladığı faşist zulmün üstünü kapatmaya çalışırken, bir yandan da yeni saldırılar için dış destek toplamaya çalışıyor.

Açık bir biçimde görülüyor ki, Tayyip Erdoğan Yönetimi altında Türkiye tam bir hapishane haline getirilmiş durumdadır. Siyaseten dünyadan tecrit olduğu gibi, sınırlarına duvarlar örülerek de Türkiye tam bir hapishane yapılmıştır. Örülen duvarlar tamı tamına hapishane duvarlarına benzemektedir. Suriye ve Irak sınırları ardından, şimdi de İran sınırına söz konusu duvarlar örülmeye başlanmıştır. Erdoğan-Bahçeli faşizmi sınırlara duvarlar örüp ülkeyi hapishane haline getirerek, toplum üzerinde faşist baskı ve terörü en üst düzeyde tırmandırarak ayakta kalmaya çalışmaktadır. 

Toplum topyekûn direnişle karşılık vermekte

Ancak faşist Tayyip Erdoğan diktatörlüğünün artan baskı ve terörüne karşı toplum da sessiz kalmamakta ve topyekûn faşist saldırıya karşı topyekûn demokratik direnişle karşılık vermektedir. 16 Nisan referandumunda ortaya çıkan “Faşizme hayır bloğu” daralmamakta, giderek daha da genişlemektedir. Aynı zamanda eylem biçimleri bakımından da zenginleşmektedir. Faşist saldırılara karşı toplumun tüm kesimleri direnmektedir. Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm ezilenler ve emekçiler, başta Kürtler olmak üzere Türkiye’deki tüm halklar, başta Aleviler olmak üzere tüm ezilen inanç grupları, aydınlar, yazarlar, sanatçılar, işçiler, memurlar, mahalle sakinleri, köylüler vb…Öyle ki, AKP-MHP faşizmine karşı direnmeyen hiçbir halk kesimi yok! Çünkü herkes faşizm tarafından dışlanıp baskı altına alınıyor, faşizmin baskı uyguladığı herkes de direnişçi tutum içine giriyor. Tarihi Gezi Direnişinin dördüncü yıldönümünde ülkenin her tarafı yeni bir Gezi haline geliyor.

Faşizme karşı direnişte eylem biçimleri de zenginleşiyor. Referandum sürecinde ağırlıklı olarak propaganda yapılıyordu ve toplumdan sandığa gidip hayır oyu kullanması isteniyordu. Bildiriler dağıtılıyor, pullamalar ve halka karşı konuşmalar yapılıyordu. Referandumdan sonra direniş sokağa taşınca eylem biçimleri de zenginleşti. Örneğin açlık grevleri yapılıyor. Dersim’de oğlunun cenazesini almak için nasıl doksan gün açlık grevi yaptı bir baba. Ve sonuç da aldı, amaçladığını başardı. Yine Barış ve Cumartesi annelerinin eylem biçimlerinde zenginleşme yaşandı. Aydınlar faşizme karşı yeni bildiriler yayınladılar, sanatçılar faşizmi kınayan açıklamalar yaptılar. Örneğin Sur’da kadınlar ve halk, evlerini yıkmaya çalışan faşist güçlere karşı yiğitçe direndi ve hala da direniyor. Yollar kesiliyor, caddeler kapatılıyor. Gruplar halinde örgütlenen gençler, faşist çetelere yönelik eylemler yapıyor. Toplum elinden gelen her yöntemle faşizme karşı direniyor ve de direnmesi gerekiyor.

Kuşkusuz AKP-MHP faşizmine karşı direnen önemli bir kesim de demokratik kurum ve kuruluşlar oluyor. Tabi kapatılmayıp ayakta kalanlar bunu yapıyor. Örneğin HDP’li milletvekilleri direniyor. Hem de söz konusu direnişlerini meclisten sokağa kadar her alanda yapıyorlar. Örneğin İHD, Barolar ve benzeri kuruluşlar direniyor. Yürüyüşler ve açıklamalar yapıyorlar. Kaldığı kadarıyla belediye başkanları, parti örgütleri ve benzeri güçler kendi sahalarında direniş yürütüyorlar.

