Festival ve direniş

FilmAmed Belgesel Film Festivali yeniden başlıyor. İki yıl ara veren Kayapınar Belediyesi’nin desteğiyle yapılan belgesel film festivali yenilenmiş bir program, yaklaşım ve konseptle belgesel sinemacıları ve belgesel sinema seyircisini 24-29 Mayıs tarihinde Amed’de buluşturuyor. Belgesel sinema için güçlü bir mecra olma yolunda ilerleyen bu festivalin durdurulmuş olması, doğrusu belgesel sinema için oldukça önemli bir kayıptı. "Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında / Bir teneffüs daha yaşasaydı / Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür / Devlet dersinde öldürülmüştür / Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu: -Maveraünnehir nereye dökülür? / En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı: -Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbinedir." Bu coğrafyanın "büyük belgesel şairi" Ece Ayhan gibi belgeleyen şair yokken artık devletin suçlarını, belgesel film bir şiir gibi yürürken "devlet dersinde öldürülen çocukların" dudaklarında çok daha önemliydi bir belgesel film festivali.

Savaşın bütün şiddetiyle sürdüğü, büyük travmaların yaşandığı bir süreçte bir film festivali yapıyor olmak eleştiri konusu olabilmektedir ne yazık ki. Oysa film festivali bir eğlence organizasyonu değildir. Eğer doğru kurgulanmış ve programlanmışsa aksine bir direniş mevzii, bir devrimci eylemdir. Nasıl bir festival sorusuna verilecek cevap, nasıl bir yaşam, nasıl bir toplum, nasıl bir sanat sorularına verilecek cevapla aynıdır. Burjuva düzen sanatı, toplumu yönlendirecek en güçlü ideolojik araç olarak örgütlemekte iken sanatın sırf bir eğlence olduğuna dair yarattığı algı ne yazık ki çoğu zaman devrimci sanat yapanları bu yönde manipüle edebilmektedir. Sanat, sinema, edebiyat, devrim sonrasına ertelenecek, zamanı geldiğinde icra edilecek bir eylem değildir. Sanatın kendisi devrimin en güçlü eylemi, en kapsamlı örgütlenmesidir. Fiziksel direnişini, entelektüel, sanatsal bir direnişle örmeyen bir devrimin başarma şansı yoktur.

Siyasal, kültürel ve sanatsal alan başta olmak üzere yaşamın her alanında muazzam bir baskının, imha ve yönelimin yaşandığı ve gittikçe derinleştiği bir dönemde bu festivalin yapılıyor olması daha da önem kazanıyor. Belgesel sinemacıların, endüstriyel ilişki ve bağlamlardan görece olarak daha bağımsız ve daha demokratik bir süreçle filmlerini yapıyor olmaları, belgesel sinemayı oldukça önemli bir demokratik muhalefet alanı haline getirmiştir. 

Belgesel sinemacılar ve belgesel sinema, endüstriyel üretim ve dağıtım ağının dışında kendini var edebiliyor olması itibariyle iktidarı ağrıtan, rahatsız eden bir yerde durmaktadır. İşte tüm film dağıtım ağının ve giderek film festivallerinin büyük bir bölümünün iktidarın denetimine girdiği bir dönemde FilmAmed gibi bir bağımsız belgesel film festivali, belgesel film üretim ve dağıtımı için, "devlet dersinde işlenen suçların" teşhiri için, sinema alanında demokratik bir muhalefetin ve direnişin örülmesi için çok önemli bir mecra olmaya adaydır. 

Filmlerin yarıştırılmadığı, dünyanın dört bir yanından sinemacıların bir araya gelerek ortak üretim ve ürettiklerini paylaşım olanaklarını ve yollarını tartışabilecekleri bir festival, Amed’in direniş ve ortakçı ruhuna yakışan bir festival olacaktır. Top mermileriyle yıkılan Sur sokaklarında Dicle Nehri’nin uğuldayan sesiyle dolaştığı ve solgun halk çocuklarının ayaklanmasının kalbine aktığı bu şehre en çok yakışan şey bir belgesel film festivalidir. Cizre’deki vahşet bodrumunda iktidarın barbarca katliamına inanç dolu bir direnişle cevap veren ve bir sinemacının kamerasını nereye koyacağının manifestosunu yazan İslam Balıkesir’e adanan FilmAmed Belgesel Film Festivali "Her yer direniş her yer sinema mottosuyla" direnişe ve sinemaya yeniden merhaba diyor.

Yazarın diğer yazıları