‘FETÖ’den RETÖ’ye’

Daha kötüsü olabilir mi?

Onyıllardır Kürdistan’da kanıksanan: "bunlar en kötüsü" oldu.

Mustafa Kemal’dan bu yana "iyi"nin olmadığı bir coğrafyada, kötülerden daha kötüsü betimlemesine uyarlı bir hipotez, Erdoğan’ın son yaptırımlarına açıklık getirebilir mi?

Politik kudurma, kaybetmenin doruğunda gündemleşir: Bu son resim karesidir.

Erdoğan’ın kaderi sözkonusu.

Erdoğan’a bağlı işlenen insanlık suçları o kadar yüksek ki; kaderde varolan: ya hep ya hiç!

Tümden kaybetmemek için gündemleşen çıkışlar ve burjuva rasyonallerini tümden rafa kaldıran çıkışları, Erdoğan’ı hızlı bir biçimde uçuruma sürüklüyor.

HDP Milletvekillerinin tutuklanmasının ertesinde Berlin’de gerçekleşen miting ve yürüyüşün katılımcılarından, politikada emekliliği çoktan haketmiş deneyimli bir dava adamı: "FETÖ’yü (Fethullah Terör Örgütü) yoktan yarattılar, RETÖ (Recep Terör Örgütü) hortladı" tanısıyla son dönemde olanlara dair bir analize imza attı.

Deneyimli bir Alman sosyalisti, Kürdistanlı vekillerin Türkiye Parlamento’sunda olmanın başlı başına bir paradoks olduğunu belirtti ve sordu: "Kürdistanlıların kurtuluşunun başka bir yolu yok mu?"

Hukukçu gözüyle bakan bir dostum ise, Kürdistanlıların Türk Devleti’nin üzerinde yükseldiği "hukuk yapısı"nı sarstıklarını ve bunun Kürdistan Sorunu’nun Uluslararası Hukuk bağlamında çözümüne yol açabileceğine vurgu yaptı.

Aynı günün gecesinde, telefon açan dostlardan biri, YÖ.Politika‘nın bu yılın 8 Ağustos’unda yayınlanan ve Şengal’deki bir Êzîdî annenin anlatımıyla, oğlunun DAİŞ tarafından katledildiğini ve o gün etli pilav yedikten sonra, bir DAİŞ’linin kendisine: "Oğlunun etinin tadı hoşuna gitti mi?" sözlerinin yer aldığı ropörtajı bulmamda, kendisine yardımcı olmamı rica etti.

Ve ertesi gün çıkan haberlerde, vakti zamanında kurulan DAİŞ’in başına Erdoğan’ın getirildiği ve amaçlardan birinin de İran’ı dize getirmek olduğu, basına yansıdı…

Yürüyüş boyunca ve sonrasında düşündüm ve anlamaya çalıştım, aktarıyorum:

Günümüzdeki devlet terörü, daha bir üst seviyeye sıçradı: Erdoğan rejimi, tarihi çılgınlıklara başvuracağının sinyallerini veriyor: Sosyal Medya’nın iptali ve televizyon panellerinde, "gerekirse bir halk tümden haritadan silinmelidir"in "özgür ifade" olarak beyan edilmesi bunun sadece iki küçük örneği olmaktadır.

Ve aynı dönemde, "Kürt" olduğunu iddia eden, Erdoğan için işleyen medyanın kudurttuğu birçok "Kürt politikacı"nın, Kürtler’in katlini azmettirecek açıklamalarda bulunmaları, kapsamlı bir plana işaret etmektedir.

Buna paralel olarak, yine "Kürtler"den oluşan gizli çekirdek bir kadronun, Kürdistan’a pusu kurmak için görevlendirdiklerinin emareleri medyaya yansımakta.

Erdoğan rejiminin Kürdistan’daki son uygulamaları, Türk Devleti’nin Kuzey Kürdistan Hareketi’ne karşı aldığı "olağanüstü tedbir"i olarak okunuyor.

Erdoğan’ı durduracak, Kuzey Kürdistan’daki olağanüstü ve hesapta olmayan, devlet terörünü önleyecek "olağanüstü hamle" olabilir. Uluslararası kamuoyu, Erdoğan’ın "insanlık suçu" işleyen bir künyesinin olduğunun bilincindedir. 

Erdoğan’ın son açıklamalarından birinde, "bu densizler" olarak nitelediklerinin amaçlarının "Türkiye’yi, uluslararası alanda sıkıntıya sokmak" olduğunu açıklaması, ona bağlı rejimin Kürdistan’da yarattığı tahribatın altını çiziyor. 

Erdoğan’ın son açıklamaları, işgalci askeri ve polis güçlerinin Kürdistan’daki yaptırımları, bir RETÖ’nün sadece hortlamakla kalmayıp, bir çark olarak Kürdistan’ı işgal ve Türkiye’deki halkları derin bir sessizliğe mahkum etmek üzere iktidarda olduğuna delalet etmiyor mu?

Tablonun tercümesi şu: Can çekişiyorsun, anladık. Sancısıyla öfkeleniyorsun, onu da anladık.

Büyük bir hışımla, coğrafyada yaşayan herkesin sana boyun eğmesini kanıksamasını istiyorsun. Anlamadığımız: Dehaq, Kemal, Gürsel, Evren, Çiller‘in de başarmadığını; RETÖ’nün nasıl başaracağı…

Yazarın diğer yazıları