Fetih zamanıdır

Latin Amerika’dan Avrupa’ya, Arap çölleri, Afrika savanalarına uzanan bütün diktatörler kanlıdır. Ellerindeki kana, “halkın iyiliği” ya da “dinin yüceliği, din ile devletin kurtarıcılığı” adını verirler.

Kan sever, kan sevicidir, faşistler. İslam dünyasındaki yasak kasırgaları ve ölüm ayinleri genelde, tamamına yakını, dinin yüce iyiliği içindi. Dinciydiler. Temel özellikleri, dini bilmeyen, kulaktan dolma bilgiyle dindar olanları avlayarak sırtlarına binmekti. Vicdan yok, adalet duygusu ölüydü, bu dünyada. İşlettikleri dükkanda din satılıyordu. Alıcısı çok, kazanç büyüktü.
Din adına diyerek cinayet işliyor, vurguna çıkıyorlardı. İranlı Mollalar, dini yüceltme adına sıram sıram insan asarak, devrim muhafızlarının kulağını, gözünü karı-kocanın yatak odalarına uzatarak, iktidar kalelerini tahkim ediyor, El Kaide Afganistan’da ölüm taburlarıyla insan avlıyor, kadını suç aleti gibi gizliyor, peçeye tıkıyor, ikisi ayrı ayrı kendi rejimlerini ihraç koşusuna çıkıyordu.
İkisi de yanılgının gayri meşru çocuğuydu. Şah’tan, diktatörlükten el aman diyenler, kurtarıcı diye sarılmış ve belalarını bulmuşlardı.
Gel gelelim bu çocuk, dolandırdığı bir coğrafyayı, tersinden giderek kafese sokuyor, insanların hayallerini çalıyor, kadını tezgah altı günah yaratığı haline getiriyordu.
Kemalizm, kalabalıklara deli gömleği giydirmiş, insan onurunu kuyulara atmıştı. Hiç kimse kendisi değil, herkes “Türk”tü. Türkçüler (ırkçı) de dönme, devşirmeydi.
Dönme, dönekler ormanında çocuklar, “Türküm” diye bağırıyor, evinden çıkan (bugün hala öyle ya) Atatürk  heykellerini selamlayıp, Atatürk caddesi, Atatürk meydanını geçiyor, Atatürk ilk okulundan Atatürk lisesine dönüyor, Atatürk Havaalanında Atatürk posterlerine selama duruyor, Atatürk resmi olan parayla, “atam izindeyiz” gazetesini satın alıyordu. Atatürk’ü koruma kanunları (bugün de) yürürlükte, düğünler, gerdekler bile Atatürk ilke ve inkılaplarına uygunluktaydı.
Her yanı Atatürk olan, olmamış savaşlarda emperyalizmle dövüşe dövüşe Atatürk tarafından kurtarılmış ülkenin yerli taşı, kayası olan Kürtler, dilleri Kürtçe yok, ama Kürt isyanları, Atatürk ilke ve inkılaplarına uygun şekilde isyanları bastırma ile Kürdistan’ı yangına verme, insanlarını kırma vardı. (Şimdiki en büyük Türk Recep Erdoğan, Kürt sorunu yok, Kürt kardeşlerimin sorunu var diyor. Rejimin din büyüğü Fethullah Gülen de isyancıların kökünü kazıyın fetvası veriyor.)
AKP, Kemalizme karşı ılımlı gömlekliydi. Para sesi veren her kucağa koşmayı marifet bilmiş bazı “akiller” (akıllı adamlar) “liberallik kasidesiyle” onları pazarlıyor, duyan inanıyordu. Böyle iktidar oldular.
Şimdi Suudiler ekseninde El Kaide, Hamas’la sarmal “İslamcı fetih” peşindeler. Ruhları din ışıltılı, kazançları yandan çarklı, fır döndü öten düdükları cennet vaddediyor, ganimet avcıları kucağa koşuyor. Günün karı “ooh sefam olsun” diyor.
Dindarlıktan, Kürt ayranını milli içki yaptılar. O kadar liberal ve demokratlar ki Anatol France ve John Steinbeck’i yasaklayan rakıcı babalarıyla yarışta geri kalmamak için, onlar da Latin Amerikalı yazar Jose Mauro De Vasconcelos’u sansürlediler. Sonra, kimin ne içip içmemesi gerektiği sürecini başlatıp, alkolü musluklarında şaraplar aktığı söylenen cennet yollarına aykırı buldular. Alkolü suç ilan ettiler; buyur ayranımdan iç diyerekten…
Ve haşince, yaban, yabanice fetihçiydiler. Recep Erdoğan, “biz” girişiyle söze başlıyor, fetih hamleleri üzere gaz veriyor, ruhlara heyecan şırıngalayıp ve devam ediyordu:
“Biz 2053’e giderken, bu ülkede bir değil, yüz değil, binlerce Fatih Mehmet, binlerce Ulubatlı Hasan, yüzbinlerce Akşemsettin, Molla Gürani yetişsin istiyoruz.”
El Kaide, Afganistan’da Buda heykellerini dinamitleyerek vahşetini koyulaştırmıştı. Kars’ta barış heykelini uçurttular. İstanbul’da cami manzarasını bozan binaya diş biliyorlar.
Din içerikli ırkçı taklalar kendini tekrarlaya dursun, bunların ecdatlarından Asya içlerinde “saklı” Kızılelmayı bulup, saf kan Türklerden oluşan Turan imparatorluğunu inşa sevdalısı, ecdatları üç deli fişek Enver, Talat ve Cemal Paşalar da Türk değildi.  
Onlar, “arş ileri marş ileri, daima ileri” naralarıyla, asker kalabalığını, “fetih” yollarının karlarına sürmüş, orada bit istilasına uğrayıp kırılmış, kalan çoğunluk bir gecede donmuştu. Böylece, savaşa girmeden durduğu yerde yenilmiş, yok olmuş, yer yüzünün ilk ordusu unvanını kazanmıştı.
Bunların, gemiye doluşup, Filistin fethine çıkan Ulubatlı Hasan ruhu dokuz kişiyi Akdeniz sularında kaybetmişti. Suriye’yi Alevilerden temizleme hamlesinde de eğitip, silahlandırdığı El Kaidecileri ihraç etmişlerdi. Onlar şimdi kadınlara tecavüz ediyor, cinayet işliyor, talan yapıyorlar…
Kürdistan’ın fethi hamlesinde, Türk ordusu, “durmak yok, yola devam” emriyle kanatlanıyor, 20 tanesi çocuk, 34 Kürt’ü bir arada katlediyor, katliam sesi bütün dünyada duyuluyor, katiller tezgah altı ediliyor, katledilenlerin ruhuna çiçek sunanlar hakkında suçlu muamelesi yapılıyordu, dinini sevdiğim dünyada…
Kimin nerede ne yiyip içeceğini, hangi kitabı okunacağını, sinemada, televizyonda neyi seyredeceğini tekeline alıyordu, yeni fatih.
Buyrun, İslamik demokrsi adına beladan alın ki, ırkçı girdapta dincinin dinine, mezhebine uygun düşmeyen inançlar makbul değildi. İçecekler yasak ve bu yasaklarla Avrupa Birliği’ne girme taklaları atıyordu.

Yazarın diğer yazıları