Faşizmin estetiği

Geç kalmış bir modernsit diktatörlükte yaşıyoruz. İtalyan faşizminden yüz yıl sonra sanki ‘Fütürist sanatçı kenarları’ alkışları altında şehirler bombalanıyor. Düzmece videolar, kahramanlık hikayeleri ve aptalca methiyeler uçuşuyor havalarda. Kavanozlarda saklanmış konserve sivil faşistler günün teşebbüsçü modasına uygun şirketleşmiş olarak kendilerine sipariş edilmiş evleri, insanları yakmaya çalışıyor. Yıktıkları ve yaktıkları şehirlerin yerine kendi estetikleriyle yeni kentler inşa edeceklerini konuşuyorlar şimdi ihale odalarında.

Her yıkılmış ev görüntüsü, sokaklar, apartmanlar, iş yerleri, mesela birkaç bakkal, iki konfeksiyoncu, her gün selamlaştığımız berber, geçen bayramda karşılaştığımız köşe başı, duvar yazıları hani kenarına gençlerin oturduğu, iki dar sokak, kadınların akşam üstü iki lafın belini kırdıkları basamaklar, yapraklarını, dallarını ve gövdelerini kaybetmiş ağaçlar, bir küçük bahçe bostanı ve tabii ki insanlar, ölü ele geçenler yani onlara göre ‘ölü ele geçen’ şehir bütün hepsi onların ağızlarını sulandırıyor. Yüz yıl geç kalmış uyduruk, taklitçi faşistlerin ve tabii ki paracı faşistlerin rüyalarını süslüyor bu estetik! 

Faşist diktatör Mussolini’nin uçakları Etiyopya’yı bombalarken Fütürist şair Filippo Tommaso Morinetti bombaların patlayışlarını ‘baharda açan çiçeklere’ benzetiyordu; ‘Savaş güzeldir, çünkü gaz maskeleri, korkutucu megafonlar, alev makineleri ve tanklar aracılığıyla insanın, boyunduruk altına alınan makine üzerindeki egemenliğine gerekçe kazandırır.

Savaş güzeldir, çünkü insan bedeninin o düşlenen konumunu, metalleştirilmesi konumunu kutsayarak gerçeğe dönüştürür. Savaş güzeldir, çünkü çiçekler açan bir çayırı mitralyözlerin ateşten orkideleriyle zenginleştirir. Savaş güzeldir, çünkü tüfek ateşini, top atışlarını, ateşin kesildiği anları, parfüm ve çürüme kokularını tek bir senfoni halinde birleştirir. Savaş güzeldir, çünkü büyük tanklarınki, geometrik uçak filolarınınki, yanan köylerden yükselen duman helezonlarınınki gibi yeni mimari biçimler ve daha pek çok şeyler yaratır…’ diyordu. Şimdi otoyollara tapanlar, yüksek yüksek bina hayranları, viyadük tutkunları, kocaman küçüklük komplekslerinin üstünü örtmek için olacak, herşeyin ‘en büyük’ olanını yapmak isteyenler bu yüzyıl öncesi estetik bakışın kötü taklidini, yani kötünün kötü taklidini utanmadan ve aptalca yapacaklarını açıklıyorlar. Freud’un kulak çınlatıcıları bunlar…   

Şimdi ise soru; bu büyük travmanın ardından kent, yine yıkıcılar ve müteahhitler tarafından, onların savaş coşkusunu alevleyecek şekilde faşist estetik ile yeniden inşa mı olacak yoksa buralarda kolektif, bankasız ve birlikte ‘Kent olmayan bir kent’ mi doğacak? 

Yazarın diğer yazıları