Federal Parlamento’nun yeni kimyası

Almanya Gündemi

Almanya’da bundan sonraki dönemde Federal Parlamentonun kimyasında değişiklikler yapacak seçimleri geride bıraktık. Zira seçim sonuçları sürpriz olmasa da heyecanı uzun süre taze kalacak gibi görünüyor. Almanya’nın yeni parlamentosu çok partili olduğu kadar, komplike seçim sisteminden kaynaklanan nedenlerden ötürü 709 milletvekili ile hiç olmadığı kadar da kalabalık. 

Sadece sayı değil, partilerin oy oranları da bir o kadar Almanya’nın özellikle iç politikalarını değiştirecek nitelikte. Buna göre CDU/CSU tarihlerinde gördükleri en düşük oyu alarak yüzde 32.9, Schulz’un bile kurtaramadığı SPD yüzde 20,5, Almanya’da bugüne kadar görülmek istenmeyen, aslında bir nevi kasten yükselişlerine seyirci kalınan aşırı sağcı AfD yüzde 12,6, tekrar meclise girmeyi başaran liberal FDP yüzde 10,7, oy oranlarını yükseltse de bu haliyle mecliste oldukça zorlanacağı gözlenen Sol Parti 9,2 ve kendisini koalisyon ortağı olmaya hazırlayan Yeşiller ise yüzde 8,9 oy aldı.

Aşırı sağcıların 12.6 gibi bir oy alarak meclise 94 milletvekili göndermesi Alman siyasetinde elbette belirli sinyaller veriyor. Federal mecliste meşru temsiliyetleri olmayan aşırı sağcılar parlamentoda artık söz sahibiler. Üstelik iki büyük parti CDU ve SPD’den de önemli oranda oy araklayarak. Bundan sonra oluşturulacak koalisyonlar kuşkusuz AfD’nin varlığı üzerinden de şekillenecek. Politik zeminini, yabancılar üzerine skandal sayılacak ırkçı söylemlerle sağlamlaştıran AfD, nitekim parlamentoya da parti genel başkanı Frauke Petry’nin istifa gürültüsü ile ayak bastı. Fakat AfD’nin spekülasyonları meclise önemli bir oy oranı ile girdikleri gerçeğini değiştirmiyor.

Avrupa’nın düştüğü darboğaz, Türkiye politikaları, önlenemeyen mülteci krizi, DAİŞ etkinliklerinin Avrupa’daki yansımaları nedeniyle hızla yükselen aşırı sağ, zaten bünyesinde bir potansiyeli barındıran Almanya’da üçüncü parti olarak meclise girmeyi başardı. 

AfD federal parlamentoya sürpriz yaparak giren bir parti değil. Kuruluş aşaması da aşırı sağın temsiliyeti açısından koşulların uygunlaştığı döneme tekabül ediyor. 2014 yılında Avrupa Parlamentosu’na 7 milletvekili gönderen AfD, eyalet parlamentolarında da temsiliyet sağladı. Anketlerde de ortalama olarak AfD’nin üçüncü parti olarak federal meclise girme ihtimalinden bahsediliyordu.

AfD’nin varlığı olası koalisyonu da belirleyecek. Zira en çok bahsedilen formül Jamaika bayrağının renklerinden dolayı öyle adlandırılan CDU/CSU, FDP ve Yeşillerden oluşacak dörtlü bir koalisyon. Seçimlerin akabinde koalisyona katılmayacağını aktaran SPD de böylelikle ana muhalefet görevini devralacak. Şimdilik koalisyon çalışmaları hummalı bir şekilde devam ediyor ve görüşmelerin daha uzun bir süre devam etmesi bekleniyor. Öyle ki 2013’te büyük koalisyonun kurulması 86 gün sürmüştü. 

Almanya’nın temel stratejilerinde büyük bir değişiklik olmamakla birlikte iç politikalarında önemli değişimlerin olacağı aşikar. Seçim sonuçları, sağa eğilimli bir parlamentonun varlığı anlamına da geliyor. Bunun Türkiye ilişkilerine nasıl yansıyacağı da yine en çok merak edilen konular arasında. 

Elbette son dönemlerde yükselen ırkçı söylemlerin Türkiye ile ilişkilerin seyrinden beslendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla Merkel ve Schulz’un cılız Erdoğan eleştirilerine karşılık, Yeşillerin ve FDP’nin koalisyon ortağı olması durumunda ibrenin nereye kayacağı da merak ediliyor. 

AfD’nin yükselişi her şeyden önce yabancılara karşı ırkçı söylem ve müdahale zeminini daha da sağlamlaştıracak. Yine sosyal politika düzenlemelerinde yeni bir tablo söz konusu olacaktır. 

Nitekim Almanya’nın Türkiye yatırımları bu tablodan en az etkilenen unsurlar arasında olacak. Bildiğiniz üzere referandum döneminde iki ülke arasındaki gergin restleşmelere karşılık, Alman şirketlerin Türkiye’de yüklü yeni yatırımlar yaptığı ortaya çıkmıştı. 

Şirket yatırımları devam ettiği müddetçe, yine meclis duvarlarına sıkışan, dışarıya taştığında sönümlenen Erdoğan tepkiselliğinin varlığı da kaçınılmaz olacak. 

Yazarın diğer yazıları