Fehmi Koru, faşizm, Sözcü ve Topçu Marşı hakkında!

“Yahu şu Fehmi Koru kardeşimiz nerelerdedir acaba“ diye merak edip dururken, hazret nihayet ortaya çıkıverdi. Meğer gazetelerimizden “davet” beklermiş. Tek bir gazeteden davet gelmeyince, “iş başa düştü” diyerek, bir internet hesabı açıp, yazmaya başlamış.

Fehmi Koru şu mevcut yandaş köşebazlarla kıyaslandığında “kıyaslanamaz” ölçüde nitelikli bir yazardır.

Her yazısını merakla okumuşumdur. Satır aralarından nice gizli gerçeği yakaladığım bile olmuştur. O nedenle “tasfiye” edilişinden sonra medyaya yansıyan görüşlerini vakit kaybetmeden okudum. Okuduklarım içinden şu kısmı lütfen siz de okuyun:

“Türkiye’de bir tek adamlık ve diktatörlük görüntüsü var ama ben bunların geçici olduğunu düşünüyorum. Gerçekten Türkiye’de tek adamlık ve diktatörlük pek yaşayacak bir sistem değil. Bunu Tayyip Bey de biliyor. Ben bir model arayışı içinde olunduğunu düşünüyorum.”

İçi akıl dolu kocaman bir kafası olan Fehmi Koru’ya ne olmuş böyle?

Dün Ertuğrul Özkök’ten aktarmıştım. “Sorumsuz” olan Erdoğan ağzına geleni söylüyor, emirler veriyor, emirlerinin sonunda ocaklar sönüyor, evler yıkılıyor, ilçeler viran oluyor, mallar talan ediliyor, şirketler tarumar ediliyor, askere insan öldürdüğünde ‘dokunulmazlık” veriliyor. Kayyıma şirketleri iflas ettirdiğinde “dokunulmazlık” tanınıyor. HDP’lilerin dokunulmazlığı kaldırılıyor, HDP’li Belediyelere “kayyım” atamak üzere kanun çıkarılıyor… Devleti ve hükümeti ve de AKP’yi yöneten kişi icraatlarından ve aldığı kararlardan “sorumsuz”. İlçeleri yıkan, insanları toplu kıyımdan geçiren, Kürtleri kitlesel göçe zorlayan asker ve polis dokunulmaz. “Tapuyu delen” kayyım dokunulmaz… Ülkede “hiç kimsenin can ve mal güvenliği yok.”

Koru kardeşim, bütün bu olan biteni “tek adamlık ve diktatörlük” olarak değil de, “tek adamlığın ve diktatörlüğün görüntüsü” olarak anlıyor. Ona göre bu “tek adamlık ve diktatörlük pek yaşayacak bir sistem” değilmiş, zaten “Tayyip Bey” de bunu biliyormuş.

İyi güzel de, bütün bunları “bile bile mi yapıyormuş?”

Koru biraderimiz bütün bunların “model arayışı” olduğunu düşünüyormuş.

Rejimin artık evrilebileceği yere kadar evrildiğini bilmek, mücadelenin yöntem, biçim ve hedeflerini tayin etmek bakımından hayati önemdedir.

Ortada “ne model arayışı” var, ne de “önlenebilir tehlikelerle” karşı karşıyayız. “Model” çoktan beri yerleşti. Saray-kışla ittifakına dayalı İslamcı-Ergenekoncu faşizm. “Faşizm tehlikesini önlemek” ne yazık ki mümkün olmadı… “Faşizme son vermek” gerek.

Yeni EMASYA TBMM’de önlemek mümkünse önlensin. Kürdü öldüren askere elbette kanun yoluyla “dokunulmazlık” verilmesin.

İyi de şu anda “dokunulmazlığı” olmadığı halde, Kürdistan’daki katliamlardan dolayı “dokunulan” bir tek asker, bir tek polis var mı? Yok. Demek ki olan olmuş…

Açtım Sözcü Gazetesini önüme…Ulusalcıların utanç verici “oyalanma” hallerine baktım.

Dünkü Sözcü’nün yazarları, Kışla ile Saray arasındaki ittifakta “kışlanın” gölgesinde yan gelmiş yatmış. Yazarlar “muhalif” ama “muhalefet etmiyor.” Yazılarının konusu Türk topçularının Hırvatistan ve İspanya’ya karşı uğradığı hezimet.

Buna çok bozulmuşlar. Çünkü onlar, “Türk topçu marşıyla” yetişmişler: “Binler yaşa topçu heybetinle-Aslan kesilir cidal içinde…”

Öyle olunca “heybetli topçunun” Saray’da “ramazan topçusu” haline gelmesine sesleri çıkmıyor da, Fransa’da “top atan” topçunun hezimetinden dolayı Saray’ı “topa” tutuyorlar…

CHP’liler şöyle düşünmeli: “Kürdistan’da suç işleyen asker, bu suçları ‘onuncu yıl marşıyla” mı işliyor, yoksa “mehter marşıyla” mı? Kürde karşı kanlı suçlara askeri sürmek onu “Atatürkçü” yaparak mı mümkün, yoksa “DAİŞ’çileştirerek” mi?

Siz “sonunda asker Tayyip’i sırtından atar” sana durun, üzüm üzüme baka baka, Erdoğan ile Akar da birbirine baka baka kararır… Ve bu işin sonunda Erdoğan mı Akar’a, Akar mı Erdoğan’a benzemiş, bilin ki hiçbir önemi yoktur… Ama şu kesin: Bu işten Mustafa Kemal “sağ salim” çıkamaz.  

Ülke bir kere iç savaşa yuvarlanırsa, bilin ki, “topçu” bile “topçuya” karşı “aslan kesilir”. Her şey parçalanır.

Oyalanmayın… Faşizme son vermek, ülkeyi kardeş kavgasından korumak demektir.

Yazarın diğer yazıları