Yine direnişin çok önemli bir alanı hiç kuşkusuz zindanlar ve mahkemeler oluyor. Gerçi Tayyip Erdoğan Yönetimi tarafından Türkiye bir zindan haline getirilmiş bulunuyor. Ancak zindan içinde ikinci zindana konulmuş olanlar da var. Hem de cezaevlerindeki tutsakların iki katına çıkartıldığı bilgileri basında yer alıyor. Bu kadar baskı, zulüm, tehdit ve işkenceye rağmen, tutsakların faşizme karşı direniş içinde oldukları, açlık grevi gibi çeşitli eylemler yaptıkları, faşist zulme boyun eğmeyip teslim olmadıkları, tersine zindanları faşizme karşı direniş yerleri haline getirdikleri görülüyor. Öyle ki, zindanlar faşizmin kazandığı değil, yenildiği alanlar haline getiriliyor.

Kürdistan faşizme karşı gelişen gerilla eylemleriyle yankılanıyor

Kuşkusuz Mayıs ayı ile birlikte tüm bu antifaşist direnişlere bir de gerillanın her alanda kahramanca gelişen ve faşist katillerden hesap soran eylemleri ekleniyor. En başta Hakkari’den Dersim’e, Serhat’tan Amanos’a tüm Kürdistan Dağlarından muzaffer eylem haberleri geliyor. Kürdistan’ın dağı, ovası, şehri faşizme karşı gelişen gerilla eylemleriyle yankılanıyor. Faşist zulme karşı Kürt gençliğinin öfkesi gerilla eylemleriyle kendini dışa vuruyor. Havalar ısındıkça gerillanın faşizmden hesap soran eylemlerinin de büyüyerek devam edeceği ve Kürdistan’dan Türkiye kır ve kentlerine yayılacağı anlaşılıyor. Şimdi artık gerillanın ve bu temelde halkın eylem zamanı gelmiş bulunuyor.

Bilindiği gibi, AKP faşizmine karşı 1 Haziran Atılımlarının yeni bir yıldönümü yaşanıyor. AKP faşizmine karşı Kürt halkı iki kez 1 Haziran’da direniş başlatmış bulunuyor. Birincisi 1 Haziran 2004’te, ikincisi ise 1 Haziran 2010’dadır. Birincisi taktik bir eylemliliği, ikincisi ise yeni bir stratejik dönemi ifade etmektedir. Birincisi geç kalmış ve tasfiyecilik tarafından zayıf düşürülmüş bir hamle olurken, ikincisi ise yeterince hazırlığa dayanmadan başlayan bir hamle olmuştur. Her ikisini de AKP Yönetimi gücüyle değil, hile ve oyunla boşa çıkarmaya çalışmıştır. Ama artık takke düşmüş, kel görünmüştür. AKP faşizminin maskesi tümüyle düşmüştür. Faşist Tayyip Erdoğan diktatörlüğünün artık hile ve oyun yapacak hali kalmamıştır. Gücü de kalmadığına göre, artık Haziran ayından itibaren iyice yoğunlaşacak olan gerilla ve halk eylemleri faşist AKP diktatörlüğünün işini bitirecektir.

Tayyip Erdoğan diktatörlüğü ne yaparsa yapsın, artık faşist diktatörlüğün sonu gelmiştir ve onu hiç kimse ayakta tutamaz ve yaşatamaz. 2017 yılının AKP-MHP faşizminin yıkıldığı yıl olmasını hiç kimse engelleyemez. Kuşkusuz bunun için de faşist diktatörlüğe karşı gerilla ve halk eylemlerini daha çok geliştirmek gerekir. Mevcut haliyle faşizme karşı her kesimin katıldığı büyük bir direnişin geliştiği tartışma götürmezdir. Bu bakımdan, mevcut direniş durumunu asla küçümsememek gerekir. Fakat Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğünü tarihe gömebilmek için, faşizme karşı demokratik halk direnişini her alanda çok daha fazla geliştirmek gerektiği de açıktır. Biz bunun gerçekleşeceğine ve bu temelde faşizmin yıkılıp özgürlük ve demokrasi mücadelesinin zafer kazanacağına inanıyor, bu uğurda mücadele edenlere kolay gelsin deyip daha şimdiden başarılarını kutluyoruz!

Yazarın diğer yazıları